Viking Mitolojisi Kapsamında Tarkan "Viking Kanı" Filmi İncelemesi

Vikingleri, tarihlerini ve inançlarını kendisine konu edinmiş birisi olarak yıllardır önüme çıkan bir soruyu yanıtlamak isterim. Çalışma alanımı öğrenen herkesin aklına ilk ve tek gelen şey Tarkan: Viking Kanı isimli filmdir. Bazen bu filmin yanı sıra bir de ülkemizde Vikingler adıyla gösterilen “Wickie und die starken Männer” isimli çizgi film de eklenir ama onu daha sonraya bırakarak Türkiye’de yapılmış ilk ve tek Viking filmi olan 1971 yapımı Ertem Eğilmez filmine ciddiyetle bakarak yıllardır peşimi bırakmayan bu sorunsalı noktalamak isterim. Burada filmin internette sahip olduğu üne ve kimilerince hafife alınan teknik yetersizliğine takılmadan ciddiyetle ele almaya çalışacağım.

Evde Olamamanın Uzun ve fakat Kısa Tarihi Üzerine


Bir zorunluluk olarak salgın hastalıklardan korunmak için evlerine dönen yüz milyonlarca insanın yaşadığı derin sarsıntı, kaçınılmaz tarihi gelişmelerin bir sonucu olabilir. Burada öncelikle insanlığın nasıl bu noktaya vardığını anlamaya çalışacak sonrasında ise evin bir yuva ve barınak olarak insanlık için yükselen ve farklılaşan anlamından bahsetmeye çalışacağım. Ev yeniden insan hayatının merkezine otururken, insanlığın evin dışına çıkmasının gelişimine bakmak bir şekilde kendi tarihimize bakmak anlamına da gelmektedir. Evin insanlık tarihindeki ontolojik kuruluşunun ardından yirmi birinci yüzyılda yeniden, ama bu kez zorunluluktan bir daha keşfedilmesi çağımızın belki de en önemli adımlarından birisi olacaktır. 

Sincan’da İslamistan ve Bir Hayali Halife: Bertram W. Sheldrake


Birinci Dünya Savaşı’nın Avrupa dışındaki yankıları genel anlatının içinde kendisine pek yer bulamamaktadır. Avrupa ve Amerika’daki gelişmeler, ve elbette kendimizle doğrudan ilintili Osmanlı İmparatorluğu’nun Yıkılışı ve Kurtuluş Savaşı gibi kısımları tarih kitaplarımızda sıklıkla okumuşsunuzdur. Birinci Dünya Savaşı’nın Afrika’daki izleri dahi Osmanlı ve Avrupa bağlantısı sebebiyle genel kültürel bilgimizde daha fazla yer edinmiştir. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı’nın Asya’daki seyri ve sonrasında yaşananlar çoğu kişi için ilgi çekici ya da gerekli dahi görülmemektedir. Buna rağmen Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Asya’daki gelişmeler oldukça heyecan verici ve ilgi çekicidir.

Viking Mitolojisinde Dokuz Rakamı ve Önemi

Collingwood, 1908
Viking Mitolojisinin temel kayağı kabul edilen iki Edda bulunmaktadır. Eddalar Nesir ve Manzum olarak ikiye ayrılmaktadır. Edda kelimesinin tam olarak ne anlama geldiği ise tartışmalıdır. Bazı varsayımlar ortaya atılmışsa da henüz bilim insanlarının bir ortak kanıya ulaştığını söylemek mümkün değildir. Araştırmacıların Edda’nın ne olduğu ile ilgili ortaya attığı teorileri şöyle gruplandırmak mümkündür. Bir kısmı Edda’nın doğrudan “şiir” demek olduğunu söylemektedir zira günümüzde kadim Norse diline en yakın kuzey aksanı kabul edilen İzlanda dilinde şiire óðr denilmektedir. Bir kısmı ise her iki eserin de yazıcısı kabul edilen Snorri Sturluson’un da yetiştiği yer olan İzlanda’daki Oddi kentinden türediğini ileri sürmektedir. Bazı araştırmacılar ise Edda’nın büyük anne, ana kadın anlamı taşıdığını söylemektedir. (Hagen, 1904, s. 127) Her nasılsa edebi ya da coğrafi bir tanımlamaya dayansın bugün, Viking Mitolojisinin temel kaynağı olan Eddalar; iki kitabın da ortak ismidir ve aslında Edda denildiğinde bu iki kitap akla gelmektedir.

Ölümsüz Deha Leonardo Da Vinci ve Mona Lisa'sı


Leonardo Da Vinci beş yüz yıl önce doğmuş eşsiz bir dehadır. Sanatı, bilimsel düşünü ve ayrkırı kişiliği ile tarihte benzersiz bir iz bırakmıştır. Leonardo insan çabasının ürünleri olan sanat ve bilim birbirinden ayrı disiplinler olsa da ikisinin de çıkış kaynağı olarak doğayı kucaklar. Her dönemde sanatçılar bilimin sunduğu olanakları ve yeni yaklaşımları sanata hizmet edebileceği ölçüde kullanmışlardır. Ancak, Ortaçağ Avrupa’sının yetiştirdiği sanatın ve bilimin öz evladı olan Leonardo, bilimin sunduğu olanakları olduğu gibi almak yerine kendi gözlemlerini kayda geçirip edindiği bilgiler ile yeni tasarımlar yapma yolunu seçmiştir. Böylece Leonardo’nun cesur adımları Rönesans’ı Aydınlanma’yı ve Bilimsel Uyanış’ı peşi sıra sürüklemiştir. O’na göre makine icat etmek, resim yapmak, anatomiyi incelemek, kendisini ifade etmenin doğal birer yansımasıydı. Onun çalışmalarını izlerken bilimle sanat arasında keskin sınırın tamamen kaybolduğunu görebiliriz.

On Yedinci Yüzyılda Anadolu ve Bitlis: Bir Cizvitin Gözlemleri

 (1)

Bitlis Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden birisi olması sebebiyle Batı’dan Doğu’ya giden büyük seyahat rotalarının üzerinde bulunmaktadır. Bitlis, bu nedenle de zaten kurulduğu günden bu yana gezginlerin ve kâşiflerin uğrak bir noktasıdır. İçinde barındırdığı çeşitli dinlerden ve dillerden sakinleriyle Bitlis’te seyyahların ve yabancıların varlığı hiç de olağan dışı bir olay değildir. Bitlis’in çeşitli kültürlerden ve inançlardan sakinlerinin erime potası olması Bitlis’in renkli kültürel dokusunu besleyen tarihi mirasını oluşturmaktadır. Bitlis’ten geçen ya da Bitlis’e uğrayan yabancı seyyahlar da bu tarihi mirası gözlemlemiş ve betimlemişlerdir. Bu gözlemlerden bir tanesi de on yedinci yüzyılda Anadolu üzerinden Uzak Asya’ya ulaşmaya çalışan Philippe Avril’in kaydettikleridir.