25 Temmuz 1939 Nasyonal Sosyalistlerin Sistematik Ötenaziyi Başlattıkları Gün



Nazi rejimi temel olarak bir ırk temelli siyasal sistem inşa etmek için ortaya çıkmış ve Alman toplumundan bu nedenle destek görmüş bir siyasal hareketti. Nasyonel sosyaslistler kendilerini devrimci bir hareket olarak tanımlamakta ve var olan toplumsal yapıyı Aryan ulusal toplumu olarak radikal bir biçimde yeniden şekillendirmeyi amaçlamışlardı. Bu şekillendirmeyi Naziler "volksgemeinshaft" olarak tanımlamışlardır. Nazilerin bütün siyasal argümanları halka açık olarak savunulmuş ve Alman halkı tarafından bilinçli olarak desteklenmiştir.

Ancak bu amaç mantıksız bir ütopyadan öte bir şey değildi, çünkü Aryan olarak olarak tanımlanan bu ırk tanımı tamamıyla Nazilerin hayal mahsulüydü. Bu amaç doğrultusunda yaratılmak istenen homojen toplum var olan toplumdaki azınlıkların imhası olmadan yaratılamayacağı ise aşikardır. Bu noktada Nazilere verilen desteğin sonuçlarının önceden kestirilememesi düşünülemez. Göreceli olarak bu azınlıklardan Aryan ırkına uymayanlarının imhası demek onların katledilmesi, yakılması yada gaz odalarında zehirlenmesi ile mümkün kılınmıştır.

Aryana uymayan azınlık tanımlaması içine sadece farklı ırklara mensup olanlar yada din temelli mezhep ayrılıkları değil aynı zamanda akıl hastaları, kronik rahatsızlığı olanlar, asosyaller ve homoseksüeller de dahildir. Bütün bu unsurlar "yabancı ırk" olarak tanımlanmakta ve hayali Aryan ırkı toplumundan soyutlanmaları düşünülmüştür.

Bu tanımlamada esas olarak Almanya'daki en büyük etnik azınlık olan Yahudiler ise baş düşman olarak adlandırılmaktaydı. Yahudiler, Alman Nasyonal Sosyalistlerince anti-ırk olarak görülmüş ve Alman ulusal bütünlüğünün içinde asimile olmayarak kendilerini soyutladıkları iddia edilmiştir. Nazilere göre Yahudilerin asimile olmayarak Nasyonal Sosyalistlerin kurmak istedikleri ırksal toplum bütünlüğünü parçalamayı amaçladıkları savlanmıştır. Bu tanımlama içine daha sonra Çingeneler ve Romanlar gibi diğer anti-ırk mensupları da dahil edilmiştir.

Nazi iktidarının ilk yıllarından (33-34 yıllarında) bu sözü edilen toplum düşmanları (yahudiler, çingeneler, homoseksüeller, hastalar vs.) toplumdan soyutlanmış ve dışlanmışlardır. Daha sonra ise Yahudi karşıtı yasalar ile Yahudilerin toplumdan dışlanmalarını artıracak önlemler alınmaya çalışılmıştır. Özellikle Yahudilerin kimliklerini görünür kılmak adına Davut yıldızı taşıma zorunluluğu getirilmesi, yine Yahudi iş yerlerinin kapılarına Yahudi olduklarını belirtir tabelaların asılması ve sonraları ise Yahudilerin gettolara taşınma zorunluluğun getirilmesi gibi uygulamalar ile ırk toplumu inşası sürecine gidilmiştir.

Ancak bütün bunlar sürüp giderken Naziler çıkarılan yasaların ve yeni uygulamaya konan bu uygulamaların Yahudi karşıtlığına dayanmadığını iddia etmeye başladılar. Goebbels'in dehasının ortaya çıktığı yıllarda bu yıllardır. Naziler Gobbels'in taktikleri ile bütün Avrupa'da yükselen bir değer olarak kendilerini yansıtmayı başarmışlar ve propagandanın ironik tarihini yazmışlardır. Bu yasalar ve uygulamalar kapsamında Yahudi dışındaki unsurlar da eklenerek asıl amacın toplum düşmanlarının toplumdan temizlenmesi olduğunu söylemişlerdir. Üçüncü Reich'ın sonunda ise bu yasalardan Yahudi olmayan 300.000 Almanın da etkilendiği ortaya çıkmıştır.

1935 yılına gelindiğine ise Nuremberg'de kim Yahudi kim değil anlaşılmasını için yasalar hazırlanmaya dahi başlanmıştı. Özellikle Alman-Yahudi evlilikleri sonucunda doğan çocuklardan hangilerinin Yahudi olup olmadığı yasalar yordamıyla biyolojik ayrıma tabi tutulmaya çalışılmıştır. Bunun ardından ise Yahudi ve Yahudi olmayanlar arasındaki evlilikler yasaklandı. Yıllar içinde ise Yahudi karşıtı yasala gündelik yaşamı Yahudiler için akıl almaz boyutlarda yaşanmaz noktalara taşıyacak şekilde artırıldı.



SS Lideri Himmler'in de görüşlerine uygun olarak 1936 yılı içerisinde Çingeneler gibi diğer bütün toplum düşmanlarının da toplumdan soyutlanmaları yaygınlaştırıldı. Çingenelerin seyahat özgürlüğü Nuremberg Yasaları çerçevesinde kaldırıldı, Yahudiler gibi Çingenelerin de toplama kamplarına sevk edilmesine başlanıldı. Asosyaller ve Homoseksüeller gibi "hastalıklı" gen yapılarını taşıdığı iddia edilen toplum tabakaları da toplumdan dışlandı ve mahkum edildi. Erkek homoseksüelliği Alman ırkı karşısındaki en büyük tehlike ilan edildi. Birinci dünya savaşında dünyaya gelen Alman anadan fakat Fransız yada Afrikalı bir babadan (savaş sırasında asker tecavüzleri sonucunda) meydana gelen çocuklar da (Rhineland Piçleri olarak anılmaktadır.) 1937 yılında toplumdan dışlanarak katledildiler.


Yahudi katliamı bunlarla da sınırlı kalmadı. 1338 baharında yaz boyunca devam edip 9 kasımda bir toplum katliama dönüşecek eylemler partililer tarafından ortaya konmaya başlamıştı. Daha sonra tarihçiler tarafından "kırık camlar gecesi" olarak adlandırılacak olaylar sırasında Yahudiler anti-semitik kanunuyla bütün haklarından yoksun bırakıldılar. Böylece 33'ten bu yana adım adım ilerleyen Yahudi karşıtı yasalar ve uygulamalar sistematiğe kavuşturularak devlet politikası haline getirilir.

1939 ağustosunda ise bütün kötürüm çocuklar kayıt altına alınır. İlerleyen yıllarda 5.000'ne yakın çocuk özel çocuk departmanlarında toplatılır ve katledilir. Daha sonra bu program Nazilerce "ötenazi" olarak tanımlanacaktır. Bu kapsamda akıl hastanelerindeki 70.000'in üzerindeki hasta 6 farklı tesisteki gaz ocaklarında öldürülür. 1941 Ağustosunda iptal edilen program kapsamına alınan akıl hastaları, Yahudiler, Çingeneler ve homoseksüeller Polonya'nın işgali sırasında kurşunlanarak ya da mobil gaz odalarında zehirlenerek öldürülür.

Polonya'nın işgali ile birlikte ise 1.7 milyon Yahudi bir anda Alman yönetimi altına girmişti. SS lideri Himmler ve Führer Hitler'in direktifleriyle Polonya ve diğer Alman istila bölgelerindeki Yahudiler için genel imha planı yapılır ve Polonya'da toplama kampları hazırlanır. Etnik Almanlaştırma adına on binlerce insan katledilir. Fransa'nın istilası sonrasında ise Yahudi planları bölgesel çözümler olarak ele alınmaya başlanır. Bir ara Yahudilerin Fransa'nın kolonisi olan Madagaskar'a götürülmesi düşünülür. Ancak İngiltere'nin deniz üstünlüğünü sağlamasıyla bu plan gerçekleştirilemez. Hitler daha sonra Yahudilerle ilgili daha zahmetsiz(!) bir plan ortaya atar, önce Sovyetler işgal edilecek ardından da bütün Yahudiler Sibirya'ya sürgün edilecektir. Bu dahiyane(!) plan ise Nazilerin bir türlü gerçekleşemeyen Sovyet işgaliyle rafa kaldırılır.

İsterse Polonya, Madagaskar yada Sibirya olsun, Nasyonel Sosyalistlerin Yahudi imhasına verdiği önem ortadadır. Israrla toplum düşmanı olarak adlandırdıkları Yahudi ve diğer azınlıkları katletmek, ortadan kaldırmak ve Aryan ırk-toplumunu hayata geçirmek istiyorlardı. Hitler, Sovyetlerin işgalini hem azınlıkların imhası hem de Aryanlara yeni yaşam alanları açmak adına istemekteydi. Almanların başarısız Sovyet işgali sırasında ele geçirdiği 5.7 milyon Sovyet tutuklusundan %60'ı açlıktan ölmüştür. Eğer başarılı olsaydı Sovyet Yönetim sınıfının tamamının öldürülmesi Alman Nasyonel sosyalistlerinin hedefiydi. Bunun için kurulan özel birlikler öncelikle Sovyetlere entelektüel birikimlerini aktaran bilim insanlarını hedef seçmiştir. Sırasıyla önce bilim insanları ardından da Yahudi kanı bulaşmış bütün insanlar kurşuna dizilmeye başlandı.


41-42 arasında ise Hitlerin emriyle bütün Yahudiler Doğu Avrupa'daki gettolara transfer edilmeye başlandı. Hedef Yahudilerin yeni işgal edilecek Sovyetlere sürülmesiydi bunun için hazırlık yapılma bu şekilde de başlanmış olunuyordu. Bir türlü tamamlanamayan Sovyet işgali nedeniyle kitlesel imha süreci başlatıldı. T4 "ötenazi" programı devreye sokuldu ve 1942 yılı süresince gaz odalarına ağırlık verildi. Buna rağmen tarihçiler hala kanıtlanamayan bütün Avrupa Yahudilerinin bir araya getirme planları yüzünden ikileme düşmektedirler. Bütüncül bir planın mı yoksa tek bir kararın sonucu mu olduğu tartışmalı hala sıcaklığını korumaktadır.


1942 yılında artan toplu yok etme süreci Auschwitz'de bütün Avrupa'dan toplanan Yahudiler katledilmesiyle devam eder. Bölgeden bölgeye değişmekle birlikte bütün alman işgal bölgelerin bir hareketliliğin olduğu gözlenmektedir. Bu ise işgal bölgelerindeki yerel işbirlikçilerin alman işgalcilerin bu planlarıyla ne kadar uyum sağlayabildiklerini göstermektedir. Bu noktada anti-semitik düşüncelerin Avrupa genelinde ne kadar yaygın olduğu da anlaşılmaktadır. Çingenelerde aynı yasalar kapsamında imha planlarına dahilse de Yahudiler kadar sistematiğe maruz kalmadıkları anlaşılmaktadır. Bu toplumların düşman önceliğinde Yahudilerin başı çektiğine bir örnek olarak sunulabilir.

25 Temmuz 1939 günü kararlaştırılan "sistematik ötenazi" ile Yahudi soykırımı devlet politik kademesinde yaygınlık kazanmış ve Goebbels'in ironik tarihi propaganda yöntemleri ile halk nezdinde destek kazanmıştır. Bu destek sadece Almanlar ise sınırlı kalmamış ve ister işgal altında ister değil bütün Hristiyan dünyasındaki ortaçağdan Avrupa'ya miras kalmış yahudi düşmanlığı Goebbels'in taktikleriyle tekrar hortlamıştır. Soykırım ve toplu katliamların tek sorumlusu Naziler yada Alman toplumu değildir. Özellikle Nasyonal Sosyalistler tarafından işgal edilen bölgelerde, işgalcilerle birlikte hareket eden yerel yöneticiler ve olaylara karşı sessiz kalan halk da aynı sorumluluğa sahiptir. Yahudi soykırımı Avrupa halklarının ortak günahıdır.


1 yorum:

  1. Hitler'in halk tabanı bulmasını sağlayan kapitalizmin 1929 krizi, iktidara gelmesini sağlayan Alman ağır sanayi burjuvazisi, ölümünden sonra Hitler'in nasıl bir diktatör ve canavar olduğunu gösteren medya ortamını yaratan da Batı sermayesi. Yıllardır değişmeyen tipik Batı ikiyüzlülüğü

    YanıtlayınSil