Türkiye’de din ve
siyaset ilişkisini anlamak için, dinin geçmişte Türkler için ne ifade ettiğini,
nasıl yorumlandığını, gündelik hayata olan etkisini, hukuki alanda nasıl yer
aldığını, kişi devlet ilişkisini nasıl şekillendirdiğini göz önünde bulundurmak
gerekir. Günümüzde ise yukarı da sayılan kriterler geçerliğini korumaktadır,
geçmişe ait bir değerlendirme kıstası olarak düşünülmemelidir. Bu nokta da
İslam dinin siyasi mahiyetinin, kendi özünde yer aldığı göz önünde
tutulmalıdır. İslami inanışta din, insan yaşamının belirleyicisi konumundadır.
Kuran’da yer alan ayetlerde din; insanı doğru yola ileten bir yol gösterici,
doğru ile yanlışı ayırmaya yarayan bir ölçü, insan için gerekli olan değerler
ve onun yolunu aydınlatan bir nur olarak tanımlanmaktadır.
İbrahim Akdağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İbrahim Akdağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk-ABD İlişkileri ve "Ortadoğu Komutanlığı" 1950-1952
1945
sonrasında açık bir şekilde Sovyet tehdidine maruz kalan Türkiye dış
politikasını Sovyetlerden gelebilecek olası saldırılara ancak batılı
devletlerden yardım alarak bertaraf edebileceği gerçeğini göz önünde
bulundurarak şekillendirmiştir.[1] Bu bakış açısı dini, kültürel ve tarihsel bağlarının derin olduğu Ortadoğu
devletleri ile olan ilişkilerini de etkilemiş ve bu gerçekliklerin dışında batı
yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.[2] Dış
politikadaki bu kırılmanın açığa çıktığı somut olaylardan bir tanesi de
İsrail’in durumuna ilişkin Türkiye’nin tutumudur. Türkiye 1947 yılında İsrail
devletinin kurulmasına sebep olacak taksim planının Birleşmiş Milletler ’deki
görüşmelerinde esnek politika güdebilme yeteneğini yitirmemesi nedeniyle
kendisine batılı devletlerce yapılan baskılara rağmen hayır oyu kullanmıştır.[3] Ancak aynı yıl başlayan Marshall yardımlarıyla birlikte Türkiye batılı
devletlere daha çok yaklaşmaya başlamıştır.
Bu nedenle 11 Aralık 1948’de BM tarafından alınan Filistin uzlaştırma
komisyonun kurulması kararına Filistin’in yakın doğuda sürekli bir kargaşa ve
tehlike yuvası olmasından dolayı bölgede adaletli bir nizamın kurulması için
Fransa ve ABD ile candan bir işbirliği temenni ederek evet demiştir.[4]
Demokrat Parti'nin Muhalefet Yılları ve Atatürk Söylemi
Atatürk’ün
siyasal olarak kullanımını milli mücadelenin başlangıç yılları ile
başlatabiliriz. Bu dönemde Anadolu’daki milliyetçilerin başlattığı mücadeleye
taraf olanlar İtilaf devletleri tarafından Kemalistler olarak adlandırılmıştır.
Saray çevresi tarafından bu ekibe celalilere
atıfta bulunarak “Kemaliler” ismi
konmuştur. 1930’lu yıllarda komünizm ve faşizmin ideoloji olarak yükselmesine
kadar Atatürk ve çevresinde bir ideoloji kurma fikri gündeme gelmemiştir.
Atatürk, yapılan inkılapları Türk İnkılabı olarak adlandırarak, kendi ismi
çevresindeki tanımlardan uzak durmuştur. [1] 1930’lu yıllardaki ideoloji arayışları Kemalizm düşüncesini doğurmuş, Kemalizm
CHP tarafından resmi ideoloji olarak kabul edilmiştir.
Bir Güvenlik Kaygısı Olarak Silahlanmanın Kısa Tarihi
İnsanoğlu tarih sahnesine çıktığı ilk günden itibaren silahlanmaya başlamıştır.
İnsanlığın bu silahlanma çalışmalarını ele alan bu yazıda başlangıç olarak
silahlanmanın psikolojik ve sosyolojik sebeplerini ortaya konmaktadır.
Sonrasında ise modern çağlarda silahlanmanın boyutları ortaya konarak
günümüzdeki silahlanmanın nereye doğru gittiği ortaya konmaya çalışılmıştır.
Ah Güzel İstanbul: Bir Modernite Eleştirisi
Sinema,
her ne kadar ticari kaygıların gölgesinde icra ediliyorsa olsa da gerçek hayatta yaşanan, içinde sorunsalı olan somut olayları ele alan örnekleri
her dönem mevcut olmuştur. Ülkemizde gerçekleştirilen anketlerde ya da sinema
eleştirmenleri tarafından oluşturulan en iyi filmler listelerini ele
aldığımızda, çekildiği dönemde ödüller almış ya da izleyici rekorları kırmış
filmlerin azlığı dikkati çekmektedir. Zamanın acımasızlığı karşısında içinde
belli bir sorunsalı barındıran filmler diğerlerinden ayrışarak bir klasik
haline gelirler. Bunun bir diğer nedeni de söz konusu sorunsalın halen toplum
için geçerli olması ya da açtığı yaraların yeni yeni kapanmaya yüz tutmasıdır.
Altmışlı yıllara ilişkin pek çok klasikten söz edebiliriz. Hepsi de içerdiği sorunsalı
başarı ile ele alıp irdelemektedir. Metin Erksan Halit Refiğ ya da Ömer Lütfi
Akad bu dönemde toplumun sorunlarına eğilmiş kendine set olarak sokağı,
şehirleri, köyleri seçmiştir. Ömer l. Akad’ın deyimiyle kamerayı kapıp sokağa
çıkmışlardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




