Modern Zamanların Üç Atlısı: Thatcher, Reagan ve Özal


Osmanlı Devletinin egemenlik yıllarının dışında doğan ilk Türkiye cumhurbaşkanı olan Turgut Özal, gelenekselleşmiş İngiliz parlamentarizminin aklen olmasa da cismen ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher ve Soğuk Savaşı sonlandırıp, Sovyetleri yıkan(!) eski aktör yeni yetme ABD başkanı Ronald Reagan. Bu üç isim arasındaki tarihsel ve mekânsal ortaklıktan öte düşünsel birliktelik, üzerinde incelenmesi ve tartışılması gereken bir konudur.

1911 doğumlu Ronald Reagan bir aktör olarak başladığı kariyerini ABD senatörü ve başkanı olarak noktalamayı başarmış yakışıklı, karizmatik ve hırslı bir insan olarak Amerikan İdealizminin figürleşmiş hali olarak düşünülebilir. 1925 doğum Thatcher ise yüzlerce yıldır İngiliz centilmenlerinin kendi aralarında yürüttükleri çocuksu bir ihtiras oyununa onurlu bir feminist hareketin mirasyediciliği ile gelmiş ancak ne o mirası sahiplenebilmiş ne de hak ettiği perspektifi yakalayabilmiş düşünsel olarak hemcinslerinden çok şey alıp götürmüş bir Demir Lady olarak tarihe geçmiştir. Yıllarca elitist Türk devlet adamları tarafından inkar edilen Kürt ve Müslüman kimliğini dile getirmekten çekinmeyen, uyguladığı iktisadi ve siyasi politikalarla tam da döneminin kuşamına haiz modern ama köklerine de sahip çıkmayı erdem bilen genç cumhuriyetin sekizinci Cumhurbaşkanı olan Özal, belki de cumhurbaşkanları arasında Türkiye sosyal hayatına en fazla damga vuran lider olarak tarihe geçmiştir.

 Şimdi bu üç ismi incelemek istediğimizde, üçünün de başkanlık (her ne kadar Özal Cumhurbaşkanı kimliği taşıyor olsa da mevkidaşları kendisine sıklıkla başkan olarak hitap eder, Özal da bu bilinçli hatadan keyif alır, hatta başkanlık rejiminin ülkemiz için daha iyi olacağını düşünürdü.) dönemlerinin çakıştığını görürüz. Sadece dönemsel olarak değil mekansal olarak üç başkan sık sık bir araya gelir Dünya siyaseti üzerine fikir alışverişinde bulunurdu. Bir araya gelemediklerinde ise sık sık telefon ile iletişime geçerler ve birlikte hareket ettiklerinin altını çizerlerdi.


Özellikle Sovyetlerin tarih sahnesinden çekilişinden önce Türkiye ve Küba üzerinden yürüyen Soğuk Savaş’ın bir cephesi olan ülkemizdeki iktidarın kişisel ve düşünsel nitelikleri ABD’yi çok yakından ilgilendiriyordu. Ronald Reagan’ın başkanlığı yıllarında Turgut Özal Evren Paşa’nın altından başbakanlığı yürütüyordu. Büyük oranda Reagan’la geçirdiği başbakanlık yıllarının ardından Cumhurbaşkanı seçildiği 1989 yılında Reagan çekiliyor yerine ise Baba George Bush’un ABD başkanlığına geldiğini görüyoruz. Öte yandan Thatcher’in başbakanlık yılları ise 1979 ile 1990 arasında yaşanmıştır. Bu özelliği ile Thatcher hem Reagan hem de Bush ile çalışmış, Özal’ın hem Kenan Paşa himayesindeki başbakanlığını hem de Cumhurbaşkanlığını yaşamıştır.

Üç lider de siyasi olarak Liberal Muhafazakarlığı savunmaktaydı. Temel olarak ekonomik liberilazyonun odak noktasını oluşturduğu bu düşünceye göre; Kamunun ekonomik bir varlık olarak piyasadaki varlığı küçültülmeli ve ekonomik kalkınmanın sağlanması için piyasayı kontrol eden kısıtlamalarını kaldırılması gerekiyordu. Sık sık tv ekranlarında görülerek ekonomik kalkınmanın temeli olarak piyasayı kısıtlayıcı düzenlemelerin kaldırılması gerekliliği anlatan Reagan’ın aktörlükten kalan bir alışkanlıkla kameralar önünde rahat ve samimi bir tablo çiziyordu. Zaten Reagan ve Özal’ı kesiştiren bir diğer özellik olarak da bu çağda iletişim ağları arasındaki yeri güçlenen televizyonun halkı yönlendirmedeki gücünün fark etmeleri ve medya silahını rakiplerine kıyasla çok iyi kullanmalarıdır.

Ancak ne yazık ki ABD’nin öncülük ettiği, Türkiye’de Özal’ın, İngiltere’de Thatcher’in temsilciliğini yaptığı bu kamusalcılığı dışlayan ekonomik politikaları her ne kadar başlarda suni bir büyümeyle sonuçlanmış olsa da ardından gelene enflasyon ve fiyat artışları ile geri tepmiştir. Ekonominin suni ve aşırı büyümesi sonucunda 80’ler ve 90’lar dünya ekonomisinin büyükler lehine ve küçükler aleyhine gittikçe büyüyen bir oranda adaletsizleşmesine neden olmuştur.

Özal’ın de ülkemizde temsil ettiği ekonomik libarelizasyona rağmen siyasette daha çok muhafazakar değerler  ön plana çıkarılıyordu. Ekonomideki sözde ilericilik iş siyasete gelince bir kenara itiliyor, aile, vatan ve namus gibi “bizi biz yapan değerler”in korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekliliği savlanıyordu. 80’lerin sonu ve 90’ların başında Sovyetler birliğinde başlayan Ekonomik daralmaya ve siyasi belirsizliklerin karşısında batı dünyası büyüyen ve girişimciliğin önünü açan politikaları ile dünyanın artık değiştiğini ve daha da değişeceğini ilan ediyordu.

Siyasi olarak dünya inanılmaz bir süratle dönüyor, Sovyetler’de yaşanan iç meseleler artık dünyanın duyacağı seslerin dışarıya taşmasıyla sonuçlanıyor, Avurpa’daki bölünmüşlük üzerine tartışmalar çoğalıyor, Afrika’daki sömürülen halkların mücadele arayışları sessiz bir yılkının kurbanı olmaya başlıyordu. Batı odaklı gelişme ve ilerleme sözcükleri parladıkça parlıyor, etkileri günümüzde görülecek olan çevresel ve kitlesel problemlerin temelleri atılıyordu. İlk kez bir ABD başkanı –Ronald Reagan- İngiliz Parlamentosuna hitap ediyor ve İşçi Partisi ve Sosyalistlerin gözüne baka baka “Marksizm ve Leninizm’in çok yakında tarihin çöplüğüne terk edileceğini” ilan ediyordu.


Reagan Orta Asya, Güney Amerika ve Afrika gibi çatışma alanlarında Sovyet karşıtı aşırı militarist unsurları desteklemek, para ve lojistik yardımında bulunmak için dış politikasını doktrinleştirir. Sovyet direnişçilerine liberal ve özgürlükçü siyasal vaatler üzerinden silah ve para yardımı yapmayı ve özellikle direnişçilerin kontrolünde bulunan uyuşturucu ticaretine göz yumulmuştur. Reagan’ın bir yandan sıklıkla kameraya verdiği ideal Amerikan Ailesi resminin temsil ettiği değerlerin gizlediği ahlaksız çöküşmüşlüğün aksine dünya neredeyse bu “genç-cumhuriyetçi” tipolojisindeki ABD başkanının ela gözlerinin etkisindeydi.

Türkiye’de Özal’ın temsil ettiği siyasal ve ekonomik değerler ise dış politikayla başat gitmekteydi. Dünya siyasetinde Sovyetlerin bir siyasal aktör olarak çekilmesiyle birlikte devletin varlığının siyasal ve ekonomik olarak varlığı sorgulanabilir bir hal almıştır. Bu anlamıyla zaten 24 Ocak kararlarıyla darbe öncesi ekonomik liberalleşmenin sinyallerini veren Türkiye, darbe sonrası da başbakanlığa gelen DPT müsteşarı iken Dünya Bankasındaki stajından sonra siyasi ve ekonomik danışman olan Turgut Özal’ın getirilmesiyle darbeyle oturtulmaya çalışılan ekonomik düzenin temelleri atılmaya başlanmıştır.

Thatcher da Muhafazakâr Parti içindeki liderlik savaşını kazandıktan sonra siyasi olarak en büyük zaferi olacak olan özelleştirme çalışmalarına hız vermiştir. Özelleştirme çabalarına tabii ki girişimciliğin önündeki engelleyici düzenlemelerin kaldırılması ve köklü bir sendika reformun tamamlanması ile destek çıkılmıştır. Thatcher neredeyse Türkiye gibi bütün yarı kapitalist ülkelere nasıl liberal olunacağının uygulamalı bir örneği sunmaktaydı. Bir yandan da dış politik güç gösterileriyle ülke içindeki zayıf muhalefeti de başından def ediyordu. Şili ile yaşanan Falkland savaşı neredeyse bir hiç uğruna bir anda dünya siyasetinin karışmasına neden olacaktır. Öyle ki Muhalefet savaş karşısında İngiltere’nin alması gereken tutum üzerinden ikiye ayrılırken Thatcher bir seçim zaferi daha kazanarak gücüne güç katmıştır.

Reagan, Thatcher ve Özal’ın ısrarla savunduğu, serbest piyasa ekonomisi ve devletin küçülmesi gerekliliği düşünsel olduğu kadar bu iç ismin kişisel olarak da samimi bir dostluk kurmasına neden olmuştur. Üç isim de bir birlerinden aldıkları politik ve kişisel desteği kariyerlerinin gelişmesinde sıklıkla kullanmış ve uzun soluklu iktidarları bu yolla kurmuşlardır. Özal, Thatcher ve Reagan’ın iktidarları ve düşünceleri kendilerinden sonra da devam etmiş, akımları etkilerini uzun yıllar miraslarını sürdürmüştür. Gerek ekonomik gerekse siyasal politikalarının etkisi ise günümüzü de şekillendirmeye devam etmektedir.

Yararlanılan Kaynaklar:
  1. Kent Matthews, Patrick Minford, Stephen Nickell and Elhanan Helpman, Mrs Thatcher's Economic Policies 1979-1987, Economic Policy, Cilt: 2, Sayı: 5, 1987
  2. Franco Modigliani, Reagan's Economic Policies: A Critique, Oxford Economic Papers, Cilt: 40, Sayı: 3,  1988
  3. Charles G. Leathers, Thatcher-Reagen Conservatism And Schumpeter's Prognosis For Capitalism, Review of Social Economy, Cilt: 42 Sayı:1, 1984
  4. David Hale, Thatcher and Reagen: Different Roads to Reccession, Financial Analysts Journal, Cilt: 37 Sayı: 6, 1981
  5. http://www.margaretthatcher.org/chronology/chronology.asp
  6. http://www.trtenglish.com/trtworld/en/newsDetail.aspx?HaberKodu=c57fa432-a099-449a-a0e8-589f2432372f
  7. http://www.ushistory.org/us/59b.asp
  8. http://www.econlib.org/library/Enc1/Reaganomics.html
  9. http://www.nytimes.com/2013/04/09/opinion/thatcher-reagan-and-their-special-relationship.html?_r=0
  10. http://www.reaganlibrary.gov/major-speeches-index/10-archives/reference/13-10-24-80


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder