Aşkenaz Yahudileri ve Rav İshak Sarfati’nin Türkiye'si


Aşkenazlar Yahudileri çok uluslu yapısıyla yüzyıllar boyunca ayakta kalan Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan inançlardan sadece birisidir. On altıncı yüzyıldan başlayarak Osmanlı egemenliğinde görülmeye başlayan bu Yahudi topluluğu kendine has kültürel birikimiyle çok uluslu imparatorluk toplumunun parçalarından birisi haline gelmiştir. Aşkenazlar soykırımlar ve sürgünlerle dolu Yahudi tarihinin küçük ama önemli bir bölümünü oluştururlar. Babil’den Mısır’a Doğu Avrupa’dan Kırım’a uzanan hikayeleri nihayetinde Osmanlı vatandaşlığına kadar gelmişti. On üçüncü yüzyıl gibi erken dönemden başlayarak Anadolu’da görülmeyen başlayan Aşkenazların öyküsü Osmanlı egemenliğinin çok uluslu yapısıyla giderek bağdaşmıştır. Burada okuyacaklarınız bu azimli halkın tarihine dair küçük bir kesiti oluşturacaktır.

Kalevala "Fin Halk Destanı"


İskandinavya’da yaşayan ve Vikingler dışında kalan iki halktan birisi olan Finler dilleri, dinleri ve yaşayışlarıyla hem Vikinglerden hem de Sámilerden ayrılmaktadır. Sámiler ise Vikingler ve Finler dışında İskandinavya’da yaşayan üçüncü halk kitlesidir. Bu yazıda konu edilecek olan Finlerin inanç yapılarının merkezinde ise Kalevala isimli büyük destanları bulunmaktadır. Viking inançlarına ait birçok kadim metinde Finler ve inançları açıkça ötekileştirilmektedir. Bu çalışma kapsamında Vikinglerin kendilerinden ayrıştırmak için büyük çaba sarf ettiği bu halkın inançlarına ve inançlarının merkezinde bulunan Kalevala Destanı’na bakılacaktır. Kalevala insan yaşamındaki onur, refah ve aile gibi arayışların temelindeki istekleri sorgulayan, kişisel hırsları ve içsel duyguları anlamaya çalışan bir metindir. Germen destanlarındaki yüzüğün yerini Finlerde “sampo" refah değirmeni almıştır. Gerçekten de tüm halk destanlarında kahramanların peşinde koştuğu mutluluk nedir? İşte Kalevala bu soruya cevap arayan bir destandır. 

Efsanevi Kent El Dorado'nun Öyküsü

 


Yeni dünyayı keşfeden Kolomb’un Hind diyarlarına yeni yollar aramaktan çok kayıp şehirlerin rüyasını gördüğünü düşünebilirsiniz. Ancak bu yolculuk çok daha derin bir etki bırakmıştı. Katolik İspanya’nın bilinenin ötesindeki topraklarından getirdiği zehirli bitkiler, yarı çıplak yerliler ve tükenecek gibi görünmeyen değerli taşlar Avrupalıların gözlerini kamaştırıyordu. Kolomb yeni dünyada korkunç ama bir o kadar da zengin kentlerle tanışmıştı. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz kaybolmuş bir kentti. Meksika'nın yüksek yaylalarının tam ortasındaki kadim Aztek ülkesinin keşfi ve onlardan artı kalanların ele geçirilmesi tarihsel açıdan Kolomb’tan ziyade "konkistador" olarak anılabilecek en büyük İspanyol kumandanlardan olan Hernando Kortez adıyla birlikte anılmaktadır. 

Tarihi Bağlamında Bir Demokrasi Denemesi

Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi diyor sözlükler Demokrasi için, tarihi ise en az kendisi kadar muğlak bu kavramın. Antik Yunan'dan başlayıp Fransız Devrimi'ne, Sovyetlerden tutup Amerikalara kadar türlü öyküsü elbette yazılmıştır. Günümüzde artan baskılara rağmen dünyanın hala her köşesinde insanların dilinden düşürmediği ortak bir kavram var ise muhakkak Demokrasi olmalıdır. Üzerinde çokça uzlaşıya da varılamadığı aşikardır. Az biraz tarihine bakmak ve yeniden tartışmaya açılan bu kavramı anlamak adına kadim zamanlardan başlayarak, yurt bellediğimiz yaşadığımız topraklar üzerinde başlayan en eski öyküsüne odaklanmak gerekiyor belki de. 

Tarihi ve Kişiliği ile Buda

 


Buda adını duyman yoktur. Kimdir Buda, tarihte gerçekten de böyle bir kişi yaşamış mıdır? Tarihi ve kültürel kişiliğiyle Buda'nın yolculuğu ne anlam ifade etmektedir. Sanskrit diline baktığımızda kelime anlamı olarak “uyanmak, idrak etmek, bilinçlenmek” ile ilişkilendirilmektedir. Kökeni olarak Sanskrit dilindeki “budh” fiilinin geçmiş zaman kipidir. Birebir baktığımızda "uyanmış, idrak etmiş, bilinçlenmiş” anlamına gelmektedir. Öte yandan tarihi bir kişilik olarak Siddhartha Gautama'nın kendisi de bu kelimeyi tanımlamaya çalışmıştır. Kendisini değil kendisiyle ilişkilendirilen bu tanımı yapmaya çalışmıştır. “Buda” onun için tarihsel olarak hem kendisi için, hem de ona inanan ve bir yol göstericisi olmadan kendiliğinden “uyanan” herkes için kullanmıştır diyebiliriz. Daha sonra takipçileri tarafından bir inancın kurucusu olarak ele alınacaktır. Bu inanç sisteminde “Buda” kavramı inanan kişinin ruhunun saflığını ve masumiyetini ifade etmektedir. Buda'nın hem kendisinde hem de inancında mükemmelliğinin gücüne ve bu saflığa kendiliğinden ulaşmasına bir yüceltme bulunmaktadır. Ona göre kişi hiç kimsenin yardımı olmadan da aydınlanabilir ve bilgeliğe ulaşabilir. Bu noktada Siddhārtha Gautama'nın kim olduğu önem arz etmektedir. İnancından bağımsız olarak Buda'nin kim olduğunu anlayabilirsek, belki inancını daha yakından tanıyabiliriz.

Philadelphia'dan Alaşehir'e Kadim Kentin Kadim Tarihi

 
Philadelphia, Alaşehir'in Roma dönemindeki adıdır. Philadelphia, Pergamon kralı II. Eumenes M.Ö tarafından M.Ö. 189’da kurulmuştur. II. Eumenes, kurduğu şehir kendisinden sonra iktidara geçecek kardeşine duyduğu sevgi nedeniyle “kardeşini sevenlerin şehri” olarak adlandırmıştır. Kardeşi II. Attalos gerçekten daha sonra Philadelphos Attalos (Kardeşini seven Attalos) olarak nam salacaktır. Bergama Krallığının son hükümdarı III.Attalos Alaşehir de dahil bütün krallığını Romalılara karşı müdafaa etmiştir. Ancak M.Ö 133’te III.Attalos’un ölümüyle krallık dağılmış ve Romalılar M.Ö 129’da İyonya ve Bergama Krallığını birleştirerek Roma’ya bağlamışlardır. M.S. 17’de büyük bir deprem geçiren şehir, Romalı hükümdar Tiberius tarafından vergiden muaf kılınmıştır. Bunun karşılığında Philadelphia halkı Tiberius’a onurlarını sunmuşlardır. Yapılan kazılarda ortaya çıkan sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla Roma İmparatoru Caligula’da şehre yardım etmiştir.