Almanya, Belçika ve Hollanda’nın keşisim noktasında yer alan Aachen çeyrek milyona yaklaşan nüfusuyla tarihi görkemini geride bırakmış küçük bir kasabayı andırıyor. Bu küçük kasabayı dünya tarihinin merkezine koyan hiç kuşkusuz bu kentte doğan en büyük isme borçlu. Avrupa ve Dünya tarihinin en büyük isimlerinden olan Charlemagne’nin unvanı adıyla ayrılmaz bir bütün oluşturan ender insanlardan birisidir. Latince yazılarda ondan Carolus diye bahsedilir, Almanlar ise Karl olarak kaydetmiş, Frankler ise ona Şarl derler, güzel Türkçemize de oradangeçmiş. Hangi dilde nasıl telaffuz edilirse edilsin herkes olan Le Magne “Muhteşem” diye eklerler. Türkçemizde de Şarlman olarak anılmasının sebebi budur.
![]() |
| Şarlman ve Rathaus |
Aachen’e gittiğinizde bu büyük devlet adamının bu unvanı neden aldığını, unvanının adından nasıl ayrılmadığını gözlerinizle görüyorsunuz. Bu küçük kentte ya da yakınlarda daha da önemsiz bir yerde doğan Şarlman birkaç nesil önce Hıristiyanlığa geçen Galyalı bir kabilenin üyesiydi. Yeni inançlarını alan bu halk Latince’yi de kullanmaya başlamıştı ama hala komşularıyla ticaret yapmak için Frank ve Gemen lehçelerini de biliyordu. Bu kozmopolit dünyanın ferdi olan Şarlman romalıların tarih sahnesinden çekilmesiyle boşalan Avrupa’da yeni bir imparatorluğu tasarlayacaktı. Hıristiyanlaşmış ama Romalıların kültürel mirasını da benimseyen bu yeni düzen tarihe derin izler bırakacaktı.
Aachen’da işte bu mirasın gözle görünür hale geldiğini hissediyorsunuz. Aachener Dom dokuzuncu yüzyılda Şarlman tarafından bizzat inşa edilmişti. Şarlman zamanından ayakta kalan asıl kısım Palatin Şapeli olarak bilinmektedir. Onun imparatorluk ideallarini en iyi yansıtan kutsal bina sanırım bu mütevazi mabet olmalıydı. Aachener Dom UNESCO’nun Dünya Mirası listesinin 1978’te ilan edilen ilk on iki üyesi arasında yer alıyor. Biliyorsunuz liste her yıl daha da genişliyor. Şapelin üst katında Almanların “Karlsthron” adıyla andıkları Şarlman’ın Aachen’dan Avrupa’yı yönettiği ünlü tahtı bulunuyor. Taht Şarlman’dan sonra da kullanılmaya devam etmişti. Otuzdan fazla Alman kralı bu tahtta taç giymişti. Bu tahta sadece özel izinle çıkılabildiğini hatırlatmak lazım. Gerçekten eşsiz bir deneyim. Yine katedralin bir köşesindeki sanduka içinde ise imparatorun bedenin geriye kalanlar saklanmış durumda. Almancada “Karlsschrein” olarak anılan bu sanduka içinde imparatorun huzurundaymış gibi tüpleriniz diken diken oluyor. Az ötedeki “Domschatzkammer” içinde ise kraliyet hazinesi yanısıra imparatorun tacını ve büstünü görebilirsiniz.
![]() |
| Aachen Altstadt ve Dom |
On dördüncü yüzyıldan kalma Rathaus binasını da görmeden gelmemelisiniz. Cephesi sayısız Alman hükümdarının büstüyle süslenen bina gerçekten tam bir ortaçağ abidesi konumunda. Günümüzde belediye binası olarak hizmet etse de bu bina asıl olarak bir imparatorluk sarayıydı. Eskiden Şarlman’ın da buradaki bir sarayda ikamet ettiği düşünülüyormuş. On dördüncü yüzyılda şu an gördüğümüz binan yapılsa da Şarlman zamanından kalma duvarların binanın temellerini oluşturduğu söyleniyor. Şehir merkezinden tren istasyonuna giden yol üzerinde içinde bir zamanlar Şarlman’ın da yıkandığı eski şifalı su kaynaklarını görebilirsiniz. Elisenbrunnen olarak bilenen yere on dokuzuncu yüzyılda yapılan neoklasik mimari eser zaten mutlaka gözünüze çarpacaktır. Bavyera Prensesi Elisabeth’in adını taşıyan bina özgün pınarları koruması için yapılmış olsa da günümüzde turist yığınlarının akınına uğruyor.
Yorucu şehir turumuzun ardından Katedralin hemen köşesindeki Nobis’te bir kahve molası verdik. Bu meşhur pastane aslında zencefilli esme kurabiyesi ile tanınıyor. Öyle aman abartılacak bir lezzeti olduğu söylenemez. Ancak hazır burdayken tadına bakabilirsiniz. Pastenin verandası ise Katedrali görmeniz için gerçekten iyi bir fırsat sunuyor. Sevgili eşim Özben ile burada tadına doyamadığımız Alman pastalarından yedik. Pastacılıkta neredeyse Fransızların gerisinde kalmadıklarını düşündüğüm Alman pasta ustalarının en takdir ettiğimiz özelliği ise şekerle kandırmaya çalışmamalarıydı. Lezzetli hamur işleri, kremaları ve tadından bırakılan şekerleriyle Alman pastacıları gerçekten de takdirimizi kazanmışlardır. Ayrıca kahveleri de harikaydı. Aralık ayının nefes kesen soğuklarında yaptığımız Aachen ziyaretimiz boyunca Nobis molalarımızda ısındık ve rahatladık.
![]() |
| Krämerstrasse üzerindeki Postwagen restoranı günümüze ulaşan Aachen'daki en eski ahşap bina "Fachwerkhaus" on yedinci yüzyıldan kalma, 1902'de ise restoran açılmış. |
Aachener Dom’un çevresi artık tam bir turistik çekim noktası haline gelmiş. Eski konakların ve güzelim sokakların olduğu bu semtte turist yığınları için özel düşünülmüş sayısız dükkan bulunuyor. Siz de bu imkanlarda faydalanabilirsiniz. Annastraße ve Körbergasse gibi çevredeki tarihi sokaklar ise zincir mağazalardan ziyade sanatsal galeriler, tasarım kıyafetler satan butikler, özgün takıcılar ve Almanya'nın en eski kahve dükkanlarına ev sahipliği yapmaktadır. Dolaşmaktan yorulacaksınız belki ama gerçekten bu yorgunluğa değecektir. Bizim gibi kış aylarında Aachen’da olsanız da soğuğa aldırmayın ve Dom’un çevresindeki bu tarihi semtleri olabildiğince dolanız. Belki şansız bir çocuksanız karşınıza hiç ummadığınız hazineler çıkacaktır.
Aachen’de en çok ilgimizi çeken bir başka durak da Suermondt-Ludwig Müzesi oldu. Altstadt dışında olması nedeniyle çoğu turist rotasının dışına kalan bu yapı gerçekten özel olarak gelmeyi hak eden bir yer. Mutlaka uğramalısınız. Kurucuları Barthold Suermondt ile Irene-Peter Ludwig'lerin adını taşıyan tarihi müze, Aachen'da farklı türde sanat eserleri görmek isteyenler için ideal bir seçenek. Ortaçağ’dan post modern resme kadar geniş bir koleksiyonu bulunan müzede Botticelli’de Brueghel’e, Rubens’ten Picasso'ya kadar çok çeşitli sanatçının eserlerini yakından inceleyebilrisiniz. Biz burada geçirdiğimiz süre boyunca kendimizi öyle kaybetmişiz ki zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Müzeyi tamamladığımızda havanın karardığını görmek bizi epey şaşırtmıştı doğrusu.
![]() |
| Gilli Coignet'in Der Sündenfall isimli eseri Suermondt-Ludwig Müzesi'nde. |
Her ortaçağ kenti gibi Aachen da zamanında surlarla çevriliydi. Ne yazık ki artık bu tarihi surları görmek mümkün değil. Ancak kente girişi sağlayan eski sur kapılarından iki tanesi ayakta kalmış. Bunlardan ilki Franzstrasse üzerindeki Marschiertor. İkili bir kuleyi andıran ve şehrin ortaya yerinde zamandan kopmuş gelmiş gibi duran bu yapı aslında bir zamanlar şehri çevreleyen surlardan girmenizi sağlayan bir kapıydı. Dom’dan uzak bir noktada bulunsa da ziyaret edilmeyi gerçekten hak ediyor. Diğeri ise modern kent sakinlerinin nefes almasını sağlayan ve Ludwigs Park olarak bilinen bahçe yakınlarındaki Ponttor isimli yapı. Marschiertor’a göre belirgin şekilde kaleyi andıran Ponttor aslında ortaçağ surlarına açılan bir kapı olarak hizmet veriyordu. Ludwigs Park’tan ise arkasındaki Lousberg isimli kent ormanına bağlanabilirsiniz. Mevsim fark etmeksizin ziyaret etmeniz gereken bir kent ormanı olan bu bahçeler harika bir tepelik. Bir de hazır Aachen’dayken Almanya, Belçika ve Hollanda sınırlarının birleştiği yeri, yani Dreiländereck’i görebilirsiniz. Kısa bir sürüş mesafesinde bu yer turistlerin ilgi gösterdiği noktalardan bir tanesi elbette.
Aachen’da geçireceğiz vakti kısa tutmamalısınız. Bu eski imparatorluk ikematgahı günümüzde bir başkentin ya da metropolün sunacağı imkanlara sahip değil elbette. Ama Avrupa tarihinin eşsiz bir dönüm noktasına isabet eden bu kenti önemsememek büyük bir hata olacaktır. Geçmişiyle hafızalarımızda yer edinen kişilerin ve olayların geçtiği böylesi yerler her zaman keşfedilmeyi bekleyen gizli hazineleri barındırmaktadır. Sahip olduğu geçmişin eşsiz güzellikteki eserlerini görmek çok zaman almasa da anlamak ve idrak etmek bir ömür sürecektir. Ortaçağ tarihçisi olmamın verdiği merakla bu kentte geçirdiğim süreyle yetinememiştim. Vedalaşırken aklımda kentte yürüdüğüm sokaklar, ziyaret ettiğim yapılar ve tadına doyamadığım yerel tatlar kadar insanların güler yüzlü misafirperestliği ve hoşgörülü yardımseverliği kalmıştı. Aachen’la bir daha buluşmak üzere sözleştik. Mutlaka bir gün geri dönecektik.
![]() |
| Aachen'daki Hünerbein Mağazası 1946'da oyuncakçı olarak açılan bu yer yetmişlerde tümüyle model trenlere yönelmiş. 750 m2 büyüklüğündeki mağaza harika. Mutlaka ama mutlaka görülmeye değer. Fotoğraf ve Bilgi için Tıklayınız. |
..
...
.






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder