Kent Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kent Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Philadelphia'dan Alaşehir'e Kadim Kentin Kadim Tarihi

 
Philadelphia, Alaşehir'in Roma dönemindeki adıdır. Philadelphia, Pergamon kralı II. Eumenes M.Ö tarafından M.Ö. 189’da kurulmuştur. II. Eumenes, kurduğu şehir kendisinden sonra iktidara geçecek kardeşine duyduğu sevgi nedeniyle “kardeşini sevenlerin şehri” olarak adlandırmıştır. Kardeşi II. Attalos gerçekten daha sonra Philadelphos Attalos (Kardeşini seven Attalos) olarak nam salacaktır. Bergama Krallığının son hükümdarı III.Attalos Alaşehir de dahil bütün krallığını Romalılara karşı müdafaa etmiştir. Ancak M.Ö 133’te III.Attalos’un ölümüyle krallık dağılmış ve Romalılar M.Ö 129’da İyonya ve Bergama Krallığını birleştirerek Roma’ya bağlamışlardır. M.S. 17’de büyük bir deprem geçiren şehir, Romalı hükümdar Tiberius tarafından vergiden muaf kılınmıştır. Bunun karşılığında Philadelphia halkı Tiberius’a onurlarını sunmuşlardır. Yapılan kazılarda ortaya çıkan sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla Roma İmparatoru Caligula’da şehre yardım etmiştir.

Kadim Yakındoğu'nun Başkenti Babil ve Zorunlu Misafirleri


Bir kentten bir imparatorluğa dönen coğrafyasının sınırlarını çizemesek de adını da izini de tarihten silemiyoruz. Yeryüzüne tanrının oğlu olduğunu iddia eden bir Yahudi’nin gelmesinden tam yirmi dört asır öncesinde Akadların imparatoru Sargon başkentinin tam karşısına bir çukur kazdırmış ve adına da ganimetlerini ele geçirip getirdiği kadim kent Babil’in adını vermiştir. Tarihte Babil’den bahsedilen en eski kayıt bu intikam öyküsüdür. Demek ki Babil Sargon’dan da onun fethetme gayretinden de önce oluşturulmuş eski bir yerleşim birimidir.  Akad imparatoru Sargon’un hırsını artıracak kadar yükselen ve nihayetinde fethedilip ganimetleri bir çukura gömülen Babil tarih boyunca imrenilmeye, özenilmeye ve kıskanılmaya bu ilk hikâyeden sonra çok uzun süreler boyunca devam edecektir. Babil ilk günden son güne kadar birçokları tarafından yağmalandı, Babillilerin yağmaladıkları onca başka uygarlık da cabası. Babil kaydedilen en eski imparatorluk başkentlerinden birisiydi, ancak onun farkı diğer tüm imparatorluk başkentlerinin hep onu örnek alması ve taklit etmesidir. Babil herkesi imrendirecek bir kentti. Yaratılış Şiiri’ne göre Marduk eski güçlere yenilince dünyayı yaratmış ve üzerine de kendisi için Babil kentini kurmuştur. Babil tanrı tarafından kurulan mitolojik bir kenttir. 

Asurluların Son Büyük Kralı Asurbanipal ve Kütüphanesi

Asurluları yeniden canlandırmasına rağmen kendisinden sonra var olmayacak bir mirası yaratmıştı. Üyesi olduğu hanedan içinde onun kadar uzun süre taht sırası bekleyen yoktu. Onca yıl bekledikten sonra atalarının zenginliğini yeniden kazanması gerekecekti. Ninova’da bulunan kütüphane kayıtlarında adı Asurluların son büyük kralı olarak kaydedilmişti. Onun hükümdarlığı zamanında Asurlular en büyük sınırlarına ulaşmıştı. Onun yaşadığı dönemdeki en güçlü insan olduğuna inanılıyordu. Fırat nehrinin eteklerinde yeşerttiği büyük imparatorluğu Antik dünyanın neredeyse tamamında kendisini göstermişti. Güneşin batmadığı bir ülkeden bahsedebilecek tek kişi oydu. Çok çeşitli ve çok dilli bir ülkeyi elleriyle inşa etmişti. Nil deltasının verimli düzlüklerinden Anadolu steplerine, Basra körfezinden Zagros dağlarının eteklerine kadar büyük bir imparatorluk inşa etmiştir. 

Medeniyetlerin Beşiği "Akdeniz" ve Kadim Tarihi

Dilimizin engin ifadesinde “Akdeniz” olarak bilinen bu kadim coğrafya tarihin bilinen en eski su bütünlüğüdür. Avrupa’nın, Afrika’nın ve Asya’nın birleştiği bir iç denizdir. Üç milyon kilometre kareye yaklaşan yüz ölçümü, yüzde kırka yaklaşan tuzluluğu ve yıl boyu düşmeyen sıcaklığı ile etrafındaki geniş bir coğrafyanın yaşam kaynağıdır. Kültürlerin beşiği, tarihlerin rahmi ya da dönüşümlerin yatağıdır. Ne dersek az, nasıl tanımlarsak yetersiz gelecektir. Romalıların Mare Nostrum’u, Türklerin beyaz denizi, Mısırlıların büyük yeşili, İranlıların Derya-ı Rum’udur. Herkes için bir anlamı olan, herkese bir anlam katan, herkesi besleyen, büyüten, yetiştiren engin bir denizdir. Binlerce nehir Akdeniz’e ve Akdeniz ile ilintili başka denizlere dökülmektedir. Etrafındaki coğrafyayı beslediği gibi etrafındaki coğrafyalar da onu beslemektedir. Böyle olunca herkesin onu kendisinin bilmesi kadar normal bir şey olamaz sanırım. Onunla tanışan, onu tanıyan, onunla yaşayan tüm halklar onu kendisinin görmüş, kendisini onunla tanımlamış, tümüne sahip olmak için çabalamış ve uğraşmıştır. Coğrafi olarak Mezozoik Çağ’dan bu yana oluşmaya başlayan Akdeniz’in bugünkü halini ise az çok Kenezoik devirde aldığı düşünülmektedir. Akdeniz bilinen dünyanın tam ortasındadır, Eski Dünya’nın kalbindedir, bilinen her şeyin ve etrafındaki herkesin merkezindedir.

Evde Olamamanın Uzun ve fakat Kısa Tarihi Üzerine


Bir zorunluluk olarak salgın hastalıklardan korunmak için evlerine dönen yüz milyonlarca insanın yaşadığı derin sarsıntı, kaçınılmaz tarihi gelişmelerin bir sonucu olabilir. Burada öncelikle insanlığın nasıl bu noktaya vardığını anlamaya çalışacak sonrasında ise evin bir yuva ve barınak olarak insanlık için yükselen ve farklılaşan anlamından bahsetmeye çalışacağım. Ev yeniden insan hayatının merkezine otururken, insanlığın evin dışına çıkmasının gelişimine bakmak bir şekilde kendi tarihimize bakmak anlamına da gelmektedir. Evin insanlık tarihindeki ontolojik kuruluşunun ardından yirmi birinci yüzyılda yeniden, ama bu kez zorunluluktan bir daha keşfedilmesi çağımızın belki de en önemli adımlarından birisi olacaktır. 

On Yedinci Yüzyılda Anadolu ve Bitlis: Bir Cizvitin Gözlemleri

 (1)

Bitlis Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden birisi olması sebebiyle Batı’dan Doğu’ya giden büyük seyahat rotalarının üzerinde bulunmaktadır. Bitlis, bu nedenle de zaten kurulduğu günden bu yana gezginlerin ve kâşiflerin uğrak bir noktasıdır. İçinde barındırdığı çeşitli dinlerden ve dillerden sakinleriyle Bitlis’te seyyahların ve yabancıların varlığı hiç de olağan dışı bir olay değildir. Bitlis’in çeşitli kültürlerden ve inançlardan sakinlerinin erime potası olması Bitlis’in renkli kültürel dokusunu besleyen tarihi mirasını oluşturmaktadır. Bitlis’ten geçen ya da Bitlis’e uğrayan yabancı seyyahlar da bu tarihi mirası gözlemlemiş ve betimlemişlerdir. Bu gözlemlerden bir tanesi de on yedinci yüzyılda Anadolu üzerinden Uzak Asya’ya ulaşmaya çalışan Philippe Avril’in kaydettikleridir.

Ah Güzel İstanbul: Bir Modernite Eleştirisi


Sinema, her ne kadar ticari kaygıların gölgesinde icra ediliyorsa olsa da gerçek hayatta yaşanan, içinde sorunsalı olan somut olayları ele alan örnekleri her dönem mevcut olmuştur. Ülkemizde gerçekleştirilen anketlerde ya da sinema eleştirmenleri tarafından oluşturulan en iyi filmler listelerini ele aldığımızda, çekildiği dönemde ödüller almış ya da izleyici rekorları kırmış filmlerin azlığı dikkati çekmektedir. Zamanın acımasızlığı karşısında içinde belli bir sorunsalı barındıran filmler diğerlerinden ayrışarak bir klasik haline gelirler. Bunun bir diğer nedeni de söz konusu sorunsalın halen toplum için geçerli olması ya da açtığı yaraların yeni yeni kapanmaya yüz tutmasıdır. Altmışlı yıllara ilişkin pek çok klasikten söz edebiliriz. Hepsi de içerdiği sorunsalı başarı ile ele alıp irdelemektedir. Metin Erksan Halit Refiğ ya da Ömer Lütfi Akad bu dönemde toplumun sorunlarına eğilmiş kendine set olarak sokağı, şehirleri, köyleri seçmiştir. Ömer l. Akad’ın deyimiyle kamerayı kapıp sokağa çıkmışlardır.