Doksanlı Yıllarda Mezdeke Olmak


Bütün doğulu toplumlar gibi Türk toplumu da erkek egemenliğinin bütün estetik değerleri belirlediği bir toplumdur. Güzel, iyi ve doğruya dair ne varsa erkekler için güzel, iyi ve doğrudurlar. Erkek zihninin karanlık dehlizlerinde ise bir somut yada soyut nesnenin güzel, iyi yada doğru olarak tanımlanabilmesi ancak o nesnenin cinsel olarak erkek bedenine hizmet ediyor olması gerekmektedir. Bencilliği ile binlerce yıldır toplum hayatını kendi dürtüleri doğrultusunda yönlendiren erkek zihni eğlenceyi de bu amaçla kullanmıştır.

Bu erkek egemen toplumların eğlenceleri ancak erkek duyuları ve dürtülerin uyarılması amacıyla kurgulanması bilinçaltı oyunlarıdır. Eğlenceden kasıt sadece erkeğin memnun edilmesi olunca çok da akıl yürütmeye gerek kalmıyor. Bu amaca giden en kutsal yol ise gizli yada açık olarak cinselliği kullanmak oluyor. Eğlencenin erkeğin hizmetinde evrimleştiği toplumların, erkek egemen toplumlar olduğu ve erkek egemen toplumların bütün dünyada söz sahibi olduğu düşünülecek olursa dünya üzerinde erkeğin eğlenemeyeceği bir eğlence türü bulmak çok güçleşmektedir.

Bununla birlikte erkek, egemen olduğu toplumdaki diğer cinslerin zihinsel yapılarını da çoğunlukla zor kullanarak değiştirdiği ve kendi dümen suyuna sürüklediği unutulmamalıdır. Erkeklerin toplumları kendi zihinsel yapıları doğrultusunda yönlendirdiği ve şekillendirdiği göz önünde tutulursa erkeklerin bu baskıcı zevklerine kadınları da ortak ettiği, kadınların ise yüz binlerce yıllık evrimsel süreç sonucunda bu algıyı istemsizce sahiplendiği de unutulmamalıdır.

Kadın kimi zaman kendine özgü eğlence türleri geliştirmeye çalışmış olsa da kendine özel anlarda dahi geliştirdiği kimi eğlence türlerinin sonuçta erkek eğlencelerine hizmet ettiğini görmüştür. Bütün bir feminist kitle bu yenilginin hesabının erkeklerden kesmenin onurlu mücadelesidir de aynı zamanda. Neyse ki erkeğin kendi cinsel zevklerinin dürtülmesi temeline dayanan onlarca eğlencenin kimisi bugün toplum hafızasındaki eski birer hatıra olarak tarihin çöplüğünü boylamıştır.

Artık modern eğlence dünyasında yaşama şansı bulamamış ama daha bir on sene öncesine kadar yazılı ve görsel medyanın köpürtmekten alıkoyamadığı köhne bir eğlence anlayışı olarak dansözlüğün son nefeslerini verdiği iki binli yılların başlarında gündemimizden düşmeyen üç kadından oluşan bir dans ekibi ülke gündemini işgal etmekteydi. Türklerin Çin ve Moğol halklarıyla yan yana yaşadığı günlerden beri devam ettirdikleri sazlı sözlü eğlencelerinin vazgeçilmezi olan dansözler, yayılmacı hükümranlıklarla birlikte Anadolu ve Ortadoğuya kadar taşınmıştır.

Türklerin yaptıkları büyük yolculuk sırasında kimi zaman içinde erittikleri kimi zaman ise kendi özbenliklerinden ödünler verircesine etkilendikleri kültürlerden de zevk ve eğlence yöntemleri edindikleri veya kendi yöntemlerini renklendirip, geliştirdikleri de gözlenmiştir. Batılıların belly dance veya oriental dance olarak tanımladıkları, Ortadoğulu halkların raks şarki ve raks baladi diye yaptıkları, Rum ve Türk halklarının ise Çiftetelli olarak andıkları bu efsunlu dansın kökeninde bir çok toplumun ortak çabası olduğu söylenebilir. Türklerin egemenliği altında uzun yüzyıllar boyunca beraber yaşayan onlarca toplumun egemenleri olan erkekler, kendi zevklerini ortaklaşmışlar ve ortaya oryantal dansını çıkarmışlardır. İşte doksanlardan itibaren ülke gündemini işgal eden Mezdeke grubu da bu ortak mirasın son temsilcisi olarak lanse edilebilirler.

Sadece bir dans üçlüsü olmaktan çok öte Metin İlhan’ın prodüktörlüğünde hem yeni bir müzik tarzı yaratmaya çalışmış hem de danslarını modern anlamda baştan yaratmışlardır. Dilek Maltepe, Nadya Şeker ve Aynur Kambur’dan oluşan dans üçlüsü doksanlı yıllarda yeni yeni canlanan özel televizyonculuğunun sıklıkla ekranlarına çıkardı yeni ünlülerden olmuşlardı. Üç kadının bir araya gelerek, seksenlerin tek ekranlı ve siyah beyaz devlet televizyonculuğunun edepli dansözcülüğünün aksine oldukça cinsel gönderimleri bulunan ve erkek izleyicilerin zevk noktalarına hitap eden kışkırtı danslarını icra ediyorlardı.

Sadece televizyonlarla sınırlı kalmıyorlar eğlence mekanlarında ve tiyatro sahnelerinde kitlesel gösteriler sergiliyorlardı. Medya hem bu ilgiyi köpürtüyor hem de onun erkek zihinlerinde perçinleşmesini sağlıyordu. Basın yayın organları üçlüyle ilgili röportajlar yapıyor, kimliklerini ve peçelerini ısrarla gizlemeye çalışan üç kadının yarattıkları gizemi yükseltiyordu. Mezdeke grubunun ünü ülke içi ile sınırlı kalmamış, üçlü Ortadoğu ve Avrupa ülkelerinde turnelere katılır olmuştu.

Doksanlı yılların bir yandan yükselen şeriat tehlikesi, seksen darbesinin yıkıcı etkilerinin temizlenmesi ve eski doğulu alışkanlıkların batılı modernliklerle değiştirilmeye çalışıldığı dönemler olarak yaşandığı o günlerde, ülke hızlı bir değişim baş döndüren etkileri altında sağ kalmaya çalışıyordu. Dünya gündemi de hiç sakin değildi. Doğu bloku çatırdıyor, soğuk savaş bitiyor, hiç bitmeyecek gibi görünen köhne yönetimler tarih oluyordu. Türkiye bir yandan dünya gündemini sindirmeye çalışıyor, bir yandan akılmaz teknolojik gelişmelere ayak uydurmaya çabalıyor bir yandan da seksenlerde geçirdiği yıkıcı rejimin kalıntılarından kurtuluyordu.

Bütün bu etkilerin bir sonucu olarak toplum olarak unutulmuş duyguların ve dürtülerin uyarılmasıyla karşı karşıya kalıyorduk. Ardı arkasına patlayan özel tv’lerin haber kuşaklarında Allah diyen horozların, aşık olan maymun ile köpeğin görüntülerinin ardından Aczimendilerin gösterilerini Fadimelerin Müslümlerin yatak odası görüntülerini izler sonra da kendinden mesul yorumcuların askeri rahatsızlık yorumları ile yüreklerimiz hoplardı. Sincan’da yürüyen tankların, bilgilendirme toplantılarının, patlayan terör örgütlerinin, adı ilk defa duyulan örgütlerin çerez niyetine tüketildiği bu haber bültenlerinin ardından ise Mezdeke’nin cazibeli dansları ile mest olurduk.

İşte böylesi bir döneme şahitlik eden her birey gibi tarihi ve toplumu anlamlı ve tutarlı bir düzeye oturtmakta zorlanıyor, toplum olarak elimizden akıp giden zamanın ruhunu yitiriyorduk. Mezdeke grubu ise kendisiyle yapılan röportajlarda ser verip sır vermiyor, neden üç kişisiniz soru karşısında bile ketumluğunu koruyordu. Türkiye bir yandan yaklaştığı iddia edilen irtica tehlikesinin korkusuyla yüzleşiyor bir yandan da bu korkuyla davranış kalıplarını anormalleştiriyordu. Öyle bir anormallikti ki bu normal şartlar altında akla gelmeyecek bir ihtimal dahi ciddi bir soru olabiliyordu.

Mezdeke, üç kadından oluşan bir dans grubuydu. İslam’ın da erkeklere üç eşe kadar izin verdiği düşünülecek olursa Mezdeke’nin üç kişi olmasının altında yatan neden acaba bu dini formasyon muydu? Böyle bir sorunun akla gelebilmesi için Türkiye’nin doksanlı yıllarında gazeteci olmak yeterliydi. Böyle bir sorunun sorulduğu bir ortamda grup üyelerinin kullandığı peçelerin sorunsuz kabul edileceği düşünülemezdi. Böyle de oldu. Doğulu halkların geri kalmış bir kültürel öğesi olarak peçeyi oryantalist bir bakış açısıyla yarı çıplak bedenlerinde kullanarak modern bir kışkırtıcık yapılmıştı. Ancak bu dahi doksanların histerik toplumunca tolore edilememişti. 2002 yılbaşında yapılacak olan Tarkan konseri bir anda milli bir mesele olmuş, kızların peçelerini açmaması halinde ülkenin itibarının iki paralık olacağı iddia edilmişti.


Mezdeke dans grubunun kıyafet seçimlerindeki temel amacının erkeğin görsel olarak tatmin edilmek olduğunu kolayca anlaşılabilir. Tabi bu noktada peçenin cinsel kışkırtıcı bir işlevinin sorgulanabileceği akla gelebilir. Ancak tam aksine peçe kadınların kimliğini saklamaya yarıyor ve bedenin daha da ön plana çıkmasına yardımcı oluyordu. Oryantal danstaki (bunu bütün eğlence sektöründeki amaç olarak genelleyebiliriz.) amaç kadını bir insan olarak kimliğinden soyutlamak ve erkeğin hizmetinde bir cinsel objeye dönüştürmektir. Erkeğin temel cinsel dürtüsü kadının kimliği ve bu anlamıyla simgesel olarak yüzüne değil bedenine gereksinim duymaktadır. Erkek için bu gereksinim karşılandığı sürece yüzün bir kıymeti yoktur.

Sonuç olarak müziği ve danslarıyla bir bütün olarak Mezdeke de kullandığı peçe ve diğer kostümler de erkeğin cinsel tatminine hizmet eden bir şey olarak tarihteki yerlerini almışlardır. Doksanlı yıllarda kafası karışık bir toplumun erkeklerinin cinsel tatmini köpürtülmüş, toplum bu dürtü etrafında örgütlendirilmiş ve güdülenmiştir. Baskıcı rejimlerin ardından bütün doğu bloku ülkelerinde gözlenen cinsel patlamanın temelsiz ve mesnetsiz bir aracı olarak üstlendiği görevi yerine getirmiştir. Magazinin bayağı gerçekliğinde Mezdeke’nin ömrünün de kısa süreceği öngörülebilirdi ancak ülkenin cinsel açlığı bu fenomenin ona yakına albümünün, binlerce poster, fotoğraf ve çeşitli görsellerinin büyük bir pazar oluşturmasına neden olmuştur.

Türkiye’nin doksanlı yıllarla birlikte tam anlamıyla yaşamaya başladığı serbest piyasa ekonomisinde her şeyin bir ekonomik karşılığı vardı; kadının, cinselliğin ve dürtülerin bile…


Dr. Selahattin ÖZKAN




1 yorum:

  1. Bu şarkılar insanı çocukluk yıllarındaki mahalle düğünlerine götürüyor Gerçekten çokhoş

    YanıtlaSil