Viking Mitolojisi Kapsamında Tarkan "Viking Kanı" Filmi İncelemesi

Vikingleri, tarihlerini ve inançlarını kendisine konu edinmiş birisi olarak yıllardır önüme çıkan bir soruyu yanıtlamak isterim. Çalışma alanımı öğrenen herkesin aklına ilk ve tek gelen şey Tarkan: Viking Kanı isimli filmdir. Bazen bu filmin yanı sıra bir de ülkemizde Vikingler adıyla gösterilen “Wickie und die starken Männer” isimli çizgi film de eklenir ama onu daha sonraya bırakarak Türkiye’de yapılmış ilk ve tek Viking filmi olan 1971 yapımı Ertem Eğilmez filmine ciddiyetle bakarak yıllardır peşimi bırakmayan bu sorunsalı noktalamak isterim. Burada filmin internette sahip olduğu üne ve kimilerince hafife alınan teknik yetersizliğine takılmadan ciddiyetle ele almaya çalışacağım.

Tarkan-Gümüş Eyer (1970), Tarkan-Marsin Kılıcı (1969), Tarkan-Viking Kanı (1971), Tarkan-Altın Madalyon (1972) ve Tarkan-Güçlü Kahraman (1973) izleyiciyle buluştuğu yıllarda büyük yankı uyandırmış ve geniş kitlelere ulaşmıştır. (Başaran, 2016: 1015) Türk sinemasını ilk ve tek Vikingleri konu edinen filmi 1971 yapımı “Tarkan: Viking Kanı” isimli filmdir. Ertem Eğilmez’in yapımcılığını üstlendiği bu film kurgusal karakter Tarkan isimli çizgi roman karakterinin Viking Kanı alt başlıklı serisinden uyarlanmıştır. Sezgin Burak'ın yarattığı Tarkan çizgi roman serisinden dönüştürülerek beş filmlik bir seri yaratan Yeşilçam bizlere bu ilk ve tek Viking yapımını da hediye etmiştir. Tarkan’ın “Viking Kanı” filmini Mehmet Aslan yönetmiş, tüm seride olduğu gibi “Viking Kanı” filminde de Tarkan karakterini Kartal Tibet canlandırmıştır.

“Tarkan: Viking Kanı” elbette Ortaçağ sinemasıyla ilgili adını anmadan geçemeyeceğimiz   Jean-Jacques Annaud’un üstadımız Umberto Eco’nun unutulmaz romanını uyarladığı 1986 tarihli Il nome della rosa’sı, Bergman’ın 1957 tarihli Det sjunde inseglet’i ya da Fleischer’in 1958 tarihli Vikings’i gibi ölümsüz bir kült değildir. Tarihi tutarsızlıkları, teknik imkansızlıkları ya da manasız diyalog hatalarını bir kenara bırakırsak konuyu ele alma biçimi, gayretkeş sinemasal çabası ve tarihin bu uzak köşesine bakışıyla Yeşilçam’ın tarihi örnekleri arasından sıyrılmaktadır. Bu yazıda spoiler vermek pahasına filmdeki tarihi konuyu, şerh düştüğümüz noktaların dışına çıkarak, ele almaya çalışacağım. Spoiler’dan rahatsız olanlar okurlarımızın yazıyı filmi izledikten sonra bu yazıyı okumasını tavsiye ederiz.

“Viking Kanı” filmi Tarkan serisini bir önceki filmi olan “Gümüş Eyer”den devam eden bir konu olarak kurgulanmıştır.  Tarkan'ın Avrupa Hun İmparatoru Attila'nın kızı Yonca Hatun'u Viking Kumandanı Toro ve Çin Prensesi Lotus'un elinden kurtarma çabaları “Viking Kanı” filmin temel öyküsüdür. Film bu öykü çerçevesinde bir aksiyon ve fantastik sinema örneği olarak tarihteki yerini almıştır. “Viking Kanı” ismiyle Sezgin Burak'ın yarattığı Tarkan çizgi roman serisinin parçasından bağımsız olarak filme baktığımızı ve çizgi romanıyla ilgili bir değerlendirme yapmadığımızı söylemeliyim. Zaten film ile çizgi roman arasındaki farklılıklar da vardır, bunu daha ileride tartışabiliriz. Gelelim filme. 

“Viking Kanı” filmi tarihi olarak Hunların Karadeniz üzerinden Avrupa’ya doğru sokulduğu yıllarda geçmektedir. Bu dönemde Hunlar, önlerine kattıkları sayısız kavmi Avrupa’nın uçlarına kadar hissedilecek bir hareketlilikle iteklemiştir. Bugün bu hareketliliğe Kavimler Göçü adını veriyoruz. Bu dönemde birçok kavim birbiriyle temas etmiş, kaynaşmış ya da karışmıştır. Film de tarihi olarak zaman çizelgesini bu döneme işaretlemiş ve birbiriyle temas eden Hunlar ile Vikinglerin ilişkisini konu edinmiştir. Bu ilişkinin tarihi olarak bir gerçeklik olduğunu söyleyebilsek de elimizdeki tarihi kaynakların büyük bir bölümü yarı efsanevi kabul edilmektedir. Tarihi olarak Hunların varlığı Vikinglerin de konu edinildiği eski Germen söylencelerinde bulunmuş ve tarihçiler bu efsanelerdeki, özellikle Attila ve kardeşi Bleda’nın adlarının da zikredilmesiyle görünümü sabitleşmiştir.[1] Böyle olunca filmin temel iddiası olan Türklerle ve Vikingler arasındaki ilişkinin varlığını tarihi kaynaklarımızdan teyit edebiliyoruz. Bu noktada Hunların Türklüğünü ya da Vikinglerin sekizinci yüzyıldan önceki siyasi ve kültürel kimliklerini tartışmaya açmadan şerh düşerek, ilişkinin tarihi gerçekliğini tespit edebileceğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz.

Filmde Vikinglerin denizlerdeki hakimiyetinin özellikle yansıtıldığını söyleyebiliriz. Gemicilik Vikingler için kimliklerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Viking Çağı’nı başlatan olay[2] dahi bizatihi Viking gemiciliğinin bir sonucudur. Böyle olunca özellikle sinemada Vikinglerin temsiliyetinin sıklıkla gemicilikleri üzerinden yapılmasında sorun yoktur. “Viking Kanı” da bu yöntemi takip etmiş ve filmin çatısı gemicilik üzerinden kurulmuştur. Burada belki de ilk gözümüze ilk çarpan şeyin Viking gemileri olması da normaldir. “Viking Kanı” filminde kullanılan geminin tarihi olarak gerçekçi bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Geminin ejderha başlıklı olması çok yerinde bir tercihtir. Viking gemileri çoğu kez yılan/ejderha başlığı taşıyan uzun gemilerdi. Viking gemileri hem yelken hem de kürek taşıyan nispeten küçük taşıtlardır. “Viking Kanı” filminde de kullanılan Viking gemilerindeki yelkenlerin kare olması da tarihi olarak tutarlıdır. Renk seçimleri de gerçeği yansıtmakta ve Viking gemilerinde kırmızı ve beyaz çubuklu tasarımlara rastlanmaktadır. Öte yandan bu basit ama gerçekçi tasarımın üzerine kondurulan ahtapotun, ki filmin Türk izleyicisindeki en ayırt edici niteliğidir, Vikinglerle herhangi bir bağı bulunmamaktadır. Buna daha sonra yeniden bakacağız. Gemiyi çeken kürekçilerin köle olması ve kölelere yapılan kötü muamele de oldukça gerçekçi tasvirlerdir. Vikingler, Ortaçağ’ın birçok barbar kavmi gibi, köle edinir, köle ticareti yapar ve kölelerine kötü muamele ederlerdi. 

Filmin izleyenleri sürüklediği ölçüde Yeşilçam’da eşine az rastlanır bir gösterime gittiğini ve muhtemeldir ki gerçekçiliği aradığını söyleyebiliriz. Viking gemileri kadar Viking gemilerindeki kişiler, kıyafetler ve kullanımları da önemlidir. “Viking Kanı” filminde gördüğümüz ilk Viking gemileri üzerindeki kişilerin giyim ve kuşamları ne yazık ki üzerinde bulundukları geminin gerçekçiliğinden oldukça uzaktır. Öncelikle “Viking Kanı” filmi de Hollywood’un uzun süre önce bıraktığı karikatürize edilmiş gösterimi sürdürmüş ve Vikinglerin başlıklarını boynuzlu resmetmiştir. Viking boynuzlarında boynuz bulunmadığı bunun Wagner operalarının hatalı nostalgia’sından başka bir şey olmadığı çokça konuşulmuştur. (Björnsson, 2003:10) Zamanımıza kadar ulaşmış Viking başlıklarına ait nadir örneklerin hiçbirisinde boynuz olmadığı gibi kaynaklardaki ayrıntılı tasvirlerin hiçbirisinde başlıkta bir boynuzdan bahsedilmemektedir. Filmde de zaten tüm Viking karakterlerinin boynuzlu başlıklarla yansıtılmadığını görüyoruz. Başrollerden Bilal İnci’nin canlandırdığı Toro’nun başlığında boynuz yoktur. Adı ünlü Viking tanrısı Thor’u anımsatan bu karakterin de bıyıklarıyla Viking geleneklerinden sıyrıldığını söyleyebiliriz. Vikingler üyesi bulundukları Germen kabileleri arasında bıyıklara özellikle bir anlam yüklemeyen yegâne kitledir. Öte yandan filmdeki Viking karakterlerin sarışınlaştırılması için kullanılan boyanın, oyuncuların siyah saçları üzerinde yeşile dönmesi ise gözleri yaşartan bir talihsizlik olmuştur. Burada elbette Vikinglerin siyah saça olan hayranlığını belirtmeden geçmeyelim. Viking anlatılarında erkeklerin güzel saçlarıyla övüldüğü birçok örnek vardık, gür ve uzun saçlar Vikingler için çokça önemliydi, ancak bunun bir zorunluluk olarak illa ki sarı olması gerekmiyordu. Kaynaklarımızda kara renkli saçlarıyla övülen ve itibar gören Vikinglere de rastlamaktayız. (Nesir Edda, II: XLI)

“Viking Kanı” filminde tasvir edilen Viking savaşçılarına dair bir diğer ayrıntı elbette kullandıkları kalkanları ve silahları olacaktır. Filmin yapımcılarının bu noktada başarılı bir seçim yaptıklarını söylemeliyiz. Zira Vikingler tam da filmde kullanıldığı gibi yuvarlak ahşap renklendirilmiş kalkanlar kullanıyorlardı. (Egils Saga 82, Völsunga Saga, XXII) Bu kalkanın ortaçağın başka şövalye topluluklarından farklı bir şekli olması ve ahşap malzemeden yapılması Vikinglerin özgünlüklerinden birisidir. Elbette filmde kullanılan Viking kılıcından bahsetmeden geçmeyeceğiz. “Viking Kanı” filminde kullanılan Viking kılıçları da gerçekçi tasvirlerdir. Yağmacılık ve birebir dövüşte mahir Viking erkekleri kısa kılıçlar kullanır ve düşmanlarıyla olabildiğince yakından temas etmek isterdi. Bu haliyle Anglo-Saksonların ve Frankların kullandığı uzun kılıçlardan farklı, neredeyse Müslüman hançerine yakın bir kılıç kullanımına sahiptiler. “Viking Kanı” filminde de gösterildiği üzere Vikinglerin ok ve mızrak kullandığını biliyoruz. Hem ok atarken hem de mızrak kullanırken gördüğümüz Viking savaşçıları ortaçağ yazmalarındaki tasvirlerle örtüşecek kadar gerçekçi resmedilmiştir.

Filmin başında gördüğümüz bir başka ayrıntı da filmin yapımcılarının Viking inançlarıyla ilgilendiği izlenimini uyandırmaktadır. Tarkan serisinde ilk kez Türk mitolojisinin yanı sıra başka bir kaynaktan daha bahsedebiliriz.[3] “Viking Kanı” filminin başında Tarkan alışık olduğumuz üzere bir yerine iki kurt ile karşımıza çıkar. Kurtlardan birisi diğerinin babasıdır. Baba kurt öldürülür ve filmdeki büyük neredeyse bu kurdun öldürülmesiyle başlamaktadır. Tarkan’ın kurdu öldürülmeseydi şayet, filmdeki anlatının hiç yaşanamayacağını da söyleyebiliriz. “Viking Kanı” filmi için kurdun ölümü her şeyin başlangıcıdır. Bu türden bir ateşleyici unsurun ise Viking anlatılarındaki yeri nedir. Muhakkak ki doğa ile iç içe yaşayan Vikingler kurtlarla da ilgilidir. Özellikle bir kurdun Viking inançlarında çok önemli bir yeri vardır. Fenrir isimli kurt, Vikinglerin ahir zamanı olan Ragnarök geldiğinde zincirinden ayrılıp Ragnarök'ü başlatacaktır. Fenrir Viking inançlarında her şeyin babası görülen Odin’i öldürecek ve babasının intikamını almak isteyen Vidar tarafından öldürülecektir. Fenrir’in öldürülmesi Viking inançlarındaki en önemli olay, son olarak niteleyebileceğimiz Ragnarök’deki önlenemez olayların başlangıcıdır. (Nesir Edda, II: XXVI-XXIV, Manzum Edda, I: 54-55)

“Viking Kanı” filmini kaleme alanların Vikingleri incelediği ve onları ellerinden geldiğince beyaz perdeye yansıtmak istediklerini biliyoruz. Filmin karakterleri tarihi gerçekliye uygun kuşam, söylem ve tutumlarla yansıtılmaya çalışılmıştır. Bundan kimi zaman başarılı olmuşlar kimi zaman ise başarısızlığa düşmüşlerdir. Örneğin Toro, “Odin’den de büyük birisi olmak” ile ilgili ifadesinde Vikinglerin inancını çok da gerçekçi yansıtmaktadır. Vikingler için tanrılar doğaüstü yeteneklere sahip gerçek karakterler olarak kabul edilmektedir. Viking inanç sistemindeki bu gerçekçi yan bir Yeşilçam filmde muazzam bir beceriyle yansıtılabilmiştir. Filmdeki bir başka ilginç nokta da başında Ursula’nın bulunduğu “kadınlar birliği”dir. Viking metinlerinde tümüyle kadınlardan oluşmuş askeri birliklerden bahsedilmese de sadece kadınların yaşadığı adalardan, cadı ve büyücü yerleşimlerinden bahsedilmesi, tanrıçalar ve deviçeler ile dolu bu inanç sisteminde kadınların önemli roller üstlendiğini bize göstermektedir.[4] Viking tarihinde kadınların ticaret yaptığını, yönetici roller üstlendiği ve özgür insanlar olarak mülk edinebildiklerini görüyoruz. Ancak bunları yaparken bir evlatlık ya da oğlun hamisi olduklarını ya da babaları veya kocaları adına hareket ettiklerini söylemeliyiz. Kısacası “Viking Kanı” filminde gösterildiği kadar olmasa da Viking kadınları Ortaçağ’ın geri kalandaki hemcinslerinden daha iyi konumdadırlar. 

Filmde sembolik bir anlam yüklenen ahtapota gelirsek şunları söyleyebiliriz. Viking kültüründe, siyasetinde ya da inançlarında ahtapotun hiç ama hiç yeri yoktur.[5] Hatta Vikinglerin ahtapot yediklerini ya da yemediklerini söylemiyoruz, büyük ihtimalle yemiyorlardı ama yine de ihtiyatlı davranıp bu konuda bir kaydın olmadığını söylemekle yetinelim. Vikingler denizci bir kavim olmalarına ve deniz üzerinde çok uzun süreler yolculuk yapmalarına rağmen, Romalıların aksine, çok dar bir deniz mutfağına sahipti. Yedikleri, ticaretini yaptıkları ve yemek kültürlerinde olan deniz canlıları kaynaklarda kendisini göstermektedir ve bunlar arasında ahtapot hiç sayılmamıştır. Ayrıca ahtapotun Viking inançlarında da bir yeri yoktur. Viking inançlarında deniz canlıları, tanrıları ya da doğa üstü varlıkları vardır. Ancak bunların hiçbirisinin Ahtapot ile uzaktan yakından bir ilgisi bulunmamaktadır. Birçok hayvanla ve doğaüstü varlıkla dolu Viking inançlarında ahtapota hiç rastlanmamaktadır. Politik ve ekonomik olarak da Ahtapotun en azından elimizdeki kaynaklara göre kayda değer bir önemi yoktur. Böyle olunca filmdeki gösterimin tümüyle kurgusal olduğu ve gerçekçi olmadığını söyleyebiliriz.

“Viking Kanı” filmindeki bir başka ilginç karakter de söz konusu ahtapota sunulacak kurbanları idare eden dev ile ilgidir. Filmdeki devin tasvirini özellikle başarılı bulduğumu söylemeliyim. Viking inançlarında sıklıkla anılan devler ve deviçeler sadece cismani büyüklükleri ile devasa bulunmazlar. Devlerin devliği tek başına büyük ya da iri olmalarıyla ilgili değildir. Devler sadece boyut olarak büyük değildir, aynı zamanda güçleri de büyüktür, çirkinlikleri de büyüktür ve hatta dilleri de farklıdır. Bu nedenle de “Viking Kanı” filmindeki devin çirkin ve anlaşılmaz bir dil kullanılması, gücünün muazzamlığı kadar dinen önemli bir rol üstlenmesi Viking mitolojisiyle uygunluk oluşturmaktadır. Kısaca özetlersek Viking mitolojisinde üç tür dev bulunmaktadır. Hrímþursar olarak anılan buz-devleri, eldjötnar olarak anılan ateş-devleri ve bergrisar olarak anılan dağ-devleri devlerin üç türünü oluşturmaktadır. (Nesir Edda, I: XV)

Türk sinemasında tarihî filmler, genellikle ele alınan dönemler ne olursa olsun her şeyden önce milliyetçilik öğesini öne çıkarırlar. Kahramanlarımızın mücadele ettiği ‘düşman’ ister Viking olsun ister Çin’den gelmiş, isterse ‘kahpe’ Bizans’tan çıkmış olsun her defasında kapkaradır, barbardır, gözü dönmüştür ve kesinlikle nedenli ya da nedensiz “Türk düşmanı”dır (Scognamillo ve Demirhan, 2005: 140). Bu tespit Tarkan: Viking Kanı filminde bir kez daha kendisini yinelemiştir. Vikingler tüm barbarlıkları, vahşilikleri ve gözü-dönmüşlükleri ile resmedilmiştir. Tarkan: Viking Kanı filmi göstermeye çalıştığımız nitelikleriyle tarih ve sinema meraklılarına hitabeden eğlenceli bir seyirliktir. Kimi zaman güldürmekte kimi zaman da yerinde tespitleriyle dikkat çekmektedir. Yeşilçam’ın olanaksızlıklarını bir kenara bırakıp bu eğlenceli seyirliği izleyenlerin hem keyifleneceğini hem de engin bir deniz olan ortaçağ Avrupa tarihine karşı meraklarının köpüreceğini söyleyebiliriz.

 

Doç. Dr. Selahattin ÖZKAN

Güncel Tarih’e destek olmak için lütfen tıklayınız


Kaynaklar:

Árni Björnsson, Wagner and the Volsungs, University College London, 2003

Viking Mitolojisi: Nesir Edda, Çev: Selahattin Özkan, Yeditepe Yayınevi, 2018

Uğur Başaran, Otto Rank'ın Geleneksel Kahraman Kalıbına Göre Tarkan, 4. Kazan Uluslararası Halk Kültürü Sempozyumu, 2016

G. Scognamillo ve M. Demirhan, Fantastik Türk Sineması, Kabalcı Yayınevi, 2005

Selahattin Özkan, Kuzeyin Kuzgunları Vikingler, Yeditepe Yayınevi, 2019

https://sinematikyesilcam.com/2017/05/tarkan-filminin-unlu-ahtapot-sahnesi/

https://www.bilimkurgukulubu.com/sinema/tarkan-viking-kani-filminden-kamera-arkasi-fotograflari/



[1] Hun Hükümdarı Attila’dan kaynaklandığı düşünülen Atlakviða ya da Hunlarla Gothlar arasında geçen bir savaşı anlatan Hlöðskviða gibi sagalar burada örnek verilebilir. 

[2] Günümüzde Kutsal Ada olarak isimlendirilen Britanya kıyılarındaki Lindisfarne isimli küçük adaya 793 yılından itibaren sık aralıklarla Viking akıncıları gelmeye başlamıştır.  Vikingler bu ada üzerindeki manastırı yağmalamış ve yöre halkını kılıçtan geçirmiştir. İngiliz tarihçiler Viking Çağı’nı bu adaya yapılan ilk akından itibaren başlatmaktadır. 

[3] Tarkan serisindeki Türk Mitolojisne yönelik öğeler için bakınız; Fatih Gençer, 1969-1973 Yılları Arası Türk Filmlerinin Mı̇tolojı̇k Ve Göstergebı̇lı̇msel Çözümlemesi: Tarkan Filmi Örneği, Selçuk Üniversitesi, 2016

[4] Kadınların savaşçılık ve liderlik nitelikleriyle resmedildiği Heimskringla, Grænlendinga saga, Vinland Sagaları, Hauksbók ve Skálholtsbók gibi birçok örnek verebiliriz. 

[5] Viking inançlarında sık görülen hayvanların bir dökümü için bkz: Jennbert, 2011, s.99

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder