Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine
gelene değin kadınların üniversitelerde öğrenci olarak kabul edilmediği göz
önüne alındığında kadınların bilim dünyasındaki yer edinememelerinin nedeni anlaşılacaktır.
Avrupa’da Ortaçağ’dan bu yana sürdürülen çok kimlikli ve uluslar üstü
üniversite geleneğine rağmen kadınların bilimsel yeterlilikleri hep sorgulanır
olmuş ve yükseköğretime kabul edilmemişlerdir. Kişisel girişimlerin daha çok
siyasi ve ekonomik ayrımcılığa yoğunlaştığı öncü feminist hareketler bilim
dünyasında da kıpırdanmalara dolaylı olarak neden olmaktaydı.
Kadın Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Tarihi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye’de Değişim, Cinsel Kimlik ve Kadın
Türkiye’de Sekiz Mart ve Tarihsel Bir Bakışla Çaresizliğimiz
Kadın
hareketinin büyümesi ve kadınlık bilincinin yükselmesi sosyalist
hareketlenmeden bağımsız değerlendirilemez. Zira, Aydınlanma fikrinin beslediği ilk Feministler siyasal katılım mücadelesini toplumsallaştıramamışlardı. Kapitalizmin batılı ülkelerde
giderek ezici sonuçlar doğurması, Marx’ın görüşlerinin işçi sınıfı ve ilerici
aydınlar tarafından daha iyi anlaşılması ile sonuçlanıyordu. Yirminci
yüzyılının başlarında görülmeye başlanan ilk işçi hareketleriyle başat kadın
hareketi de Sosyalistlere öykünerek örgütlenmeye ve temsil kudretlerini
güçlendirmeye başlamıştı. İkinci Enternasyonel’de kadın artık bir "sınıfsal
kütle" olarak temsili için mücadeleye girişmişti. İlk feministlerin cesaretli
çırpınışları ardından sonra şimdi de işçi hareketi ile kadın hareketi
arasındaki dayanışmaya gidilmiş, kadın; özgürlük mücadelesinde yanında
proleterleri bulmuştur.
Margaret Sanger: Dünya Üzerindeki En Büyük Günahın Sahibi
Sosyal bilimcilerin “Cinsel
Devrim” olarak nitelediği altmışların sonu ve yetmişlerin başında ortaya çıkan
olaylarla kadınların kültürel, ekonomik ve cinsel hayatta özgürlüklerini elde
ettikleri mücadelelerini en çok etkileyen şey, kuşkusuz doğum kontrolün ortaya
çıkmasıdır. Din adamlarının, politik güç odaklarının ve erkek egemen kültürel
yapının amansızca bastırmak istediği kadın özgürlüğünün önündeki en büyük
engelin doğum, annelik ve cinsel yaşamın ahlaki yorumu olması doğum kontrolün
ortaya çıkmasıyla aşılmış olacaktı.
Korseden Sutyene Memelerin Özgürlüğü ve Feminizm
Evrimsel gelişimin kadına bıraktığı en büyük ayrıcalık doğurganlıktır. Doğurganlık erkek ile kadın cinsel kimlikleri arasındaki kesin farklılıklardan birisi olagelmiştir. Şüphesiz kadın kimliği sadece doğurganlığa indirgenemez. Simon de Beauvoir'ın da dediği gibi kadınlık mevhumu doğuştan elde edilen bir kimlik asla olmamıştır. Hayatın kendisine karşı bir mücadele, bir asil duruş ve omuzlarında acılı dolu bir kimlik mücadelesinin onurlu payesini taşımak ile ancak kadın kimliği açıklanabilir. Kadın kimliğinin bu eşsiz özellikleri yine de erkekten en büyük üstünlüğü olan doğurganlığın mucizeviliği yanında sönük kalmaktadır. Kadının cinsel ve kültürel kimliğinin bu küçük ama çok önemli parçası olan doğurganlık yeni bir bedene ev sahipliği yapmak dışında o yavrunun yegane beslenme kaynağı olan "anne sütü"nü taşımayı da kadına yüklemiştir.
Tarihi Önemi ve Düşünsel Çalkantıları ile İlk Kadın Parlamenter: Nancy Astor
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





