Adamus Bremensis’in Gözünden Amazonlar ve Kadınlar Diyarı


Ortaçağ yazmalarının çokça garip öyküler, doğaüstü varlıklar ya da var olmayan ülkelerden bahsettiklerini görürüz. Cynocephaliler, Demonlar, Cadılar, Devler, Cüceler, Monopodlar ya da çok başlı Deniz Yılanları hemen aklımıza geliveren doğaüstü varlıklardır. Ortaçağ meraklıları az ya da çok bu varlıkları okumuş, renkli tasvirleriyle kâbuslara dalmıştır. Kâbuslardan uyanmanın ve bilinmezleriyle dolu aynı metinlerde bahsedilen var olmayan ülkelere gitmenin vakti gelmiştir belki de. Vikingleri nasıl Hıristiyan yaptığını ballandırarak anlatan ancak bunu yaparken de yaşadığı coğrafyayı ve dinlerini değiştirdiği insanları anlatan Adamus Bremensis’ten ve gizemini bize azıcık araladığı Amazonlardan bahsetmek istiyorum sizlere. Adamus’un belki de kayıp Amazon halkını Baltık Denizi’ndeki küçük bir adada bulmuş olabileceğini göstermek istiyorum.

Ortaçağ'da Ne Okunurdu?


S. Özkan'ın çevirdiği bu metni William Allan NEILSON* kaleme almıştır. [1]

İngiliz edebiyatı eleştirisinin tarihinin Sir Philip Sidney’nin “Defense of Poesy” adlı çalışmasıyla başladığı söylenebilir.[2] Retorik’e ve Nazım’a yönelik bazı tetkiklerin ileri sürüldüğü bir eserdir, ancak bu kitap ile esasında İtalya ve Fransa’daki Rönesans eleştirisinin ilk kez İngiltere’ye ulaştığı söylenebilir. İnsanlığın önceki yüzyıllarında, elbette insanlar, kitaplar üzerine görüşlerini belirtmişti, ancak bu görüşler çoğunlukla bir teori ile desteklenmeyen, bir sistemin parçası olmayan, neyi beğendiğini dahi bilmeyen adamların sıradan, kişisel ve tesadüfi sözleriydi.

Ayasofya’da Yeni Bir Runik Yazı Bulundu


Ayasafoya’da Kiril yazıtları arayan Rus epigrafikler İskandinav Runu olduğu tespit edilen yeni bir yazıt keşfettiler. 2011 yılında Rus Bilimler Akademisi üyesi Elena A. Mel’nikova’nın bizzat başlattığı çalışmalar sonucunda, Futhark dergisinin 2016/7 numaralı sayısında yayınlanan “A New Runic Inscription from Hagia Sophia Cathedral in Istanbul” başlıklı makalesine göre yeni bulunan yazıt, birinci kat kuzey galerisinin doğu duvarının mermer pencere eşiğinde bulunmaktadır. Yazıtın üzerinde büyük çoğunluğu on ikinci yüzyılın ikinci yarısından ya da on üçüncü yüzyılın ilk yarısında Yunan ve Kiril harflerinden grafitiler bulunmaktadır. Yeni bulunan yazıtta Kadim Norse dilinde Arinbárðr rеist rúnar þessar yazmaktadır.

David Urquhart'in Hamam Tutkusu ve Londra'daki ilk Türk Hamamı


Oryantal etkilerin Batı kültürü üzerindeki etkileri çokça tartışılan bir konudur. Seyyahların gözlemleri ve kültürel etkileşimler eliyle batıya ulaşan doğulu değerler Batı’nın şekillenmesindeki payı en az tersi yöndeki etkinin varlığı kadar kesindir. Ancak bu etkinin oluşmasında kimi adı unutulan kahramanların cılız girişimlerinin de payı yoktur denilemez. Osmanlı’nın son günlerinde İstanbul’daki küçük bir memur olan David Urquhart’in hamam tutkusunu da buna örnek gösterilebilir. Türk Hamamı’nı siyasal ve kültürel bir düzlemde yorumlayabilecek kadar kendisini hamamlara kaptıran Urguhart’in çabaları Londra’daki ilk Türk Hamamı’nın kurulmasına yol açar. 1862’de açılan ve Almanların İkinci Dünya Savaşı’ndaki bombalamalarına kadar ayakta alan Türk Hamamı, günümüzde unutulan bir mekândır.


Uzlaşma ve Uzlaştırma: Fikri Mülkiyet ile Kamu Malı Üzerine


1878'te "Exposition Universelle" olarak anılan üçüncü Paris Dünya Fuarı'nda Fransız edebiyatının güçlü kalemi Victor Hugo başkanlığında bir konferans düzenlenmiştir. Bu yönüyle 1 Mayıs ile 10 Kasım 1878 tarihleri arasında düzenlenen ve tüm dünyanın ilgisini çeken Paris Dünya Fuarı sadece bir ticaret fuarı değil aynı zamanda kültür ve sanat etkinliğidir. Victor Hugo'nun başkanlığını yürüttüğü konferansın ismi Congrès pour la protection de la propriété littéraire (Edebi Mülkiyet'in Korunması için Kongre)'dir. Bu kongrede Victor Hugo'nun yaptığı açılış konuşmasını aşağıda ilk kez Türkçe okuyabileceksiniz. Yazarımız S. Özkan'ın ilk kez Türkçeleştirdiği bu metin bir söylev olması nedeniyle akıcılığı kimi yerde okurları zorlamakta ise de Hugo'nun edebi yeteneği bu zorluğu alt edebilmektedir. Hugo, söylevinde bir yandan dünya edebiyatçılarına ve entelektüellerine hitap etmekte iken bir yandan da yayıncılığın en büyük sorunsalı olan fikri mülkiyete çarpıcı bir çözüm önermektedir. 

Hindistan’daki İlk İngiliz Ralph Fitch ve Kraliçe 1. Elizabeth’in Ekber’e Mektubu


Alt kıtadaki İngiliz idareleri kurulmadan önce Hindistan’ı gören ilk batılı seyyahlardan olan Ralph Fitch, Hindistan’daki Türk padişahı Ekber ile tanışmış, sarayını ve siyasetini yakından izlemiş ve Kraliçe I. Elizabeth’in ulaklığını yapmıştır. Edindiği izlenimler onu Doğu Hindistan Ticaret Şirketi’nin danışmanlığına taşımıştır. Bu çalışmanın kapsamını Fitch’in hatıratından ve yazdığı mektuplardan Ekber’e, Agra’daki sarayına ve Hindistan’ı yönetme biçimi birinci elden bir gözlemcinin izlenimleriyle değerlendirmesi oluşturmaktadır. Bu amaçla Ralph Fitch’in Hindistan’ı keşfinde yaşadıkları araştırılacak ve hakkın yayınlanmış hatırat, belge ve dökümanlar tartışılacaktır. Bu çalışma seyyah, tacir ve yazar Ralph Fitch’in coğrafi kâşiflerin Batı’nın dünyayı algılama süreçlerinde sahip olduğu payı araştıracak ve İngiliz tarihi kadar Hind ve Türk tarihinin de kesiştiği kişisel gözlem ve deneyimlerin tartışılmasına katkı sağlayacaktır. Ralph Fitch’in daha önce İngilizce yayımlanmış hatıratındaki Hindistan’a dair gözlem, izlenim ve deneyimlerini kadar ve Kraliçe I. Elizabeth tarafından Ekber’e yazılmış mektubunu Türkçe’ye kazandırılmaktadır.