Stockholm'de Beyaz Geceler

Doktora tezimi yazarken İsveç Kraliyet Kütüphanesini ziyaret etmek istedim. Yerlilerinin Kungliga Biblioteket adını verdiği bu muazzam bina Gamla Stan’a yürüme mesafesindeki Humlegården’a bakıyordu. Ancak Stockholm ziyaretim tüm bunların ötesinde bir anlam taşıyacaktı, yola çıkmadan önce tahmin dahi edemezdim. Skansen’i, Vasa’yı ve Historiska museet’i görmek üzerimde büyük etkiler bırakmıştı. Stockholm'e seyahatim Mayıs ayındaydı ama hala gecele bembeyazdı, gün sabaha karşı ikiden önce tam olarak kararmıyor, birkaç saat sonra da yeniden aydınlanıyordu. Alışmam zaman aldı. Adalarla dolu bu kentin tahmin ettiğimden ne kadar büyük olduğunu öğrenmek, en az doktora çalışmam için ihtiyaç duyduğum tarihi malzemelere ulaşmak kadar bana haz vermişti. 

Çok kısıtlı bir bütçeyle gidebildiğim bu zengin ülke tüm Avrupa’nın en müreffeh ülkelerinden birisiydi. İmkanlarımızı zorlayarak seyahatimizi planlamıştık. Kuzeyin bu kraliyet merkezine indiğimizde hava soğuk ve pusluydu. Doktora çalışmam için ziyaret ettiğim bu kentin ne kadar pahalı olduğunu gelmeden önce öğrendiğimde M. ile kendimize kent merkezinden uzak ama rahat bir oda kiralayabilmiştik. Öyle ki üç metro hattında aktararak neredeyse bir saatlik bir yolculuk ilke kent merkezine ulaşbiliyor, ziyaret edeceğimiz kütüphaneleri ve tarih müzelerini görebiliyorduk. Ekonomik olarak oldukça zorlu olsa da burada bulacağım malzemin doktora tezim için zorunluluk olduğunu biliyordum.


Gamla Stan sadece eski bir yerleşim değildi.
Her yerde modern sanat örnekleri de görünüyordu.
 

Stockholm’un tarihi merkezi Gamla Stan adıyla anılan küçücük bir adaydı. Bu ada üzerinde bir yandan kraliyet sarayları bulunurken soyluların inşa ettirdiği eşsiz güzellikteki evler bulunuyordu. Adanın köprülerle bağlandığı diğer adalar ve anakarada ise yakınlık derecesine göre sınflar halkalar halinde dizilmişti. En düşkünler, yoksullar ve bizim gibi seyyahlar ise en dış halkada kalabiliyor, içeriye erişmek için onlarca kilometre yol katetmek zorunda kalıyordu. Bu düzen neredeyse ortaçağdan bu yana çok değişmemişti. Bugün de göçmenler, fakirler ve ucuz oda arayan öğrenciler kentin çeperlerine yayılmıştı. Bu mahallelerdeki dil, din ve ırk çeşitliliği çok şaşırtıcıydı. Kentin ortaçağdaki merkeziyle hiçbir benzerliği bulunmuyordu.

 

Stockholm’un bu sınıfsal yerleşimi beni çok etkilemişti. Halkalar halinde dizelenmiş bu şehirdeki yoksulluk ve çeşitlilik içerilere ilerledikçe kayboluyor, kraliyet merkezine yaklaştıkça safkan bir İsveç’le karşılaşıyordunuz. Gamla Stan’ın bağlantığı kara parçaları üzerinde bulunan modern şehir geniş yolları ve özenli meydanlarıyla göz kamaştırıcıydı. Buralarda siyah, sarı ya da kahverengi ten rengine rastlayamazdınız dahi. Net bir İsveççe ile yaşanıyor, yabancılar hemen ayırdedilebiliyordu. Öğrenciler ve turistler olmasa şehrin bu kesimlerine göçmenleri ya da azınlıkları göremezdiniz. Çocuk sesleri dışında yükselen bir ses duyamaz, arabaların ve insanların ahengini şaşkınlıkla izlerdiniz. 


Historiska Museet'te Vikinglerin Run-Taşları
 

Pahalı ama düzenli, azınlıkların ve farklılıkların özenle ayrıştırıldığı bu kent tüm çarpık sorunlarıyla güzeldi. Doktora tezimde anlatmaya çalıştığım dinsel değişimi mezar buluntuları üzerinden ilk kez gözlemleyebilmiştim. Şehir müzesinin (stadsmuseet) eşsiz koleksiyonu beni büyülemişti. Kusursuz bir parkın içinde yer alan Skansen mükemmel tasarlanmış bir etnografya müzesiydi, aslında yaşayan bir müzeydi. Burada bir yandan ortaçağ kasabasından modern bir kentin nasıl doğduğunu görebiliyorduk bir yandan da İsveç ulusal mirasını oluşturan Viking kültürü ile Batı Avrupa Hıristyanlığın nasıl bağdaştırıldığını anlayabiliyorduk. İlk kez burada fika deneyimi yaşıyordum.

 

İsveçler günlük yaşamda kısa kahve molaları vermeyi seviyordu. Bunu da fika dedikleri küçük tatlılar ve dostlarla edilen kısa sohbetler ile renklendiriyorlardı. Özellikle kanelbulle dedikleri tarçınlı çöreklerini taze demlenmiş kahveyle servis ediyorlar ve öğleden sonra mesaisine başlamadan kısa bir mola veriyorlardı. Böyle bir mola verecek dostlar edinmek ve yaşamdan keyif almak için İsveçli olmaya gerek yoktu sanırım. Ama biz Türklerin günlük yaşamın koşuşturması içinde bunu kaçırdığını düşünüyordum. Hatırlamam ve elimden kaçıp giden yaşamı idrak edebilmem için daha fazla seyahat etmem gerektiğini hissetmiştim.


İsveç'in Uusal Ozanı Axel Evert Taube
 

Stockholm’deki günlerimi yad ederken sevgili hocam Kurt Villads Jensen’i anmadan edemeyeceğim. Kendisiyle doktora çalışmam için ziyaret ettiğim Stockholm Üniversitesi’nde tanıştım. Kendisi Ortaçağ ve Bizans uzmanıydı. Gamla Stan’da yeralan pakistanlı bir ailenin işlettiği Chaikhana isimli mekanda bana ısmarladığı çayların lezzetini asla unutmayacağım. Sanırım bizim memleketimizi öğrendiğinden çay ikram etmenin daha doğru olduğunu düşünmüştü. Nazik notları ve yönlendirmeleriyle tezime yardım etmiş, sonra da bisikletine atlayıp güzel gülümsemesini bize emanet etmişti. Bu satırların yazarı ne o gülümsemeyi ne de aylar sonra kapısına kadar gelen güzel hediyeleri asla unutmuş değil. 

 

O akşamüstü Gamla Stan’dan çıkıp bir yürüyüş yapalım dedik, geçen gün sokaklarına ve meydanlarına bayıldığımız Västra stallet tarafına yürüdük. Bu bal dökülse yalanabilecek kadar temiz sokaklar üzerinde yürüyüp günü değerlendirirken etrafını gözlemleme şansımız da oldu. Bu meydandaki yürüyüşümüz kentin dokusunu ve insanlarını müzeleriyle araştırma merkezleri arasında koşuşturmaktan daha faydalı olmuştu. Stockholmlülerin nazik davranışlarına ve düzenli yaşamlarına imrenerek baktım. Elbette ki bu zenginliğin, düzenin ve refahın arkasındaki siyasi yapıyı da unutmamıştım. Ertesi gün Gamla Stan’daki Nobel müzesine gidecek olmak bu yüzden de anlamlı olacaktı.


 

Nobel ailesi Avrupa’nın en güçlü ve zengin ailelerinden birisi olarak Gamla Stan’daki görkemli bir köşkü restore etmişlerdir. İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi’nin de bulunduğu stortorget meydanına bakan yapının içinde Türk edebiyat ve bilim adamlarının da ismini görmekten mutlu olmuştum. Müzenin içinde o güne kadar Nobel ödülüne layık görülmüş her isme dair bilgiler bulunuyordu. Hem ödüllerin kendi tarihinden hem de ödüllendirilen insanları tanıyor, insanlık ailesinin bu anlamlı yolculuğunu takip edebiliyorsunuz. Burada bizim ülkemizden isimleri de bulmak ilham vermişti. Öte yandan bu güzel ödüllerden, ödüle adını veren aileden ve binanın kendisinden etkilenirken ailenin zenginliğinin kaynağından üstünkörü bahsedilmesi de ilgi çekiciydi. Petrol ve silah sanayinden elde ettikleri çuval dolusu parayı bilime ve barışa dağıtmak yolu ile kendilerine sükseli bir isim kazandırmışlardı. 

 

Stockholm’de öğrendiklerim, edindiklerim ve gözlemlediklerimle doktora tezimi yazacaktım. Sayısız bilimsel makaleyi, kitabı ve kaynak malzemeyi bulmuştum. Zorlansam da hedeflediğim tüm bilimsel merkezleri ziyaret edebilmiştim. Cebimi boşaltmış ama aklımı doldurmuştum. Dönüş yolunda bavulumu kitaplar, kopyalar ve notlar ile doldururken seyahat sınırlarını aşmaktan da korktum. Eskiyen ve gözden çıkardığım kıyafetleri yanıma almayacaktım. Dönüş yoluna hazırlanıyorken anılarımı ve bilgilerimi tazelemiş olmanın rahatlığını da taşıyordum. Bir zorlu yolcuğu daha tamamlamıştım. 


Doç. Dr. Selahattin Özkan




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder