Philadelphia'dan Alaşehir'e Kadim Kentin Kadim Tarihi
Kadim Yakındoğu'nun Başkenti Babil ve Zorunlu Misafirleri
Bir kentten bir imparatorluğa dönen coğrafyasının sınırlarını çizemesek de adını da izini de tarihten silemiyoruz. Yeryüzüne tanrının oğlu olduğunu iddia eden bir Yahudi’nin gelmesinden tam yirmi dört asır öncesinde Akadların imparatoru Sargon başkentinin tam karşısına bir çukur kazdırmış ve adına da ganimetlerini ele geçirip getirdiği kadim kent Babil’in adını vermiştir. Tarihte Babil’den bahsedilen en eski kayıt bu intikam öyküsüdür. Demek ki Babil Sargon’dan da onun fethetme gayretinden de önce oluşturulmuş eski bir yerleşim birimidir. Akad imparatoru Sargon’un hırsını artıracak kadar yükselen ve nihayetinde fethedilip ganimetleri bir çukura gömülen Babil tarih boyunca imrenilmeye, özenilmeye ve kıskanılmaya bu ilk hikâyeden sonra çok uzun süreler boyunca devam edecektir. Babil ilk günden son güne kadar birçokları tarafından yağmalandı, Babillilerin yağmaladıkları onca başka uygarlık da cabası. Babil kaydedilen en eski imparatorluk başkentlerinden birisiydi, ancak onun farkı diğer tüm imparatorluk başkentlerinin hep onu örnek alması ve taklit etmesidir. Babil herkesi imrendirecek bir kentti. Yaratılış Şiiri’ne göre Marduk eski güçlere yenilince dünyayı yaratmış ve üzerine de kendisi için Babil kentini kurmuştur. Babil tanrı tarafından kurulan mitolojik bir kenttir.
Asurluların Son Büyük Kralı Asurbanipal ve Kütüphanesi
Asurluları yeniden canlandırmasına rağmen kendisinden sonra var olmayacak bir mirası yaratmıştı. Üyesi olduğu hanedan içinde onun kadar uzun süre taht sırası bekleyen yoktu. Onca yıl bekledikten sonra atalarının zenginliğini yeniden kazanması gerekecekti. Ninova’da bulunan kütüphane kayıtlarında adı Asurluların son büyük kralı olarak kaydedilmişti. Onun hükümdarlığı zamanında Asurlular en büyük sınırlarına ulaşmıştı. Onun yaşadığı dönemdeki en güçlü insan olduğuna inanılıyordu. Fırat nehrinin eteklerinde yeşerttiği büyük imparatorluğu Antik dünyanın neredeyse tamamında kendisini göstermişti. Güneşin batmadığı bir ülkeden bahsedebilecek tek kişi oydu. Çok çeşitli ve çok dilli bir ülkeyi elleriyle inşa etmişti. Nil deltasının verimli düzlüklerinden Anadolu steplerine, Basra körfezinden Zagros dağlarının eteklerine kadar büyük bir imparatorluk inşa etmiştir.
Medeniyetlerin Beşiği "Akdeniz" ve Kadim Tarihi
Dilimizin engin ifadesinde “Akdeniz” olarak bilinen bu kadim coğrafya tarihin bilinen en eski su bütünlüğüdür. Avrupa’nın, Afrika’nın ve Asya’nın birleştiği bir iç denizdir. Üç milyon kilometre kareye yaklaşan yüz ölçümü, yüzde kırka yaklaşan tuzluluğu ve yıl boyu düşmeyen sıcaklığı ile etrafındaki geniş bir coğrafyanın yaşam kaynağıdır. Kültürlerin beşiği, tarihlerin rahmi ya da dönüşümlerin yatağıdır. Ne dersek az, nasıl tanımlarsak yetersiz gelecektir. Romalıların Mare Nostrum’u, Türklerin beyaz denizi, Mısırlıların büyük yeşili, İranlıların Derya-ı Rum’udur. Herkes için bir anlamı olan, herkese bir anlam katan, herkesi besleyen, büyüten, yetiştiren engin bir denizdir. Binlerce nehir Akdeniz’e ve Akdeniz ile ilintili başka denizlere dökülmektedir. Etrafındaki coğrafyayı beslediği gibi etrafındaki coğrafyalar da onu beslemektedir. Böyle olunca herkesin onu kendisinin bilmesi kadar normal bir şey olamaz sanırım. Onunla tanışan, onu tanıyan, onunla yaşayan tüm halklar onu kendisinin görmüş, kendisini onunla tanımlamış, tümüne sahip olmak için çabalamış ve uğraşmıştır. Coğrafi olarak Mezozoik Çağ’dan bu yana oluşmaya başlayan Akdeniz’in bugünkü halini ise az çok Kenezoik devirde aldığı düşünülmektedir. Akdeniz bilinen dünyanın tam ortasındadır, Eski Dünya’nın kalbindedir, bilinen her şeyin ve etrafındaki herkesin merkezindedir.






