Yunanistan anakarasının güneydoğusunda, Ege Denizi'nde yer alan iki yüzden fazla adadan oluşan ünlü ada grubuna Kiklad demişler. En büyüğü Nakşa olan bu adalar grubunun içlerinde en ünlüsü olan Mikonos aşağı yukarı Samos’la aynı paralelde yer alıyor. Egenin güneşine nispet yaparcasına bembeyaz evleri, sokakları her yeri ışıldıyordu. Sıcaktan bunalan ziyaretçilerini denizden gelen tatlı meltemiyle serinleten Mikonos tatlı bir eğlencelik, denizciler için kısa bir seyirlik sunuyor.
Adada tarım, ekonomi neredeyse bitmiş. Birkaç balıkçı dışında turizm dışında iş yapılmaz hale gelmiş. Herkesin gözü gelen ziyaretçilerde. Ziyaretçiler olmasa bu adada saatler zamanın bir yerinde durmuş gibi. Herkes nefeslenmeye, dinlenmeye, serinlemeye şöyle bir gelivermiş. Yoksa kimin ne işi olurmuş gibi. Begonvillerle süslü bembeyaz evleri ve renkli kapılarıyla yeryüzünün bir güzel köşesi bu ada. Sabah erken saatlerde kalabalıklar yokken yürümek, fotoğraf çekmek en ideali elbette. Yoksa dünyaca ünlü markaların yer aldığı Matoyianni Caddesi başta olmak üzere adanın her bir taşına turist yığınları üşüşmeye başlıyor. Bu arada adadaki birçok sokağın adı da yok zaten. Birbirine benzeyen ve ismi de olmayan bu sokaklar adeta kaybolmak için yapılmışlar. Ada neredeyse devasa bir AVM’ye dönüşmüş durumda. Eski güzel günler sadece tatilinizi fotoğrafları için kullanılacak bir fon kağıdı olarak kalmış. Turistlerin ihtiyacı olabilecek şeyleri sunan bu sokaklardaki dükkanlardan fırsat bulabildiğiniz her noktada ise fotoğraf çekilmek için bekleyen turistleri görebilirsiniz.
Bu küçük adanın en çok görülmesi gereken yeri kendi adıyla değil, Venedik adıyla biliniyor. Küçüğüymüş. Yine de güzel. Durmak bilmeyen dalgaların eskittiği bu mahalle neredeyse adını aldığı Venedik gibi denizde yüzüyor. On altıncı yüzyıldan kalma adadaki rüzgar gülleri de tam bu bölgenin hemen üzerinden. Fotoğraf çekmeye doymayan turistlerin öbekler halinde beklediği sokakların bir tanesinde Panagia Paraportiani Kiliesi bulunuyor. Kireçle boyanmış bu asimetrik kilise üst üste ve yan yana inşa edilmiş beş küçük şapelin birleşiminden oluşmaktadır. Az bir bakmaya, şu dünyayı seyretmeye layık. Özellikle de Mikonos’ta gün batışını izlerken hayallere dalmak gibisi yok.
Mikonos'un birkaç kilometre güneybatısında yer alan Delos Adası, antik Yunan mitolojisinde Apollon’un ve Artemis'in doğum yeri olarak kabul edilmektedir. Günümüzde üzerinde yerleşim bulunmayan bu küçük ada UNESCO Dünya Mirası listesine girmiştir. Siz de Mikonos’tayken küçük bir ücretle bu adaya düzenlenen seferlere katılabilir, yaz tatiliniz arasında kısa bir bilgilendirici an yaşayabilirsiniz.
Mikonos gece hayatıyla ünlü, sıcak günleri, serin suları ile ziyaretçilerine tam bir yaz tatili sunuyor. Ama bu yaz tatilinin sessiz sakin bir Yunan kasabasında geçeciğini düşünmemelisiniz. Burası ağır ziyaretçi baskısı altında, kalabalıkların beklentisi de hiç durmayan bir eğlence, talep böyle olunca adanın arzı da bu yönde gelişmiş. Küçük turlarla adayı, çevredeki küçük köyleri ve tenha sahillerini gezmek mümkün. Dileyenlerin de araç kiralayarak yüzmek için daha az kalabalık koyları aradığını gördüm. Elektriği olmadığı için sadece gündüzleri hizmet veren Kiki’s gibi tavernalarda eski Yunan tarzı bir yemek için on beş dakikalık bir yolu arabayla kat etmeniz gerekecektir. Ama değer. Zaten herşeye rağmen yaşamı anlamlandırmaya değer. Acılarına, talihsizliklerine, yıpratıcılığına rağmen böyle anlar için değer.
![]() |
| Mikonos'un özgün mezesi: "Mostra" |
..
...
.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder