Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biyografi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bir Ortaçağ Evliliği: "Theodora ve Orhan Gazi"

Osmanlılar siyasal birlik olarak meydana geldikleri ilk andan itibaren Doğu Roma toprakları üzerinde ilerlemeyi şiar edinmişti. Anadolu’nun karışık siyasetinden çıkıp Hıristiyanları hedef almışlardır. Bir yandan askeri ve siyasi olarak varlıklarını sağlamlaştırırlarken bir yandan da günlük yaşamda Hıristiyanlarla da birarada yaşamayı öğrenmişlerdir. Bu elbette karşılıklı olmuştur. Hıristiyanlar da bu yeni akıncı Türk topluluğunu tanımış, dillerini ve inançlarını öğrenmişlerdir. On dördüncü yüzyıldan sonra tüm Roma imparatorlarının ortak sorunu doğudan yükselen bu yeni güneşin ısıttığı sorunları çözmek olmuştur. Hal böyle olunca Türklerle yalnız savaşarak değil, birlikte yaşama deneyimi de kazanmışlardır. Bizan Sarayı’ndaki iç çekişmeler arasında tahta birden fazla oturan VI. İoannis Kantakuzenos sarsıntılı egemenliğini dış destekler ile ayakta tutmaya çalışıyordu. Anadolu’daki varlıkları artık sarsılmaz bir noktaya ulaşan Türkler ile ittifak olmaktan başka şansı olmadığını çok geçmeden anlamıştı. Kızını Osmanlılara gelin vermesini de böylelikle açıklamaktayız.  

Bizans İmparatoru II. Basil ve İsyanlarla Sarsılan İktidarı

Onuncu yüzyılda İmparatorluk bir kez daha “gelenek” ile “egemenlik” arasında seçim yapmak zorunda kalacaktı. Var olan düzenin devamını isteyen isyancılar ile egemenliği elinde tutmak isteyen kraliyetin genç temsilcileri yaşamları pahasına çatışmışlardı. İsyancılar Küçük Asya’nın neredeyse tamamını ele geçirip önemli bir direnç yakalamıştı. Ancak sarayın tüm desteğini arkasına alan genç İmparatorlar Bardas Skleros’un başa geçirmek istediği rakip İmparator adaylarını kendi yanına geçmek istiyordu. Bardas Skleros’un eski bir İmparatorluk kumandanı olan Nikeforos Fokas’ın yeğeni Barda Fokas’ı başa geçirmek istediği anlaşılmıştı. İmparator Bardas Fokas’ı kendi yanına çekince isyancıların siyasi olarak dayanak noktası zayıflamıştı. İmparatorluk güçleri Nicea yakınlarındaki savaşlarla isyancıların gücünü kırınca, isyanın önderi olan Bardas Skleros ittifak içinde olduğu Halifeliğe sığındı. İsyan böylece bastırılmış oldu. 

Belgeselin Altın Çocuğu: David Attenborough


David Attenborough’un Televizyona çıkacak kadar güzel bir yüzü yoktu. David Attenborough’un yaptığı seslendirmeleri unutulmayacak kılacak bir sesi de yoktu. David Attenborough’un bırakmak istemediği tutkusunu sürdürecek kadar uygun bir eğitimi de yoktu. Ama işte o tutkusu onu dünyanın en unutulmaz seslerinden,  yüzlerinden ve eğitimcilerinden birisi yaptı. Tutkusu; onu televizyonda çalışan sıradan bir emekçiden, dünyaca saygı duyulan öncü bir belgesel yapımcısı ve sunucusuna dönüştürmüştü. Bugün onun adını anmadan belgeselden bahsetmenin, imzasının olduğu belgeselleri görmeden televizyon programcılığından söz etmenin yada bilginin halka ulaşmasındaki emeğine değinmeden dünyamızı anlamanın yolu yok gibidir. Televizyonun bilginin halka ulaştırılmasındaki en devrimci yönünün; parlamasındaki en önemli isimlerden birisi David Attenborough’tur.

Adı Ülkesinin Tarihinden Çıkarılmak İstenen Adam: Ebulfez Elçibey


Adını duyamazsınız, birkaç kişi dışında anlatanı, bahsedeni bulunmaz. Hayatını vakfettiği, kanıyla, canıyla kurduğu ve ihtiraslarından sıyrılıp kimsenin yapmadığını yapıp makam, mevki ve kudreti bırakıp sıradan bir insan olarak köyüne döndüğü bilinmez. Hasretinden, sevdasından ve yılmaz mücadelesinden konuşulmaz. Adına destanlar, türküler yakılmaz. Ne ülkesinde ne de kardeş bildiği yaban ellerde heykelleri dikilmez. Az sonra okuyacaklarınız tarih sahnesinden silinmeye çalışılmış bir devlet adamının, bir özgürlük kahramanın hikâyesidir.

Doğumunun Üç Yüzüncü Yılında Bir Aydınlanmacı: Jean-Jacques Roussseau


Aydınlanmanın öncü isimlerinden, asırlara meydan okuyan dinamik yaratıcılığı ve çok yönlü düşünürlüğü ile günümüzde dahi saygın bir methin sahibi ölümsüz Jean-Jacques Rousseau’nun üç yüzüncü doğum gününü bu yıl kutlanacak. Yazar, filozof, müzisyen ve düşünür Rousseau’nun Cenevre’de doğumundan bu yana tam üç asır geçti ancak ne insanlık üzerindeki etkisi geçti ne de tarihteki saygın konumunu kaybetti. O hala düşünceleri, eserleri ve hayalleri ile aramızda soluk alıp vermeye devam ediyor.

Nikita Kruşçev, Leonid Brejnev ve İki Mektubun Hikayesi


Sovyetlerin dağılışından bu yana neredeyse yirmi sene geçti. Bu yirmi sene içerisinde dünyanın hız tek kutuplaşması sonucunda neredeyse Sovyet tarihi unutulmaya yüz tuttu. Günümüzün kimi gençleri ABD dışında bir başka süper gücün var olabileceğini dahi tahayyül edemiyorlar. Öyle kitleler var ki, özellikle bizim gibi geri kalmış ülkelerde, Sovyetler, Marx yada Sosyalizm deyince aklına hiçbir şey gelmiyor. Ama orada öyle büyük bir tarih, öyle büyük bir birikim, öyle büyük bir deneyim var ki anlatılmakla, yazılmakla, konuşmakla bitecek gibi değil. Arda kalanlar sadece yazılı yada resmi kaynaklar değil elbette hatıralar, dedikodular, tanıklıklar ve yaşanmışlıklar yığınla ve paylaşılmayı bekliyor. 

Haile Selassie, Bob Marley ve Siyah İnsanların Yeşil Cenneti


Etiyopya çok ilginç bir ülke, insanlık tarihinin başlangıç noktası olan bu kutsal topraklarda doksanlardan bu yana hüküm süren açlık ve susuzluk belası olmasa nasıl bir medeniyet kurulurdu acaba diye merak ediyorum. Zira tarih içinde bu topraklarda inanılmaz ülkeler yeşerdi, muhteşem devletler ortaya çıktı ve tarih bir var oldu bir yok. Etiyopya’daki muhteşem uhrevi yaşam dünyanın birçok yerinden ilgi çekmektedir. Hıristiyan, Müslüman yada Yahudi, gökyüzünde bir tanrının olduğuna inanan neredeyse herkesin yolu bir kez olsun Etiyopya’dan geçmiştir.

Yirmi Yedi Buçuk Yıllık Hapis, Sayısız İşkence ve Binlerce Ölüm'ün Sırtladığı Bir Özgürlük Mücadelesi


Hollandalı ve Britanyalı beyaz adamlar Afrika’nın güney ucunu keşfetmeden çok önce Mbashe Nehri boyunca egemenlik kuran Mvezo kabilesinin reisidir Gadla Mpakanyiswa. Büyük düzlüklerin hakimi Thembu Hanedanına biat eden bu kabile reisi kralının en sadık akıl hocalarından ve kamanlarından birisidir. Ritüel törenlerde, evlilik şölenlerinde ve cenazelerde yeri daima toplumun en önüdür. Soyludur, zengindir ve toplumunun saygı beslediği bir dini figürdür. Doğan oğluna verdiği ismin bugün milyarlarca insanın zihninde barışın, insanlığın ve özgürlüğün vücut bulmuş hali olacağından kuşkusuz habersizdir.

Mahkeme Salonunda Temizlenmeye Çalışılan Bir Vicdan ya da Stalinizm Karşısında Bir Eski Tüfeğin Hikayesi


Dünya’nın ve de merkezi sayılan Avrupa’nın tam ortasından ikiye ayrıldığı hazin günlerde iyinin ve kötünün tanımsal karmaşıklığı zihinleri ele geçirmişti. Bir yanda Nasyonal Sosyalistliğin akıllara durgunluk veren zorbalığı diğer yanda sınıf ve toplum idealizmi için özgürlüğü uğruna binlerce yıl mücadele edilen bireyi ayaklar altına alan Sovyet Stalinizmi. Okuyan, yazan ve düşünen insanların taraf olmaları ve bu kararları nedeniyle bedel ödemeleri gerektiğine inanılan bu acı dönem, özellikle kapitalist rejimler içinde mücadele veren sosyalistleri zora düşürmüştür.

Geçmişimizdeki Ortak Hatalarımızın Önünde Dize Gelen Toplumsal Vicdanımız


Tarihte öyle unutulmaz anlar vardır ki etkisi yüzyıllarca silinmez. Bazen bir söz, bir bakış, bir jest yada mimik insanlığın ortak hafızasına öyle bir girer ki ne büyük ordular ne de en gelişmiş silahlar ile yerle bir edilemez, silinemez. Tarih bilimi bize sadece geçmişimizi öğretmez, aynı zamanda o geçmişle hesaplaşmamızı ve hatalarımızdan ders almamızı salık verir. Devletlere göbeğini bağlamış, saygınlığı un ufak olmuş resmi tarihçilerin her ne kadar tersini iddia etse de tarihçinin görevi sadece aktarmak değildir. Geçmiş bir hamur gibi yoğrulmalı ve hataları ayıklanmalıdır ki insanlık yaptıklarından ders alsın ve bir daha tekrarlamasın.

Fransa'ya Çatalı ve Pastacılığı Tanıtan Kadın


İtalyan doğumlu Fransız Kraliçesi Catherine de Medici, üç krala, koca bir ulusa, sanata ve bir sanata dönüşen Fransız aşçılığına annelik yapan tarihe damgasını vurmuş bir abide kadındır. 13 Nisan 1519’da doğduğunda Catherina Maria Romola di Lorenzo de Medici adını alan bu eşsiz insan, hem yaşadığı dönem insanların etkilemiş hem de Fransız toplumun benlik tanımlamalarında çok önemli bir yere sahip olan kültürel mirasın birikimine öncülük etmiştir. Anne tarafından Fransız sarayının kuzeni, babası tarafından ise şaşalı bir düşes olan Catherine, bu görkemli mirasa tezat bir şekilde öksüz ve yetim olarak büyümüştür. Doğumundan sadece iki hafta sonra vefat eden annesinin hemen ardından da babası ölmüştür.

Tiananmen'deki Çelimsiz Direnişçinin İnsanlığa Katkılarına Dair


Dünya tarihindeki en akılda kalıcı ve provakatif görüntülerinden bir tanesi  Tiananmen’de tankların önündeki beyaz tişörtlü adamın görüntüleridir. 5 Haziran 1989’da beyaz tişörtlü ve elinde poşetler olan çelimsiz bir adamın Tiananmen Meydanından geçiş yapmakta olan tankların önünde gösteren resimler ajanslara düşer. Öyle ki bu görüntüyü görmeyen bilmeyen kimse kalmamış, herkes bir şekilde bu görüntünün doğurduğu gelişmelerden etkilenmiştir. Elindeki poşetlerle sanki az önce pazardan gelmiş gibi duran bu çelimsiz Çinlinin onurlu direnişi dünya tarihini değiştirmiş, insanlığın o sağa sola sallanan poşetlerin gölgesinde özgürlüğün ve direnişin ilhamını bulacağı ise kimsenin aklına gelmemişti.

Gorbaçov, Sovyetlerin Dağılışı ve Yeltsin


Komünist rejim altında doğup ülkesindeki komünist rejimin bitişinden sorumlu olmuş olmanın vebalini Mihail Gorbaçov ne kadar ödemiştir bilinmez ama Komünist Parti’nin kendi iktidarı altında doğup genel sekreteri olabilen tek yoldaşına böylesi bir tarihi şerefi nail etmesi tarihi bir ironidir.

Thomas Paine: Devrimler Yarattı, İhanetten Hapis Yattı ve Cenazesine Kimse Sahip Çıkmadı!


İflah olmaz bir broşür*cü, yazar, politikacı, devrimci, ABD’nin kurucu babalarından bir tanesi ve üç büyük devrimin (ABD, Fransız ve İngiliz) ardındaki isim olarak Thomas Paine düşünceleri ve yayınları ile dünyayı geri dönüşü mümkün olmayan bir şekilde etkilemiştir. 1775 yılında Benjamin Rush ile birlikte isimsiz olarak, bütün geliri ABD’nin bağımsızlığı için çarpışan George Washington’a bağışlanmak üzere yayınladığı “Common Sense” isimli broşür bütün dünya halklarını ve devrimcilerini derinden etkilemiştir

Bir Mucit Olarak Benjamin Franklin


Yazar, teorisyen, politikacı, postacı, bilim insanı, müzisyen, mucit, devlet adamı ve diplomat. Amerikan Birleşik Devletleri'nin 4 kurucu babasından bir tanesi olan büyük üstad Benjamin Franklin, 17 Ocak 1706'da Boston, Massachusettes'de doğmuştur.

1 Aralık 1788'de dünyaya gözlerini yumana kadar Dünya halklarının barışına ve bir ideal olarak Birleşik Devletler'in kurulmasına hizmet etmiştir. Benjamin Franklin'in ideali olan Amerika'da din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin, kendi kimliklerinden ödün vermeden ancak birlikte yaşamı da yücelten dünyanın ilk laik, demokratik ve anayasal cumhuriyeti hedeflenmiş ve başarılmıştır.