Bilimsel kariyerimdeki en ilginç adım belki de Orkney’e yapacağım seyahatti. Bu küçük ada Vikinglerin İngiliz adalarında en uzun kolonisiydi. Bu adaya gelen Kuzeyliler daha sonra yapacakları Faroe, İzlanda ve Grönland seferleri için bu küçük adayı üst olarak kullanmışlardı. Anavatanlarını terk eden ve sekizinci yüzyıldan itibaren aralıklarla batıya doğru seferler yapan bu vahşi topluluklar Orkney gibi tarıma alışverişli toprak parçaları arıyorlardı. Bu soğuk ve azgın sularda yüzlerce yıl önce yapılan seferleri incelemek, sahayı birinci elden görebilmek adına şimdi ben de yola çıkmıştım.
Adaya Edinburgh’tan iki şekilde ulaşılabiliyordu. Birisi hava diğeri ise deniz yoluydu. Süre bakımından hava yolu daha hızlı bir ulaşım imkânı sunuyordu. Vaktim azdı üç günlük sempozyumun son iki gününe yetişebilecektim, açılışı seremonisi kaçırmıştım bile. İkinci günün sabahında erkenden küçücük uçağımıza binip Edinburgh’tan Orkney’e geçtim. Yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuk küçük iki motorlu eski bir uçakla yapılmıştı. Günde bir kez gidip gelen bu sefer adanın tek hava yolu bağlantısıydı. Benim dışında herkesin yerlisi olduğu yolcular iki büklüm yerlerine oturdular. Uçak içinde rahatça dikelmenize imkân tanımayacak kadar küçüktü. Yere indiğimizde derin bir oh çektim. Keskin kuzeyin buz gibi havasını ilk kez içime çektim.
![]() |
| Sempozyumu düzenleyen enstitü merkezi. |
Havaalanı adanın başkenti olan Kirkwall’ın dışında yer alıyor. Otobüsle ya da özel taksilerle şehre ulaşabilirsiniz. Ancak vaktiniz varsa sıradan ada kırlarını dolaşmak için mükemmel bir rota. Bir tepeyi aştığınızda Kirkwall’a giriyorsunuz zaten. Bu küçük adanın küçük başkenti eski bir Viking yerleşimi. Her yerde kuzeyin kadim kültüründen izler bulmak mümkün. Ada konseyinin başkentteki üniversiteye, kütüphaneye ve araştırma merkezine yatırımları sayesinde bu tarih de kendisini göstermiş. Yol üstünde Odin’a adanmış bir sunak görmek dahi mümkün. Böylesi eski sunular artık İskandinavya’da kalmadı çünkü. Sıklıkla yağmurun bastırdığı rotamı tamamlayıp şehir merkezindeki eski rıhtımın karşısındaki küçük bir motele yerleştim.
Ahşap döşemesi ve yüz yılı aşkın mimarisiyle Ayre Hotel’den çokça memnun kalmıştım. Otele yerleştikten sonra hemen karnımın acıktığını fark ettim. Otelin arkasında bulunan küçük pub’ta kendime küçük bir ziyafet çektim. Bu küçük dinlenceden sonra adayı keşfe koyuldum, yarın sunum günümdü, şimdiden heyecanlanıyordum. Liman bölgesi adanın merkezine yürüme mesafesindeydi. Dar sokaklarıyla Old Town’a ve görkemli St. Magnus Katedrali’ni görmeye gittim. Böylesi küçük bir adada görmeyi beklemeyeceğiniz güzellikte bir mimari şaheserdi. Gerçekten etkilenmiştim. Usulca yağan yağmurun altında Kirkwall’ın sokaklarında dolandım, yüzlerce yıldır koyun yetiştiren çobanların refahı bu kenti zenginleştirmişti.
![]() |
| St. Magnus Katedrali'nden bir görünüş. |
Ormanı olmayan bir adaydı Orkney, belki de kolonileştiren Vikingler gemi yapmak ve ev kurmak için tüketmişlerdi yüzyıllar içinde. Adaya yerleştirilen küçük baş hayvanların tüketimi de cabası. Adanın meşhur koyunculuğu elbette ki adaya yerleşenlerin mirasıydı ve hala da devam ediyordu. Kırpılan bu sevimli hayvanların yünlerinden üretilen el işleri hala ciddi bir ekonomiyi yaratıyordu. Buna ayrılan özel iş yerlerini hayranlıkla gezdim. Anadolu’yu düşünmeden edemedim. Aynı hayvanları çok daha verimli steplerde yetiştiren köylümüzün ürettiklerini İngilizler gibi sergileyememesine hayıflandım. Bakımsızlıktan kırılan hayvanlarımızı, fakir ama gururlu köylerimizi ve asla bu kadar işletip zenginleştiremediğimiz insanlarımızı düşünerek otelime döndüm.
Ertesi gün geleneksel bir İskoç kahvaltısıyla güne başladım. Aslında İngiliz kahvaltısı olarak bildiğimiz bol proteinli menüye bu topraklarda İskoç demişler, iki komşu halkın ortaklaşması diyebiliriz. Nüansları varsa dahi ben fark edemedim. Erkenden sempozyumun yapılacağı UHI’ye bağlı Orkney College’a gittim. Alışık olunduğu üzere tema başlıklarına göre sunum yapacakları ayırmışlardı. Benimin sunuma düşen konferans salonunda benden önceki sunumları izleyip, kendi saatimi bekledim. Sunumumu tamamladıktan sonra yerime döndüm. İlk kez yabancı bir ülkede uluslararası bir sempozyumda sunum gerçekleştirmiştim. Heyecanlanmadığımı söyleyemem.
![]() |
| Merakımı çeken dükkanlardan. |
Sunumların tamamlanmasından sonra St. Magnus Katedralinin tarihi holünde harika bir yemek ile günü tamamladık. Bu holün tavan süslemesi Viking geleneklerine uygun olarak balık sırtından ziyade bir kayığın ters çevrilmiş haline daha çok benziyordu. Kent konseyinin açılış konuşmaları kısa sürdü, akabinde self servis olarak ikram edilen yemeklerimizi alıp masalarımızda yedik. Burada Norveç’ten, Polonya’dan ve İngiltere’den çeşitli akademisyenlerle tanıştım. Burada temellerini attığımız arkadaşlıklarımız uzun yıllar devam etti. Özellikle tezimin kaynakçasında da faydalandığım Alexandra Sanmark’a çok minnettardım. Samimi bir misafirperverlikle bizleri ağırladığı gibi her zaman yardımlarını esirgemedi. Meslektaş dayanışmasını geçen dostluğu için müteşekkirim.
![]() |
| Sempozyum yemeğimizden bir hatıra. |
Programın tamamlanması gece yarılarını bulmuştu. Dönüş yolunda yönümü bulamadığım için taksi çağırmayı tercih ettim. Taksiciyle otele kadar sohbet ederek geldik. Kendisi gençlik yıllarında ülkemizde de tur şoförlüğü yaptığı için benimle oldukça ilgilendi. Adada ilk kez bir Türk’ü gördüğünü söylemesi beni oldukça şaşırtmıştı. Avrupa’nın en uzak noktalarında birinde gerçekleştirilen bir bilimsel sempozyuma katılmış ve ülkemi gururla temsil etmiş gibi hissettim. Ülkelerimizden ve kültürlerimizde konuştuk, yemeklerimizi karşılaştırmaktan ve adanın Viking geçmişini tartışmaktan kendimizi geri tutamadık. Sakin ve huzurlu adanın bir zamanlar vahşi bir topluluğun deniz ötesi akınlarına ev sahipliği yaptığına bir kez daha şaşırarak dönüş hazırlıklarıma başladım. Dönüş yolunda bavulumda sadece kirli çamaşırlara sarılmış birkaç hediyelik değil aklımdan ve ruhumdan asla çıkmayacak sayısız hatıra da vardı. Şimdi bu satırları kahve eşlinde kaleme alırken o anıları yad ediyorum.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder