Batı Gelişmişliğinin Dumanlı Hikayesi: James Watt ve Buhar Makinesi


Aydınlanmanın insanlık tarihindeki muazzam etkisi tartışılmaz. İnsanoğlunun görmüş olduğu en devrimsel hareketlerden bir tanesi olan Batı Sanayileşmesi, Seyahat Patlaması ve Aydınlanmanın Avrupa’da yarattığı düşünsel ortam birçok yeni ve çığır açan fikrin ortaya çıkmasına olanak sağlamıştır. Bugün insanlık ailesinin büyük çoğunluğunu etkisi altında tutan batı medeniyeti evrimsel gelişiminin son adımını geçen yüzyılın başında atlamış ve dünya halklarının ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal üstünlüğünü ele geçirmiştir.

Batılının dünya halkları üzerinde kurduğu bu egemenliğini olumlu yada olumsuz yanları üzerinde durmak, birey yada toplum olarak insanı nasıl bir tahakküm altında ezdiğini yargılamak yada dünya halklarının batılının geçtiği evrimsel aşamalardan geçmesini nasıl ironik olarak uzaklaştırdığı tartışmak amacında değilim. Şüphesiz bu daha derinlemesine bir yazının konusunu oluşturacaktır. Ancak batılının gelişimsel hikayesinin ana eksenin oluşturan onsekizinci yüzyılın sonlarında ve onsekizin yüzyılın başlarında başlayan ve bir önceki cağa kadar birikimli olarak devam eden kimi zaman gözyaşları kimi zaman ise kan ile yazılmış bu hikayenin bireysel kahramanları üzerinde durmak istiyorum.

Batı sanayileşmesinin düşünsel zeminin ortaya çıkması büyük bir tarihsel yolculuğun sonunda meydana gelebilmiştir. Öykünün başı kimilerince İstanbul’un fethine kadar götürmektedir ki doğrudur bu kanımca. Zira Batılıların Kilise zulmünde insanlıklarını yitirdikleri çağlar Konstantiniye’nin Türkler tarafından ele geçirilmesiyle binlerce yıllık Bizans, İyon ve Doğu Roma külliyatının Batı’ya taşınmasıyla noktalanabilmiştir. Batı Kilise’nin arka bahçesine, eli sopalı din adamlarından dünyanın bir tepsi gibi olduğunu papağan gibi şakıyıp dururken Doğu’da yayan ışık İyon’dan Arap ve Acem’e oradan Türk’e en sonunda ise yine Rum’dan Batılıya yolculuğunu tamamlamıştır.

Batılı Bizans’tan kopup gelen bilgi damlacıklarıyla Kilise’nin dehlizlerinden tırnaklarıyla kazıyarak büyük bir mücadele vermiş ve bilim, Avrupa üzerindeki bayrağını dalgalandırabilmiştir. Batılının bu macerasından anlatılacak binlerce destan, önünde eğilecek yüzlerce kahraman ve kuşaktan kuşağa aktarılacak onlarca anı bulunmaktadır. Biz bugün sadece bir tanesi ile yetinelim ve insanlık hafızasının oluşmasında küçücük de olsa bir katkımız olmasını dileyelim. İngiliz sermayesinin sömürgelerden elde edilen lanetli zenginliklerle şiştiği ve adanın büyüyen ekonomisinin insan aklını zorladığı bir dönemde orta büyüklükte bir İskoç tüccarının oğlu olarak dünyaya gelen James, yarattığı ve yaratılmasına imkan sağladığı teknolojilerle İngiliz sermayesinin kat be kat artmasını, insanların o güne kadar tasavvur edemeyeceği mesafeleri, inanılmaz boyuttaki yük ve insanlarla ve milyonlarca yıldır hiçbir canlının ulaşamadığı hızlarla kat edebilmesini sağlamıştır.

James Watt 19 Ocak 1736’da İskoçya’da doğduğundan insanlığın ortak hatırasına kazandıracağı öykülerin henüz farkında değildi elbette ama az geçmeden dehası karşısında İngiliz akademi camiası dize gelecek ve dünya tarihi bir anda değişecektir. Annesini gözetiminde alır ilk eğitimlerini, presbiteryen olan ailesi onu Kilise eğitiminde uzak tutmak niyetindedir. Aralıklarla katıldığı oku hayatından çok, dedesi ve annesinin gözetiminde evde eğitilir. Annesinden edebiyatı, tarihi ve matematiği öğrenir. Dedesiyle küçük deneyler yaparlar, mekanikte ve mühendislikte ilginç bir tını yalar James. Matematiğe olan merakını dahi bastıracak olan bu merak onu dünya tarihinin en unutulmaz isimleri arasına yazdırır.


Henüz genç bir yetenek iken önce annesini sonra babasını kaybeder, dedesinin pratik yaşama dönük etkileri ile eğitimini yönlendirmeye başlar. Londra’da mekanik üzerinde çıraklık ettiği bir yılın ardından ülkesine, İskoçya’ya döner. Ancak İskoç locasının büyük tepkisi nedeniyle Glasgow’da kendi atölyesini açamaz. Mesleğini icra edemez bir boyutta iken Glasgow Üniversitesinin, gelip kampüslerinde bir atölye kurabileceğini söylemesi üzerine üniversite bahçesine taşınır. Aslında locanın Watt’a karşı yaptığı bir hakaret ona yaramıştır. Üniversitenin akademik havasından beslenir, genç mühendis adaylarıyla bir arada bulunmak hem yeni fikirlerin doğmasına olanak verir hem de Watt’a çözülecek yeni problemlerin sunulmasına olanak verir.

Aslında buhar gücünü Romalılardan bu yana tanıyordu insanoğlu. Ancak ilk buhar kazanlarındaki ısı enerjisini mekanik enerjiye çeviren motorların icat edilmesi on yedinci yüzyılı bulacaktır. Newcomen’ın adıyla anılan icat ettiği öncü buhar makinesi özellikle maden sanayinde kullanılıyordu ve fakat verimsizdi. Ancak Watt’ın Newcomen’ın buhar motorunun tamir edilmesi için kendisine teslim edilmesine kadar buhar motorları ne ticari ne de kültürel olarak devrimler yaracak güç ve kudrette değildi. Watt kendisine tamir etmesi için teslim edilen buhar motorunu öyle dinamik bir boyuta getirmiştir ki buhar makinesi yeni açılacak olan devrin anahtarlığı üstlenecektir. Öyle ki buhar gücü, Watt’ın yordamıyla daha ekonomik, dinamik ve inovatik kullanılmaya başlanmıştır ki buhar ile yönlendirilen devasa araçlar yeni bir sanayi türü ortaya çıkmıştır. Buhar gücünün yarattığı bu yeni güç Watt’a kadar ancak deneysel bir takım araçlar dışında genele yayılamamıştı. Watt’ın önemi tam da bu noktadadır.

Watt’ın kendisine tamir etmesi için verilen buhar motorunda yaptığı değişiklik muazzamdır. Watt, daha önce sadece tek zamanlı olan motoru iki zamanlı hale getirmekle ilk kez motordan elde edilecek gücün o güne kadar klasik güç kaynakları olan insan ve hayvan gücü ile yarışamayacak kadar zayıf olan buhar gücünü insanlığının hizmetine sunmuştur. Buhar motoru bu noktadan sonra sanayinin her alanında ve özellikle de ulaştırmada kullanılabilecek bir kuvvet olarak ortaya çıkmıştır. Buhar motoruyla makineleştirilen birçok iş kolu sanayileşmeye doğru evrilir. Kölelerin ve hayvanların vahşice yöntemlerle yapılan o güne kadarki bir çok iş artık makine yordamıyla yapılır hale gelmiştir. Watt’ın gücünü muazzam noktalara çıkardığı buhar motoru yoluyla sanayi böylece kurulmuştur.


Sanayinin kurulması elbette ki tarihin, toplumun ve düşünüşün belirli bir noktaya gelmesi ile de ilişkilendirilmelidir. Ancak teknolojinin sanayinin ortaya çıkmasında başat rolü ortadadır. Yeri, zamanı ve düşünsel altyapısı hazır olursa olsun eğer teknolojik olarak sanayinin ortaya çıkması için henüz hazır olunmasıydı, elbette ki, sanayinin kurulamayacağı ortadadır. Watt’ın buhar makinesi bunu başarmıştır. Sanayi bir işkolunun sadece kölelere (insan yada hayvan) dayandırılmış kas gücüne bağlı olarak değil makinenin, fabrikasyonun, seri üretimin ve teknolojinin var olabilmesiyle tarihte sahnesindeki yerini alabilecektir. Watt’ın buhar makinesi Ford’un üretim bandının da Weber’in davranışsal iş teorilerinin de ardındaki temel çıkış noktasıdır.

Sanayi Devriminin artısıyla eksisiyle insanlığın hafızasındaki muhasebesini yapacak değiliz. Ancak bugün ortada bir sanayi devriminden, üretim teknolojilerinden, gelişmişlikten, modernleşmeden ve makineleşmeden bahsedebiliyorsak bunun arkasında Watt’ın buhar makinesi vardır. Watt’ın buhar makinesinin yarattığı muazzam etki elbette Sanayi Devrimi ile sınırlandırılamaz. Watt’ın yarattığı iki zamanlı buhar motorunun ulaşım araçlarında kullanılmaya başlamasıyla dünya artık bambaşka bir yer olacaktır. İster demir ister deniz isterse kara yolunda buhar motorlarının kullanılmasıyla uzak mesafeler, ulu dağlar ve efsanevi denizler aşılamaz olmaktan çıkmıştır. İnsanlar gidilemez yerlere gitmiştir hem de hayal dahi edilemeyecek hızlarda ve zamanlarda. Bu Watt’ın buhar motorunun nasıl bir değişim güdüsüne gebe olduğunu açıklamaktadır.


Watt’ın buhar makinesiyle donatılmış ulaşım araçları muazzam bir hızla dünya halklarını şaşırtıyordu. İnsanlar arasındaki sınırlar aşılıyor, zaman ve mekânın sınırları esniyor, ulaşımdaki insan düşüncesi gelişiyordu. Buhar’ın kazandırdığı kuvvetle insanoğlu hayal edemediği ağırlıkları kaldırıyor, taşıyor ve işleyebiliyordu. Değişimin sadece fiziki dünyayla sınırlı kalamayacağı kesindi. Teknikteki değişimler önce batılılar olmak üzere dünya halklarının, aydınlanmayı şiar edinmiş bireylerin düşüncelerini sorgulama, yorumlama ve değiştirme yolunu seçmiştir. Sanayinin kitle üretimi zaten bir yüzyıldan beri kendisini hissettirmekteydi ancak makineleşme sanayideki işçinin nitelik meselesini gündeme getirdi. İşçi artık kas ve kol gücü için değil makineyi kullanabilme yetisi için fabrikada istihdam edilir oldu.

İşçilerden burjuvanın beklentisinin büyük bir kısmının makineler ile halledilmesi, iş tanımlarımın tartışılmasını sağlar. Watt’ın buhar makinesinin, sanayinin yeni bir görünüm kazanmasının yanı sıra ulaşımda da üstlendiği başat rol ortadadır. Watt’ın buhar gücüyle iteklediği gemiler, yenidünya ile eskidünya arasındaki bağlantıyı güçlendirir. Maden ocaklarında, demir-çelik fabrikalarında, tekstil ve peyzaj düzenlemelerinde kullanımı oldukça yaygınlaşan buhar güçlü makine ve aletler Watt’a muazzam bir zenginlik kazandırır. Watt, ayrıca, mühendislik alanında gösterdiği pratik çözümleriyle, Kraliyet Bilimler Akademisine kabul edilir.

Ömrünü son yirmi yılında, emekliliğini yaşayan ve kendisini tamamıyla araştırmalarına adayan Watt, birçok bilimsel icadı insanlık ailesine kazandırır, elde ettiği patent ve telif gelirleriyle ardında devasa bir miras bırakacaktır. Ölümünün ardından Watt’ın adı, mucidi olduğu elektriksel ve mekaniksel güç ölçü birimine verilerek onurlandırılır. Watt’ın buhar makinesiyle şekillenen bir dünyada yaşıyoruz bugün, etrafımızdaki bir çok araç, gereç, alet yada makine hep onun ilk deneysel araştırmalarının ürünü. Elektriği ölçerken onun adını anıyoruz, arabalarımızı karşılaştırırken onun buluşu olan hesaplamalarını kullanıyoruz, neredeyse her şeyin başında ve sonunda onun mirasından faydalanıyoruz.

Yararlanılan Kaynaklar:
  1. http://www.bbc.co.uk/history/historic_figures/watt_james.shtml
  2. http://www.egr.msu.edu/~lira/supp/steam/wattbio.html
  3. http://www.egr.msu.edu/~lira/supp/steam/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder