On Yedinci Yüzyılda Anadolu ve Bitlis: Bir Cizvitin Gözlemleri

 (1)

Bitlis Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden birisi olması sebebiyle Batı’dan Doğu’ya giden büyük seyahat rotalarının üzerinde bulunmaktadır. Bitlis, bu nedenle de zaten kurulduğu günden bu yana gezginlerin ve kâşiflerin uğrak bir noktasıdır. İçinde barındırdığı çeşitli dinlerden ve dillerden sakinleriyle Bitlis’te seyyahların ve yabancıların varlığı hiç de olağan dışı bir olay değildir. Bitlis’in çeşitli kültürlerden ve inançlardan sakinlerinin erime potası olması Bitlis’in renkli kültürel dokusunu besleyen tarihi mirasını oluşturmaktadır. Bitlis’ten geçen ya da Bitlis’e uğrayan yabancı seyyahlar da bu tarihi mirası gözlemlemiş ve betimlemişlerdir. Bu gözlemlerden bir tanesi de on yedinci yüzyılda Anadolu üzerinden Uzak Asya’ya ulaşmaya çalışan Philippe Avril’in kaydettikleridir.

"Bir Propaganda Aracı Olarak Din"in Kısa Tarihi


Türkiye’de din ve siyaset ilişkisini anlamak için, dinin geçmişte Türkler için ne ifade ettiğini, nasıl yorumlandığını, gündelik hayata olan etkisini, hukuki alanda nasıl yer aldığını, kişi devlet ilişkisini nasıl şekillendirdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Günümüzde ise yukarı da sayılan kriterler geçerliğini korumaktadır, geçmişe ait bir değerlendirme kıstası olarak düşünülmemelidir. Bu nokta da İslam dinin siyasi mahiyetinin, kendi özünde yer aldığı göz önünde tutulmalıdır. İslami inanışta din, insan yaşamının belirleyicisi konumundadır. Kuran’da yer alan ayetlerde din; insanı doğru yola ileten bir yol gösterici, doğru ile yanlışı ayırmaya yarayan bir ölçü, insan için gerekli olan değerler ve onun yolunu aydınlatan bir nur olarak tanımlanmaktadır. 

Türk-ABD İlişkileri ve "Ortadoğu Komutanlığı" 1950-1952


1945 sonrasında açık bir şekilde Sovyet tehdidine maruz kalan Türkiye dış politikasını Sovyetlerden gelebilecek olası saldırılara ancak batılı devletlerden yardım alarak bertaraf edebileceği gerçeğini göz önünde bulundurarak şekillendirmiştir.[1] Bu bakış açısı dini, kültürel ve tarihsel bağlarının derin olduğu Ortadoğu devletleri ile olan ilişkilerini de etkilemiş ve bu gerçekliklerin dışında batı yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır.[2] Dış politikadaki bu kırılmanın açığa çıktığı somut olaylardan bir tanesi de İsrail’in durumuna ilişkin Türkiye’nin tutumudur. Türkiye 1947 yılında İsrail devletinin kurulmasına sebep olacak taksim planının Birleşmiş Milletler ’deki görüşmelerinde esnek politika güdebilme yeteneğini yitirmemesi nedeniyle kendisine batılı devletlerce yapılan baskılara rağmen hayır oyu kullanmıştır.[3] Ancak aynı yıl başlayan Marshall yardımlarıyla birlikte Türkiye batılı devletlere daha çok yaklaşmaya başlamıştır.  Bu nedenle 11 Aralık 1948’de BM tarafından alınan Filistin uzlaştırma komisyonun kurulması kararına Filistin’in yakın doğuda sürekli bir kargaşa ve tehlike yuvası olmasından dolayı bölgede adaletli bir nizamın kurulması için Fransa ve ABD ile candan bir işbirliği temenni ederek evet demiştir.[4]

Üç Eski Ankara Evinden Bir Müze Yaratmak: Erimtan Deneyimi



Bir mühendis olmanın yanı sıra koleksiyonerliği ile tanınan Yüksel Erimtan'ın yıllar içinde biriktirdiği arkeolojik eserlerin artık kişisel bir hobiden çıkıp kamusal bir müzeye dönüşümü ülkemiz açısından eşine az rastlanır bir deneyimin öyküsüdür. Genç bir mühendis iken 1960’lı yıllarda çalıştığı Tarsus’ta edindiği Roma yüzük taşları ile koleksiyonerliğe başlayan Yüksel Erimtan, hobisini profesyonel bir tutkuya dönüştürür.  Sadece obje toplayan birisi değildir Erimtan, yetkin arkeologlar ile çalışarak hatırılı sayılır bir emek ve sermayeyi koleksiyonan yatırır. Öyle ki oluşturduğu bu koleksiyon nihayetinde mekansal bir gösterime kavuşacak kadar büyüyecektir.

Demokrat Parti'nin Muhalefet Yılları ve Atatürk Söylemi


Atatürk’ün siyasal olarak kullanımını milli mücadelenin başlangıç yılları ile başlatabiliriz. Bu dönemde Anadolu’daki milliyetçilerin başlattığı mücadeleye taraf olanlar İtilaf devletleri tarafından Kemalistler olarak adlandırılmıştır. Saray çevresi tarafından bu ekibe celalilere atıfta bulunarak “Kemaliler” ismi konmuştur. 1930’lu yıllarda komünizm ve faşizmin ideoloji olarak yükselmesine kadar Atatürk ve çevresinde bir ideoloji kurma fikri gündeme gelmemiştir. Atatürk, yapılan inkılapları Türk İnkılabı olarak adlandırarak, kendi ismi çevresindeki tanımlardan uzak durmuştur. [1] 1930’lu yıllardaki ideoloji arayışları Kemalizm düşüncesini doğurmuş, Kemalizm CHP tarafından resmi ideoloji olarak kabul edilmiştir.

Bir Güvenlik Kaygısı Olarak Silahlanmanın Kısa Tarihi


İnsanoğlu tarih sahnesine çıktığı ilk günden itibaren silahlanmaya başlamıştır. İnsanlığın bu silahlanma çalışmalarını ele alan bu yazıda başlangıç olarak silahlanmanın psikolojik ve sosyolojik sebeplerini ortaya konmaktadır. Sonrasında ise modern çağlarda silahlanmanın boyutları ortaya konarak günümüzdeki silahlanmanın nereye doğru gittiği ortaya konmaya çalışılmıştır.