Türkiye İşçi Partisi'nin Tarihi Üzerine Bir Kaç Söz

27 Mayıs 1960 harekâtının ardından yeniden hazırlanan anayasanın yürürlüğe girmesi, siyasi hayatının yeniden canlanması ve siyasi partilerin kurulmasına başlanmasıyla her gün yeni bir partinin kuruluş haberleri gazetelere yansır. Bir kısmının adı tarihe karışırken bir kısmının adı ise konuşulmaya ve genç kuşaklarca anılmaya devam etmektedir. Darbenin hemen ardından başlayan yeni anayasa çalışmaları sonucunda devrik DP dışındaki bütün siyasi aktörlerin katılımıyla hazırlanan yeni anayasanın 9 Temmuz 1961 günü işlerlik kazanmasının ardından 15 Ekim 1961 günü seçim yapılması kararı alınır. Seçime yetişmek isteyen siyasi akımlar hızla partileşmeye çalışırlar. Bunlar arasından en dikkat çekeni ise sendikaları ve sol aydınları bir araya getiren TİP hareketidir.

Elbette ki yeni kurulan partilerin birçoğu devrik DP’nin siyasal mirasçısı olması iddiasıyla yola çıkmıştır. 1961 anayasasının demokratik ve çoğulcu yapısı sosyalistlere ve sendikalara onurlu ve yasal mücadele alanı yaratmıştır. İşte bu alandan yararlanmak isteyen siyasal kimlikler bir araya gelerek partileşmenin ve işçi hareketini başlatmanın gereğine inanmışlardır. Sendikalar bir işçi partisi için bütün işçi sendikaların bir arada çalışmasını istese de ilk ayrılık Türk-İş’in ayrılmasıyla yaşanmıştır. Türk-İş, siyasal yapılanmada yer almama kararını beyan etmiştir. Darbe öncesi kurulan Demokrat İşçi Partisi Genel Sekreteri İbrahim Güzelce ve Genel Başkanı Orhan Arsal’ın tüzüğünü hazırladığı yeni partinin kurucuları arasında Avni Erakalın, Kemal Türkler, Rıza Kuas, Hüseyin Yıldız, Nuri Beşer, Şaban Yıldız, Kemal Nebioğlu ve İbrahim Denizcier yer almaktadır.

Ancak hızla girişilen bu partileşme çabasında önce Türk-İş’in katılmama kararı ardından da Seçim Kanunu gereği seçimlere katılamayacağının anlaşılması gereken toplumsal heyecanın yakalanamasına neden olacaktır. Öyle ki parti genel başkanı Avni Erakalın seçimlere YTP altında bağımsız olarak katılacaktır. Parti’nin gerçek anlamıyla kuruluş aşamasını tamamlaması ve ülke çapında yaygınlık kazanması Mehmet Ali Aybar 1962 yılında genel başkanlığa seçilmesiyle gerçekleşecektir. Zaten parti resmiyette var olmasına rağmen ne bir genel başkan temsili ne de bir örgüt anlamıyla yoktur. Bu nedenle Aybar’ın gelmesi partinin ikinci ve asıl kuruluş aşamasını başlatacaktır. Aybar başkanlığa gelmesinin ardından hem örgütlenmeye hem de parti tüzüğünü yenilemeye çabalamıştır. Bu arada ilginç olaylar da yaşanmakta yasal bir partinin yasal tüzüğünden alıntı yapan bir yerel gazete soruşturmaya konu edilecektir. Daha sonra yaşanan bu olay mahkemenin takipsizlik kararı ile ortadan kalkacaktır zira ne parti yasadışı ne tüzük her hangi bir suç unsuru içermektedir.

Örgütlenmede ise Aybar hem işçi kökenli isimleri hem de sosyalist aydınları parti çatısı altında toplamaya gayret etmiştir.  Bu aşamada parti kurucuları Aybar’ın taleplerine her zaman saygılı davranmıştır. Ancak kurucular ile Aybar arasında sadece Behice Boran ismi üzerinde tartışma yaşanmıştır. Boran’a göre ise Aybar kendisini partide istememektedir. Boran gibi bir çok aydın da partiye bu aşamada katılmıştır. Adnan Camgil, Cemel Hakkı Selek, Yunus Koçak ve Fethi Naci gibi aydınların katılımıyla TİP örgütü ideolojik olarak güçlenmiştir. Öte yandan yurt çapında örgütlenmeye devam TİP ise sık sık sağcıların ve milliyetçilerin saldırılarına maruz kalmaktadır. Polisiye olaylar yaşanmakta, il ve ilçe binaları sıklıkla aşırı milliyetçi ve sağcılarca parçalanmaktadır. Bu örgütlenme çabalarına ve ideolojik temel çalışmalarının yanında bir de karşılarına daha önce TİP kurulması sırasında katkı sağlamayan Türk-İş’in kendi partisini kurma girişimi çıkacaktır. Çalışanlar Partisi adındaki bu girişim tabana yayılamamış ve tarihin tozlu rafları arasında kaybolmuştur. Yön dergisinin ideolojik temelini oluşturduğu bu yapı daha sonra Sosyalist Kültür Derneği adı altında yoluna devam etmiştir.

Parti Aybar’ın ve aydınların öncülüğünde basında daha çok yer bulmuş, yapılmak istenen yasa ve anayasa değişikliklerinde meclis dışında olmasına karşın oldukça başarılı bir muhalefet yürütmüştür. Türkiye İşçi Partisinin girdiği ilk seçim ise 17 Kasım 1963 yerel seçimleri olmuştur. Gerçi seçi öncesi partinin yeterli örgüte sahip olup olamadığı tartışılmış olsa da sonuçta YSK kararı ile parti seçimlere katılmıştır. O zamanki en yaygın iletişim aracı olan Radyo’da düzenlenen propaganda konuşmaları büyük önem arz etmekteydi. TİP’in konuşmaları da bu açıdan hep gündem oluşturuyor, zaman zaman da soruşturmalara konu oluyordu. Gerçekte ise TİP için ise bu inanılmaz bir kendisini halka ulaştırma aracıydı. Herkesin küçümsediği, diğerleri gibi en kısa sürede kaybolacağı düşünülen bu idealist parti radyo sayesinde halk yığınları ile buluşmuş ve oldukça geniş bir ilginin odağı olmuştur.

O günlerdeki seçim kanunları gereğinde yerel seçimlerde bugünkü gibi birleşik oy pusulası kullanılmaması ve partilerin oy kâğıtlarını kendi güçleri ile sandıklara ulaştırmak durumunda olmaları nedeniyle TİP birçok yerde örgüt zafiyeti nedeniyle oy çıkaramamıştır. Buna rağmen Diyarbakır ve Kocaeli’nde Belediye Meclisine üye sokabilmeyi başarmıştır. Partinin katılacağı ikinci seçim olan 1964 senato seçimlerine ise YSK kararı nedeniyle katılamamıştır.  Sosyalist parti geleneğinin bir parçası olarak Kongrelere büyük önem veren hareket 1963’te yaşadığı İzmir Kongresi ile kendi içinde teorik tartışmalara kapanmış ve ülke gündeminden bir dahaki seçimlere kadar uzaklaşmıştır. İzmir Kongresi ise Behice Boran ve Mehmet Ali Aybar ikilisini daha da yakınlaştırmıştır. Kongre sonrasında ise partiden kopan isimler söyle olmuştur: İsmet Sungurbey, Doğan Özgüden, Fethi Naci, Selahattin Hilav, Ali Yaşar, Şükran Kurdakul, Edip Cansever ve Turgut Kazan. Daha sonra TİP ve içinden kopan muhalif blok arasında yazışmalar, muhtıralar, ihraçlar ve yeniden partiye dönüşler yaşanmıştır. Aybar ve Boran ise bu hengâmeden hem TİP hem de ülke adına daha da güçlenerek çıkmıştır.

Öte yandan Aybar’ın Kıbrıs hakkındaki görüşleri gerginleşen Kıbrıs sorunun körüklenmesinde aykırı bir ses olarak değiştirilerek halka sunulmaya çalışılmıştır. Aybar ve TİP, Kıbrıs’da milliyet tezlerini yok sayan sınıf penceresinden bakan bakış açılarını savunmaya çalıştıkça basın tarafından “milli dava”yı inkâr ile suçlanacaklardır. Parti bir yandan kendi görüşlerini aktarabilmenin mücadelesini verirken bir de kendi içinden Niyazi Ağırnaslı ve benzeri isimlerle ile Ortak Pazar gibi teorik tartışmalar yaşamaktadır. Teorik tartışmalar ve basına karşı yürütülen propaganda çalışmaları ile 1965 yılı Genel Seçimlerine yaklaşılır. Bu seçimler Türkiye işçi Partisinin siyasal tarihimize adını unutulmazlar arasına soktuğu dönüm noktası olacaktır. Aybar seçimler öncesi bütün toplumcuları, gerçek Atatürkçüleri, ilericileri birleşmeye çağırır. 1965 seçimlerine “Nasırlı Eller Meclise” sloganıyla hazırlana TİP hazırladığı aday listesinde 57 ilk sıra adayının 12 tanesi işçi ve sendikacıdır. Bu slogan ve partinin aday listelerindeki dağılım “Pamuk Eller Meclise” diye eleştirilmiştir. Öte yandan TİP’in bir doktrin partisi olarak merkezi yönetimin belirlediği adaylarla seçimlere katılması eleştirilemez.

Türkiye İşçi Partisi, Türkiye’de az rastlanan bir ideolojik çalışmanın ürünü ve sonucu olduğundan 1963’ten sonra katıldığı ilk genel seçime büyük bir düşünsel yatırım yapmıştır. Hazırladığı seçim bildirgesi ve parti programı yerleşik kuralları bozacak derecede donanımlı ve ilgi çekicidir. Bu açıdan seçimler sonucunda elde edilen başarının bir sürpriz olmadığı da söylenebilir. 10 Ekim 1965 günü yapılan genel seçimlerde %71.3’lük katılım oranın yakalanmış ve TİP geçerli oyların %3.3’ünü almıştır. TİP bu oy oranıyla meclise 15 milletvekili sokmuştur. 15 vekilden bir tanesi olan Çetin Altan ise TİP listesinden bağımsız olarak vekil olmuş daha sonra ise bağımsızlığından vazgeçerek TİP’e geçmiştir. Yıllar sonra yapacağı açıklamalarda Çetin Altan, hakkında açılan davalardan kurtulmak amacıyla milletvekili olduğunu söylemiştir.

TİP’in parlamentoya girmesiyle sosyalistlerin sesi daha gür çıkmaya başlar. Mehmet Ali Bayar’ın başkanlığındaki Rıza KuasMuzaffer Karan, Tarık Ziya Ekinci, Sadun Aren, Yahya Kanpolat, Cemal Hakkı Selek, Adil Kurtel, Behice Boran, Yunus Koçak, Şaban Erik, Yusuf Ziya Bahadınlı, Ali Karcı, Kemal Nebioğlu ve Çetin Altan’dan oluşan Türkiye İşçi Partisi meclis grubu Türkiye’nin görüp görebildiği en renkli parlamentonun oluşmasına katkı sağlarlar, işçilerin ve halkların hakları için mücadele eder, geleneksel siyasetin kalıplarını yıkarlar.

Türkiye İşçi Partisi sadece aktif muhalefet ile gündeme gelmez özellikle yoksul halk tabakalarının gelir ve sosyal adaletsizliğini giderici kanun tekliflerini de mecliste tartışmaya açmıştır. Grup kurmanın sağladığı avantajlardan da yararlanan TİP kimi kanunların geçmesini engellemiş kimisini ise işçi sınıflarını da gözetir bir biçim almasına katkı sağlamıştır. Yine uluslararası ikili anlaşmaların ilk kez meclis tutanaklarına geçmesini de TİP sağlamış, sağcı hükümetlerin ikiyüzlü politikaları ifşa olmuştur. 1966 yılında ise Cumhuriyet Senatosunun üçte biri yenilenmişti, bu seçimde TİP bir senatörün kendi adına seçilmesini sağlayarak meclisteki üye sayısın 16’ya ulaştırmıştır.

TİP’in sergilediği parlamento performansı iktidar odaklarında endişeye neden olmuş, var olan hazımsızlık iyice artmıştır. Özellikle Çetin Altan’ın kıvrak zekâsıyla hükümeti ve Türkiye’deki egemen anlayışı alaşağı etmesi büyük tepki yaratmıştır. Bu tepki kimi zaman fiziksel boyuta ulaşmışsa da TİP gibi küçük partilerin seçimlerde milletvekili çıkarması çeşitli yollarla engellenmeye çalışılmıştır. Seçim Kanununda antidemokratik değişiklikler yapılarak hem temsilde adaletin sağlanmasına engel olunmaya çalışılıyor hem de daha istikrarlı(!) hükümetlerin kurulması amaçlanıyordu. TİP’in açtığı yoldan daha fazla muhalefetin meclise taşınması ihtimaline karşı hep istikrar bahanesi öne sürülmüş, bu durum günümüze kadar da devem ede gelmiştir.

Bu tür ülke içi antidemokratik politikalara karşı partinin söylem üretmesi çalışmaları yanı sıra dış gelişmeler de parti içinde tartışmalara, tartışmalar da ayrışmalara neden olmaktadır. Özellikle Boran ve Aybar arasındaki Çekoslovakya’nın Sovyet işgali nedeniyle çıkan tartışma parti tarihine damgasını vuracaktır. Sosyalist partilerin genel olarak kongreler partisi olması asabiyle TİP de büyük kongreler düzenlemiş, her kongreden sonra da partiden ayrışmalar yaşanmıştır. Böyle bir aşamada gidilen 1971 seçimlerinde, her ne kadar parti geçen seçimde aldığı oyu az farkla korumuş olsa da, ancak iki milletvekili meclise sokulabilmiştir. Sadece Mehmet Ali Aybar ve Rıza Kuas’ın vekilliği ile TİP, yeni bir döneme giriyordu. Aybar az bir zaman sonra ise, daha önce başkanlığını da bıraktığı TİP üyeliğinden de ayrılmıştır. TİP’in tarihinde Ankara’daki olağanüstü kongre sayılmaz ise İzmir ve Malatya’da olmak üzere iki büyük kongre yapmış, iki büyük kongrede de parti içi muhalefet oluşmuş ve partiden ayrılmışlardır. 1968’de Ankara’da toplanan son kongre ise partinin ayrıştığının ve eski siyasal odağını yitirdiğinin ortaya çıktığı, eski etkisini yitirdiğinin gözlendiği bir veda toplantısı havasında geçmiştir.

71 Muhtırası ile partinin kapatılmasından önce 68’de yaşanan yerel seçim ve senato seçimi başarısızlıkları, parti içindeki Boran ve Aybar arasındaki akıl almaz rekabet ve örgütün gereksiz tartışmalarla ayrışması, ülkenin giderek terörize olması ve ağırlaşan siyaset yapma olanaksızlığı TİP’inde giderek etkinliğini yitirmesine neden olur. Aslında Aybar ve Boran arasındaki tartışmanın asıl nedeni partinin ilk kurulduğu günlerdeki kuruluş tartışmalarına kadar gitmektedir. Boran’ın parti için öngördüğü temel nitelikler ile Aybar zihnindekiler hiçbir zaman uyuşmamıştır. Zaman içinde iki güçlü ismin uzlaşması temel noktadaki ayrışmanın yatışmasını sağlamış olsa da hiçbir zaman tam olarak ortadan kalkmamıştır. Behice Boran Sosyalizmden saptığı düşündüğü Aybar hem partiden uzaklaştırmak hem de zihnindeki sosyalist partiyi hayata geçirmek istemektedir. Aybar ise bu parti içi tartışmalardan her sıkılışında kendisini yurtdışına atmakta ve Avrupa entelektüelleri ile uluslararası gündemi takip etmektedir. Aybar kısa sürede uluslararası sosyalist cemiyetin bir parçası olmuştur.

Partinin çalkalanışı ile Türkiye’nin çalkalanışı ile aynı zamanlarda gerçekleşmiştir. TİP’li örgütler terörize olmuş ülke siyasetinde aktif birer oyuncu olmuşlar, komünist gençler ile ülkücü gençlerin ülkeyi kurtarma savaşı siyaset meydanlarını kana bulamaya başlamıştır. TİP’li öğrenciler katliamlara, saldırılara ve tacizlere muhatap olmaktadır. 1975’de parti başkanlığına Behice Boran’ın gelmesi TİP’in toplanmasını sağlamamış, örgüt gittikçe birbirinden ayrışmış ve siyasal odak olma hali ortadan kalkmıştır. 1977 seçimlerinde ise Türkiye İşçi Partisi binde bir oy oranı ile başarısız bir grafik çizmiş ve meclise girememiştir. Parti tabanı da zaten diğer sol partiler arasında dağılmış ve giderek birbirlerine uzaklaşmıştır. 1979 Senato seçimlerde TİP, diğer bütün sol partilerinde gerisinde kalarak sosyalistlerin de güvenini yitirmeye başlamıştır. Aybar’cılar zaten TİP’in 71 muhtırası sonrası yeniden kurulmuş halini TİP’den saymamışlardır. Behice Boran’ın yönetimindeki ikinci Türkiye İşçi Partisi Boran’ın partisidir. Zaten Boran’ın partisi de başarısızları ardından küçülmüş ve etkisizleşmiştir. 80 Darbesiyle de zaten siyaseten var olmayan bir parti kapatılacak ve TİP ismi siyasal tarihimizden çekilecektir.

TİP adı ülkemizin demokratikleşme tarihinde ayrı bir öneme sahiptir. TİP’in gerek kongrelerinde çözüm getirmeye çalıştığı kimi zaman da tartışılmasına önayak olduğu girift problemler, geleceğin Türkiye’sinde yaşana reel politik sorunlar olarak zuhur edecek, böylece TİP’lilerin ve sosyalistlerin tarihi başarıları ispatlanmış olacaktır. TİP’in ülke tarihindeki tabana yayılmış demokratik bir siyasal yaşamın en başat oyuncularından birisi olmuş, geniş halk yığınlarının politikleşmesinde büyük katkı sağlamıştır. Kürt kimliğinin dile getirilmesinde ve sınıfsal sorunların çözüme kavuşturulmasında ülke gündemini oldukça sarsmışlardır. Türkiye İşçi Partisi, mecliste grup kurduğu yıllarda en şaşalı günlerini yaşamış ve demokrasi tarihimize adını yazmıştır. Bir darbeyle sonuçlanacak aşırı terörize olmuş siyasal düzlemde önemini yitirmiş, darbeyle de üzerinden silindirle geçilmiştir. Önce muhtıra rejiminde kapatılmış, üyeleri hapse atılmıştır. Yeniden kurulmaya çalışılmış olsa da artık ne parti o eski partidir ne de Türkiye o eski Türkiye’dir. Darbe gümbür gümbür gelmiş ve ülkeyi baştan aşağıya değiştirmiştir. Bu değişimden de hiç şüphesiz kanlı ve acılı payını en çok da sosyalistler almıştır. Darbeye giden süreçte, darbecilerin yönetiminde ve darbe sonrasında Türkiye İşçi Partisi'nin üyeleri öldürülmüş, hapislere gönderilmiş, işkencelerden geçirilmiş ve bunlardan sağ kalmayı başaranlar ise uzun yıllar boyunca ülkeden sürgün edilmiştir.

Kaynaklar:
1) Türkiye İşçi Partisi Olaylar-Belgeler Yorumlar "Nebil Varuy" Sosyal Tarih Yayınları
2) Bir Uzun Yürüyüş "Uğur Mumcu"  Tekin Yayınları
3) Uygarlık Tarihi "Server Tanilli" Alkım Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder