Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi diyor sözlükler Demokrasi için, tarihi ise en az kendisi kadar muğlak bu kavramın. Antik Yunan'dan başlayıp Fransız Devrimi'ne, Sovyetlerden tutup Amerikalara kadar türlü öyküsü elbette yazılmıştır. Günümüzde artan baskılara rağmen dünyanın hala her köşesinde insanların dilinden düşürmediği ortak bir kavram var ise muhakkak Demokrasi olmalıdır. Üzerinde çokça uzlaşıya da varılamadığı aşikardır. Az biraz tarihine bakmak ve yeniden tartışmaya açılan bu kavramı anlamak adına kadim zamanlardan başlayarak, yurt bellediğimiz yaşadığımız topraklar üzerinde başlayan en eski öyküsüne odaklanmak gerekiyor belki de.
Tarihi ve Kişiliği ile Buda
Buda adını duyman yoktur. Kimdir Buda, tarihte gerçekten de böyle bir kişi yaşamış mıdır? Tarihi ve kültürel kişiliğiyle Buda'nın yolculuğu ne anlam ifade etmektedir. Sanskrit diline baktığımızda kelime anlamı olarak “uyanmak, idrak etmek, bilinçlenmek” ile ilişkilendirilmektedir. Kökeni olarak Sanskrit dilindeki “budh” fiilinin geçmiş zaman kipidir. Birebir baktığımızda "uyanmış, idrak etmiş, bilinçlenmiş” anlamına gelmektedir. Öte yandan tarihi bir kişilik olarak Siddhartha Gautama'nın kendisi de bu kelimeyi tanımlamaya çalışmıştır. Kendisini değil kendisiyle ilişkilendirilen bu tanımı yapmaya çalışmıştır. “Buda” onun için tarihsel olarak hem kendisi için, hem de ona inanan ve bir yol göstericisi olmadan kendiliğinden “uyanan” herkes için kullanmıştır diyebiliriz. Daha sonra takipçileri tarafından bir inancın kurucusu olarak ele alınacaktır. Bu inanç sisteminde “Buda” kavramı inanan kişinin ruhunun saflığını ve masumiyetini ifade etmektedir. Buda'nın hem kendisinde hem de inancında mükemmelliğinin gücüne ve bu saflığa kendiliğinden ulaşmasına bir yüceltme bulunmaktadır. Ona göre kişi hiç kimsenin yardımı olmadan da aydınlanabilir ve bilgeliğe ulaşabilir. Bu noktada Siddhārtha Gautama'nın kim olduğu önem arz etmektedir. İnancından bağımsız olarak Buda'nin kim olduğunu anlayabilirsek, belki inancını daha yakından tanıyabiliriz.
Philadelphia'dan Alaşehir'e Kadim Kentin Kadim Tarihi
Büyük İskender: Dünya'nın Fatihi
Bilinen tüm dünyayı kendi egemenliği altında toplayan kaç kişiyi sayabilirsiniz. Doğduğu ülkenin sınırlarını bildiği dünyanın sınırlarına kadar taşıyan, zamanın en büyük düşünürlerinden eğitim alan ve adının önüne büyük sıfatının konulmasını en çok hak eden egemenlerden olan İskender bir kralın oğluydu, bir kral olarak yaşadı ve bir kral olarak bilinen bütün dünyayı kendi egemenliği altında birleştirdi. Yakışıklılığıyla, güçlülüğüyle ve cesaretiyle tasvir edildi. Hırslıydı, hınçlıydı ve gözünü kırpmadan tehlikelere atlardı. Felsefeden, politikadan ve sanattan anladığı tanıkların ifadesiyle kaydedildi. Yunanların üstün sanat formlarını sevdi, destekledi ve katkıda bulundu. İnatçılığı, acımasızlığı ve öfkeli yapısıyla engel tanımayan bir yapısı vardı. Muzaffer bir komutan, incelikli bir idareci ve acımasız bir fatihti. Cinselliğe, içkiye ve eğlenmeye düşkündü. Kentleri yaktırdı, yoldaşlarını öldürdü ve askerlerini katliamlara sürükledi. Genç yaşında kral oldu, yaşlanmadan istediklerine ulaştı, eğlendi, yaktı yıktı ve geçti. Egemenliği boyunca imparatorluğu içinde bir tek Atina’ya dokunmadı, her Yunan gibi o da Atina’ya hayrandı, tüm dünyayı Atina gibi yapmak için çalışmıştı. Atina’nın en büyük düşmanı olan Persleri yenerek Atina’ya olan minnetini tamamlamıştı.
Kadim Yakındoğu'nun Başkenti Babil ve Zorunlu Misafirleri
Bir kentten bir imparatorluğa dönen coğrafyasının sınırlarını çizemesek de adını da izini de tarihten silemiyoruz. Yeryüzüne tanrının oğlu olduğunu iddia eden bir Yahudi’nin gelmesinden tam yirmi dört asır öncesinde Akadların imparatoru Sargon başkentinin tam karşısına bir çukur kazdırmış ve adına da ganimetlerini ele geçirip getirdiği kadim kent Babil’in adını vermiştir. Tarihte Babil’den bahsedilen en eski kayıt bu intikam öyküsüdür. Demek ki Babil Sargon’dan da onun fethetme gayretinden de önce oluşturulmuş eski bir yerleşim birimidir. Akad imparatoru Sargon’un hırsını artıracak kadar yükselen ve nihayetinde fethedilip ganimetleri bir çukura gömülen Babil tarih boyunca imrenilmeye, özenilmeye ve kıskanılmaya bu ilk hikâyeden sonra çok uzun süreler boyunca devam edecektir. Babil ilk günden son güne kadar birçokları tarafından yağmalandı, Babillilerin yağmaladıkları onca başka uygarlık da cabası. Babil kaydedilen en eski imparatorluk başkentlerinden birisiydi, ancak onun farkı diğer tüm imparatorluk başkentlerinin hep onu örnek alması ve taklit etmesidir. Babil herkesi imrendirecek bir kentti. Yaratılış Şiiri’ne göre Marduk eski güçlere yenilince dünyayı yaratmış ve üzerine de kendisi için Babil kentini kurmuştur. Babil tanrı tarafından kurulan mitolojik bir kenttir.
Der Spiegel'in 1980 Darbesine Dair Söyleyemedikleri
1980 darbesinin üzerinden çok uzun yıllar geçti. Ancak etkisi hala sürüyor. Bu hain askeri darbe demokrasimizi derinden etkiledi, sosyal dokumuzun üzerinden silindir gibi geçti ve yaşam biçimimizi kökünden değiştirdi. İdaremize acı ve göz yaşı kadar bürokrasiyi, ataleti ve acziyeti de getirdi. Hala darbecilerin yaptığı anayasayı ve kimi düzenleyici kurumları atıp çağdaş bir demokrasi standardı yakalayamadık. Bu yolda ilerliyoruz ama önümüzde uzun hedefler var. Bugüne kadar tarihimizin bu karanlık dönemi için sayısız makale yazıldı, ciltler dolusu kitaplar kaleme alındı. Bu yazıda ise darbeden hemen bir kaç gün sonra ünlü Alman haber dergisi Der Spiegel’in 15 Eylül 1980 tarihli 38. sayısında yayınlanan özel dosya ele alınmıştır. En sonunda dosyanın orijinal nüshasını görebilirsiniz.





