Kendini Baştan Yaratan Şehir: "Essen"

Modern Almanya kömür madenlerinden ve çelik fabrikalarında Türk göçmenlerin is kokan elleriyle yaratılmıştı. Bunun en belirgin izlerini Berlin’de, Hamburg’ta ya da Münich’te değil Essen’de görebilirsiniz. Biz de öyle yaptık. Anadolu’nun türlü beldelerinden geldikleri bu acı vatanda kan, gözyaşı ve ter akıtana yiğitlerimizi aramaya çalıştık. Dilini, dinini ve kültürünü bilmedikleri bu yurtta ömürlerini tüketen gurbetçilerimizin selefleri arasından artık edebiyatçılar, siyasetçiler ve bilimciler çıkıyor. Oysa derin bağlarımızın atıldığı Essen’deki Zollverein gibi maden ocaklarında başlamıştı her şey. O günlerden geriye pek bir şey kalmamış olsa da aramaktan yüksünmemeliydik. Zollverein artık bir müze, Essen de eskisi gibi bir sanayi kenti değil eğitimle ve kültürle anılıyor. 

Essen Şehir Haritası (Görsel Kaynak)


On beş yıl önce hizmete açılan Museum Folkwang’e uğramadan gelmeyin, vaktiniz varsa bir gecenizi Aalto-Theater’deki muhteşem gösterilerden birisine ayırın ve en çok da yerlilerin kısaca “Rü” olarak andıkları Rüttenscheider Straße’de dolanmayı ihmal etmeyin. Ah hele ki şehrin nefes aldığı Gruga’ya gitmeden olmaz. Aalto-Theater’e yakın konumdaki Stadtgarten’e kıyalsa Gruga bambaşka bir seviye. Gruga neredeyse yetmiş dönümlük devasa bir şehir ormanı. Harika bir seyirlik. Bir zamanlar kömürle, çelikle, sanayi ile anılan bu kentin nasıl bu kadar yeşil olabildiğine şaşırmadım desem yalan olur. Adeta cennetten bir köşe burası. Hayvanlar, insanlar ve ağaçlar huzur ve ahenk içinde burada nefes alabiliyorlar. Essen’e gelip de buraya vakit ayırmazsanız gerçekten yazık olur. Bunda kentin sanayileşmeyle anılan mirasını yeniden yaratmak isteyen Krupp gibi ailelerinin vizyonu da var sanırım. Bu ismi ilk kez duyduğumda büyüklüğünü anlayamamıştım. Bunu anlamam için Essen’e gelmem gerekiyormuş.


St. Mariä Empfängnis Kilisesi

 

Alfred Krupp ailesinden miras kalan demirhanesini dünyanın en büyük endüstriyel imparatorluklarından birine dönüştürmüş bir sanayici. Sıradan bir tüccar da değil kente adını yazdıran bir mucit ve silah üreticisi aynı zamanda. Yaşadığı döneminin en büyük silah tedarikçisi olması nedeniyle "Top Kralı" (Der Kanonenkönig) olarak anılıyormuş. Modern çelik üretim teknikleri ve kurduğu devasa fabrika ağıyla Essen kentini ve Almanya'nın sanayi gücünü şekillendiren en önemli figürlerden birisi haline gelmiş. Elde ettiği zenginlik kendisine bir aile konağı inşa ettirmiş. Villa Hügel adı verilen bu konak Essen'in ve Alman endüstrileşme tarihinin en ikonik sembollerinden biri haline gelmiş. Günümüzde ise müzeye dönüştürülmüş. 11.000 metrekarelik devasa malikane 399 odaya ve Baldeneysee gölüne tepeden bakan yaklaşık 40 hektarlık muazzam bir botanik parka sahip. Öyle ki burası Almanya'nın tek aile için yapılmış en büyük malikanesi unvanını taşımaktadır.

 

Essen de birçok Alman kenti gibi Tren istasyonunu merkeze alan bir yapıyla gelişmiş. Tren istasyonundan çıkıp Kettwiger Straße’ye ulaşıyorsunuz. Bu cadde tüm ülkenin en güzel alışveriş güzergahlarından birisi olarak tanınıyor. Cadde üzerinde dolanıp Essen Katedralini ve arkasındaki eşsiz sessizlik alanı olan Kreuzgang’i görmek de mümkün. Karolenjlere kadar uzanan bu eski bahçede eski panelleri görmek de mümkün. Bu avluda eskiden keşişler sessizlik yemini eder ve kendilerini tanrıya adarlarmış. Ellilerde trafiğe kapatılan bu cadde ise sanki sonsuzluğa uzanıyor. Dolaştıkça yeni güzergahlar bulabiliyorsunuz, gerçekten büyüklüğü ile Kemeraltı’nı hatırlatıyor. Cadde üzerinde Glockenspiel bulunuyor. Caddenin en eski iş hanı olan Deitehaus’a eklenen bu saatte yirminin üzerinde tarihi karakter işenmiş. Saat başı melodisiyle yinelen bu tarihi yaptı başında her zaman turist yığınları görmek mümkün.  


 

Kettwiger Straße’de bir de Kennedyplatz bulunmaktadır. Bu meydan sizin de anlayabileceğiniz üzere ismini ABD başkanı Kennedy’den almıştır. İkinci dünya savaşı sırasında yıkılan binalar arasında kalan bu boşluğa bir meydan yapma fikri ortaya çıkmış. İlk olarak ellili yıllarda Gildenplatz deseler de ABD Başkanının suikastı sonrasında adı değiştirilmiş. Meydana bakan binalarından birisinde ikamet eden eski Amerikan Enstitüsu de bunda etkili olmuştur kuşkusuz. Günümüzde ise bu bina işlevş değiştirmiş ve AB tarafından finanse edilir olmuş. Bizim olduğumuz hafta Noel’e denk geldiğinden burada devasa bir panayır “Weihnachtsmarkt” kurulmuştu. Ayıra kamu yayıncısı WDR’nin canlı yayınladığı bir bağış konseri de yapılıyordu. Başlangıcını gördüğümüz etkinliğin sonunu televizyondan izledik. Konser sonunda yüzbinlerce euro toplanmış ve hayır kurumlarına bağışlanmıştı. 

 

Caddeye yakın noktalardan Aziz Yuhanna Vaftizhanesinin bahçesindeki tarihi çınar ağacı “Naturdenkmal Platane” ile Almanya’nın en büyük salonuna sahip Lichtburg Sineması’na bayıldık. Essen’e gelip “Himmel und Äd” yemeden olmazdı. Elma-Patates püresi karışımı ile servis edilen Blutwurst gerçek bir gastronomik deneyimdi. Ya da sevgili eşim Özben gibi klasiklerden şaşmayıp Snitzel’den devam edebilirsiniz. Yine de Essen’deki Noel panayırının tartışmasız en çok satılan ürünü Reibekuchen yani Patates Mücveriydi biz de denedik ve çok beğendik. Essen bizim için özel olarak görmek istediğimiz bir yerdi. Sanayileşme ile anılan bu kentin tarihinde babamızın izleri takip ettik ve eskiden yaşadığı yerleri görmekten mutlu olduk. Öte yandan kent bize çok daha fazlası vermişti. Tarihi, kültürü ve yemekleriyle hatırlarımızda yeni bir yer edindi. Bir zamanlar babamıza yurt olan bu şehirde bize de gönüllerini açan misafirperver halkını hiç unutmayacaktık. Yeniden görüşene değil hoşçakal Essen. 


Essen'in ve Almanya'nın
Sanayi Devlerinden
Alfred Krupp


 

Doç. Dr. Selahattin Özkan









..









...









.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder