Tarihi Önemi ve Düşünsel Çalkantıları ile İlk Kadın Parlamenter: Nancy Astor


1 Aralık 1919’da seçilmiş ilk kadın parlamenter İngiliz Avam Kamarasından içeri girdiğinde kadınların ve insanlığın yazgısı sonsuza kadar değişmiş oluyordu. Feminizmin kazandığı bu savaş ne ilk ne de son savaş olacaktı. Nancy Astor, varlıklı ve ayrıcalıklı bir ailenin kızı olarak yetişmiş olsa da son nefesine kadar kadın hakları ve parlamenter demokrasi için çalışmış modern dünyamızın kadınlarına onurlu bir miras bırakmıştır. 1879’da İngiliz sömürgesi altındaki Amerikan topraklarında doğan Astor, on kardeşiyle yüklü bir ekonomik refahın ortasında yaşam serüvenine başlamıştı. Köle işgücü ve savaş ekonomisine dayanan bir zenginliğe sahip babasından bağımsızlığı aradığı sırada kötü bir ilk evlilik deneyimi yaşamasıyla İngiltere’ye dönmeye karar verir. 

Amerika’dan gelen zengin bir ailenin mensubu olarak İngiliz sosyetesinin gözdesi olması hiç de zaman almaz. Ancak esas ününü politikacı Waldors Astor ile evlenmesiyle kazanacaktır. Başlarda çok da sıcak bakmadığı bu ikinci evliliğe zamanın değerleri düşünüldüğünde kaçınılmaz olarak ailesi tarafından sürüklenir. Bir İngiliz aristokratı ile yaptığı bu ikinci evlilik kendisinin politik çevrelerde tanınmasına da ön ayak olmuştur. Kendisi gibi Amerika’da doğmuş olan İngiliz aristokratı muhafazakâr bir çevrede medya, siyaset ve ticaret üçgeninde varlıklı aile mirasına sahiptir.

Bu mirasın varlığı Astor’un ilk kadın parlamenterliğine giden yolun açılmasına ilginç bir şekilde neden olmuştur. Waldors Astor 1910 yılında Avam Kamarasına girer, Waldors’un babası ise zaten Lortlar Kamarasın bir mensubu idi. Devlet işleri bu ailede her zaman konuşulurdu, aile erkeklerinin akşam yemeklerinden sonra puro ve bourbonları ile politikayı ve savaşı tartışmaları sıradan bir şeydi. Bu hiç bozulmayacak gibi duran rutin Waldors’un babasının vefatı ile aniden değişmiştir. Lortluk makamı oğluna geçmiş, Waldors bir anda lortlar kamarasına yükselmiştir.

Waldors’un Lortlar Kamarasına yükselmesi ile Avam Kamarasında bir koltuk boşalmış, seçimlerde bu koltuğa kimin geçeceği gündeme gelmiştir. Bu tabii ki kolay olmamıştır.  İngiliz ve dünya kamuoyu zaten Birinci Dünya Savaşının ülke içinde yarattığı istihdam demografisinden kaynaklanan kadın hakları savunucularının talepleri ve gösterileri ile çalkalanmaktaydı. Kocasının politik kariyeri bir yana Nancy Astor kadın sorunlarıyla ilgilenmekte ve gösteri ve toplantılarda boy göstermekteydi.

Sömürgelerdeki daha demokratik uygulamaların aksine İngiliz anavatanında hala kadınların seçme ve seçilme hakları bulunmamaktaydı. Kadınların öncelikli talebi eşit işe eşit ücret ve demokratik katılım haklarıydı. Temel anayasal haklarını kazanmakla uğraşan kadın hareketi bir anda eylemsel bir çıkar yol bulmuştu. Kadınların aday olamayacağına dair her hangi bir engel bulunmamasına rağmen, kadınların daha önce parlamento adayı olduğu da görülmemişti.


Her ne kadar Muhafazakar Parti’de siyaset yapıyor olsalar ve Aristokrat bir aileden geliyor olsalar da Nancy Astor’un kadın hareketindeki etkin rolü adaylığının önünde engel oluşturacak gibi duruyordu. Her ne kadar kendisinden önce İrlandalı bir cumhuriyetçi Constance Markievicz’in ilk kadın parlamenter olarak seçilmesine rağmen görüşleri bahane edilerek parlamenter olması engellemiş olsa da Astor bu kez bir kadının parlamentoya girebileceğine inanıyordu. Zaten öncülü olan Markievicz de onun asil aile bağlarının parlamenterliğinin önüne çıkarılabilecek engelleri aşacağını düşünüyordu. Bir açıdan doğrudur da bu görüş çünkü bir çok kadın, görüşleri nedeniyle hapiteyken Astor, büyük bir engelle karşılaşmadan seçim çalışmalarına başlamıştı.

Seçim çalışmaları sırasında açıklamalarından çok cinsel kimliği ile tartışılan Astor’un kimi zaman kamuoyunda çalkantılar yaratan tutarsızlıkları olsa da genel olarak sadece bir kadın olarak seçimlere katılması dahi büyük bir tarihsel olay olmuştur. Alkol karşıtlığı ve tutucu görüşlere yakınlığı ile kadın hareketinin muhafazakar kanadında yer alan Astor, Muhafazakar Parti’nin bir mensubu olarak 1 Aralık 1919’da İngiliz Avam Kamarasına girmeyi başarmıştır. Bir kadının ilk kez seçilmiş bir parlamentonun mensubu olması tarihte geri dönülmesi imkansız bir adımın böylelikle daha atıldığı göstermiştir.

Her ne kadar erkeklerin dünyasına daha yakın bir görüşe sahip Muhafazakar Parti’den seçilmiş olsa da Astor’un parlamento günleri erkeklerin kendisine gösterdiği dışlayıcı ve aşağılayıcı davranışları ile başlamıştır. Astor, ilk yasam günü, herkesin içinde dedikodu yapmak, kulaktan kulağa fısıldamak ve kahkaha atmak hibi kadınlara mahsus davranışları sergilememesi için uyarılmıştı. Meclisteki erkekler kendisini lobilerde ve sigara içilmeye izin verilen odalarda aralarına almamışlar ve sosyal izolasyona tabi tutmuşlardır.

Astor’un verdiği yasa teklifleri, basın demeçleri ve kamuoyu açıklamalarında sıklıkla medyada  ve parlamentoda tartışma konusu oluyordu. Boşanmayı düzenleyen bir yasa teklifi hazırladığında iki yüzlülükle ve Amerika’dakine benzer bir boşanma rejimini ülkeye sokmakla suçlanmıştı! Alkol karşıtlığına da parlamenterliği sırasında devam eden Astor, alkol satın alınabilme yaşını 18’e yükselten teklifi bütün tartışmalarla karşılanmış ancak yasalaşmıştır.


Astor parlamenterliğinin kadınlar arasında yayılması içinde partiler üstü bir dayanışma sergilemiştir. İşçi Partisinden ve Libarellerden de kadınların parlamentoya girebilmesi için çalışmış ve iki yıl sonra kamaradaki kadın üye sayını artırmayı başarmıştır. Daha da ileri giderek bir kadın partisi kurulmasını da düşünmüş olsa da bu görüşüne destekçi bulamamıştır. 26 yıllık parlamenterlik yaparak büyük bir tarih yaratmıştır. Ancak Dünyanın totaliter rejimlerle kuşatıldığı bir zamanda tek adamcılığa yatkın görüşlere kapılan Astor İngiliz Parlamentosundaki Nazi dostları arasında sayılmıştır. Her ne kadar Nazileri alenen destekleyen görüşleri hiçbir zaman medyaya yansımasa da Yahudi ve Komünist karşıtı görüşleri kendisinin Nazi dostu suçlamasına muhatap olmasına neden olmuştur.

Bir çok tanığın aksini belirtmesine rağmen Nazilere yakın olmak suçlamasından hiçbir zaman kurtulamayan Astor’un Almanya’ya olan sempatisinin siyasi olmaktan çok mezhepsel olduğu da söylenmiştir. İrlandalı bir Protestan olan Astor, fanatik bir Katolik düşmanıydı ve Almanya’nın Katoliklerle çevrilmiş olmasına her zaman üzülmüştür. Savaş yıllarında ise Almanya’nın hatalarından çok Stalin’in yaptıklarına odaklanmış, İngiliz Parlamentosundaki Berlin olarak anılmaktan kurtulamamıştır. Yine de savaş karşıtlığı sürdürmüş ve Stalin’in Almanya ile yaptığı pakta ateş püskürmüştür. Savaş yıllarında kardeşini, sevdiği arkadaşlarını ve aile dostlarını yitirmiş ve yanıldığı birçok kereler ifade etmiştir.

Her ne kadar eşinden ve partiden ayrılarak 1945’ye emekliye ayrılmış olsa da esas emekliliğe ayrılanın eşi ve partisi olduğunu söylemiştir. Emekliliği sonrası savaş, komünizm ve Yahudi karşıtı görüşleri nedeniyle tanınmaya devam etmiş olsa da feminizmin tarihinde umulmadık bir yere sahiptir. İlk kadın parlamenter olarak tarihe adını yazdıran bu asi tüfek, görüşlerindeki sertliğe ve acımasızlığa rağmen adını kadın hakları mücadelesinde sağlam bir yere oturtmuştur. Hitler’in karşısında bütün dünyanın nasıl afalladığı düşünülecek olursa Astor’un yaşadığı düşünsel zafiyetin göz ardı edilebileceği açıktır. Kadın hareketi onu erkeklerle dolu bir mecliste tek başına girdiği yarışta vermiş olduğu o ilk sınavla hatırlamayı tercih edecektir. Günahıyla, sevabıyla ilk kadın parlamenter Nancy Astor’un 1 Aralık 1919’da  açtığı yoldan birçok hemcinsi bugün onun izini takip etmekte ve parlamentolarda hak mücadelelerine devam etmektedir.

Bir unutulmuş anekdot:

Seçilmiş bir parlamentodaki ilk kadın parlamenterin ilk gününün ardından çok uzun zaman geçti, Nancy Astor’un mirası bugün her yönüyle tartışılmaya ve didiklenmeye devam ediyor. Nancy bu çalkantılı yıllarda bir çok tartışmaya da imza atmıştır. Özellikle döneminin büyük devlet adamlarından Winston Churchill ile girdiği bir diyalogu burada yazmaktan kendimi alıkoyamayacağım. Bir çok anekdot gibi bu anının da kanıtları çok sağlam değildir ancak Churchill’in zekası ve Astor’un sivri dili düşünüldüğünde böyle bir diyaloğun olabilirliği yüksektir. Yine de ihtiyatı bırakmadan aktaralım.

Söylentiye göre Astor bir tartışmada o kadar hiddetlenir ki Churchill’e

-         “ Eğer kocam olsaydınız, çayınıza zehir katardım.”  der.

Chrucill’in cevabı ise;

-         “ Hanımefendi, eğer karım olsaydınız, o çayı içerdim. ” olur.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder