Tarihi ve Kişiliği ile Buda

 


Buda adını duyman yoktur. Kimdir Buda, tarihte gerçekten de böyle bir kişi yaşamış mıdır? Tarihi ve kültürel kişiliğiyle Buda'nın yolculuğu ne anlam ifade etmektedir. Sanskrit diline baktığımızda kelime anlamı olarak “uyanmak, idrak etmek, bilinçlenmek” ile ilişkilendirilmektedir. Kökeni olarak Sanskrit dilindeki “budh” fiilinin geçmiş zaman kipidir. Birebir baktığımızda "uyanmış, idrak etmiş, bilinçlenmiş” anlamına gelmektedir. Öte yandan tarihi bir kişilik olarak Siddhartha Gautama'nın kendisi de bu kelimeyi tanımlamaya çalışmıştır. Kendisini değil kendisiyle ilişkilendirilen bu tanımı yapmaya çalışmıştır. “Buda” onun için tarihsel olarak hem kendisi için, hem de ona inanan ve bir yol göstericisi olmadan kendiliğinden “uyanan” herkes için kullanmıştır diyebiliriz. Daha sonra takipçileri tarafından bir inancın kurucusu olarak ele alınacaktır. Bu inanç sisteminde “Buda” kavramı inanan kişinin ruhunun saflığını ve masumiyetini ifade etmektedir. Buda'nın hem kendisinde hem de inancında mükemmelliğinin gücüne ve bu saflığa kendiliğinden ulaşmasına bir yüceltme bulunmaktadır. Ona göre kişi hiç kimsenin yardımı olmadan da aydınlanabilir ve bilgeliğe ulaşabilir. Bu noktada Siddhārtha Gautama'nın kim olduğu önem arz etmektedir. İnancından bağımsız olarak Buda'nin kim olduğunu anlayabilirsek, belki inancını daha yakından tanıyabiliriz.

Siddhārtha Gautama adıyla dünyaya geldiğinde kendisini zengin ve güçlü bir kralın oğlu olarak bulmuştu. Babası ona “amacına ulaşan” anlamına gelen Siddhārtha adını koymuştu. Bollukla ve cömertlikle yetiştirildi. Sahip oldukları birçoklarının iştahını kabartacak kadar fazlaydı. Dünya nimetlerinden yüz çevirmesi gereken en son kişi olması gerekirken yolculuğu onu yeni bir dinin kurucusu yaptı. Ardından gelenler onu bir tanrı gibi göklere çıkardı. Yoksulluğu, açlığı ve başkalarının acılarını onun kadar içselleştiren hiç olmamıştı. Yaşadığı kıtanın ötekilerine sahip çıktı, babasının zenginliğine de soyluluğuna da kanmadı. Başka kimse gibi değildi, yıllarca oruç, meditasyon ve arınma yaptı ve en nihayetinde kendisini bir ağacın altında buldu. Yaşadıkları ve söyledikleriyle milyarlarca insanın yaşamına dokundu. Babasının ve babası gibi nice soyluların para, güç ve zor ile yapamayacağı şeyleri o tevazuuyla gerçekleştirdi. Uyandığı ya da aydınlandığı o ağacın altında yaşadıkları onu ve inancını açıklamaktaydı. Adı da öyle anılmaya başlandı. Hind inanç geleneklerinde başlı başına yeni bir din kurdu. Ardından geçen yüzlerce yıla rağmen inananları ona tapınmayı, öğretilerini anlamayı ve yaşamını anlatmayı sürdürmektedir. Buda bu dünyaya gelen gerçek bir kişidir, yaşamış ve insanların yaşamlarına dokunmuştur. Ruhani bir varlık olarak adına tapınaklar ve sunaklar adanmış olsa da Buda Hind tarihinin yaşayan bir parçasıdır.  


Thimphu, Bhutan'daki Buda Heykeli


Tarih öncesinden gelen ve efsanevi karakterle birlikte hacim kazanan Hind tarihinde Buda’nın öğretileri Mahajanapada olarak bilinen hanedanın altında yeşermiştir. Buda günümüzde Nepal’in idari yapısı altında bulunan Lumbini bölgesindeki Kapilavatsu kentinde dünyaya gelmiştir. Bu dönem Hinduizm’in kutsal metinleri olan Vedaların sorgulandığı bir dönemdir. Buda eski inanca yeni bir ivme kazandıracaktır. Öyleyken Buda’nın yaşamıyla ilgili elimizdeki bilgiler Buda’nın yaşadığı dönemden sonra kaleme alınmıştır. Bazı bilim insanları Buda'nın yaşamını mitolojik verilerle açıklamaya çalışmışlardır, kimisi Buda’yı edebi bir kahraman olarak görmüşlerdir. Buda’nın doğmuş olduğu yer de kutsal sayılmış ve sonradan Kral Aşoka tarafından buraya bir anıt sütun dikilmiştir. 

Kral Aşoka hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için tıklayınız.

Hind mitolojisinde Tanrıların doğuşu ile ağaç motifi arasındaki bağlantı Buda'nın doğuşunda olduğu gibi çok eski anlatılardan biridir; ağaç yaşamın, bilginin ve hatta tanrıların dahi kaynağı olarak görülmektedir. Doğumundan sonra annesinin ölmesi ve ermişlerin bebek Buda’nın gözleri arasındaki saç buklesi gibi kimi alametlere bakarak Buda’nın geleceğine dair kehanetlerde bulunulmuştur. Bu kehanetler İsa’yı da andıran kadim metinlerdeki önemli kişilerin doğum anını dair mitolojik özellikleri anımsatmaktadır. Buda doğar doğmaz yürür ve konuşur. Bebeklikten konuşma da mitolojik bir unsur olarak Hind-Avrupa dil ailesinin efsanelerinde ve destanlarında çok sık tekrarlanmaktadır. Doğumdan sonraki ilk yıllarında bebek Buda’nın insan yavrularından daha farklı bir gelişim gösterdiği kaydedilerek göksel ve ruhani nitelikleri ön plana çıkarılmaktadır. 

Çocukluk yıllarına dair mucizevi anlatılar onun ruhani öncülüğüne ve göksel liderliğine işaret etse de büyüdükçe gençlere özgü nitelikler edinir. Diğer çocuklardan farklı olduğu yaşadığı örnek olaylarda öne çıkan dinsel niteliği anlatılmışsa da genç olduğunda bu kez diğer gençler gibi hareket etmiştir. Sıradan bir çocuk değildir ama sıradan bir genç gibi de babasının sarayındaki diğer gençlerle eğlenmiş, anın sıradanlığına kendisini kaptırmıştır. Çeşitli destanlar eliyle gençliğinde yaşadıklarından dersler çıkardığı, kendisini aydınlanmaya götürecek olayları sezdiği aktarılmıştır. Baba evinde gördükleriyle dışarıdaki yaşamı merak etmeye başlamıştır. Otuz yaşına gelmeden hastalıkla, yaşlılıkla ve ölümle yüzleşmiştir. Başka Hind-Avrupa destanlarında da gördüğümüz gibi sarayın dışına çıkmak isteği Buda’nın yaşam öykülerinde işlenmiştir. Yolculuğunun amacı doğum ile ölüm döngüsünden kurtulmak, yaşamın acılarına çare bulmak ve gerçeğe erişmektir. Ancak Buda’nın diğer Hind destanlarında eşine rastlanmayan kimi detayları da barındırması araştırmacıların dikkatini çekmektedir. Bunlardan birisi saçını kesmesi diğeri de sarı bir giysiye bürünerek evinden çıkmasıdır. Her iki davranış da başka Hind destanlarında karşımıza çıkmamaktadır. Buda saçlarını Hint kültüründeki kök salmış anlamsız bir düşünceyi baltalamak ya da yaşamdan el etek çektiğini belirtmek için kesmiş olabileceği de ileri sürülmüştür. Günümüzde Buda’nın inancını benimseyen Budist keşişler de aynı onun gibi saçını kesmekte ve sarı giysiler giymektedir. 


Çin'in Henan Eyaletindeki Longmen Mağaraları


Evinden ayrılan Buda türlü hadiseler ile efsanelere konu edilir. Birçok Hind-Avrupa destanlarında tekrarlanan bu öykülerde Buda inancını ve yaşamını sorgulamaya başlar. Yaşadıkları, düşünceleri ve yolculuğu onu en nihayetinde bir ağacın altına kadar sürükler. Buda söylencesinin kulağa hoş geldiğine inanan Hermann Hesse’ye göre Siddhārtha Gautama o ağacın altına oturduğunda bir müjde yayılmaya başlamıştı tüm alt kıtaya, yeni bir haberin bir pınar gibi fışkırdığını söylemiştir. İşte Buda bu ağacının altında derin meditasyon içindeyken aynı yolculuğunda bir yerden bir yere gittiği gibi ruhunun da bir yaşamdan diğerine dolaştığını fark etmiştir. Doğan varlık çeşitli varlıklar arasından birisinde hayata gelmektedir. Bütün yaşam evrelerinde doğumla başlayan ıstıraplar, acılar ve yanılgılar insanı yoldan çıkarmaktadır. İnsanı ıstıraplar, acılar ve yanılgılardan kurtaracak yol ise meditasyondur. Aramayı amaç edinen Siddhārtha Gautama şu hayatta en saygı duyulacak işin bir şeyleri aramak olduğuna inanmaktadır. Bu yüzden de zaten Buda varmak istediği yerin dönüm noktasının başlamak olduğunu söylemiştir. Ağacın altında yaptığı derin meditasyondan sonra Buda olarak anılmaya başlamıştır. Buda demek, yanılgılardan sıyrılmış, gaflet uykusundan uyanmış, gerçeği anlamış, gerçeğin bilincine erişmiş kişi demektir. Buda uyanmanın, aydınlanmanın tadına altı haftada varmıştır.  Burada geçirdiği süre boyunca mutlulukla zamanını geçirmiştir; ne bir yemek yemiş, ne de bir yudum su içmiştir. 

Sevgiyle bir sanat olarak uğraşmayı huy edinen Siddhārtha Gautama bir gizem olarak çoğunluğun yaptığı sıradan bir şeyi, sevmeyi istemektedir. Aydınlanmasının ardından gökteki Tanrılar, Buda'nın sözünün eri olup olmadığını anlamak için onu birtakım testler ile denemişlerdir. Dünyevi zevkler, zenginlikler ve doğa üstü düşmanlar onu inancından yüz çevirmeye gayret etmiş ise de başaramamış, Buda sevgiyi ve yaşamdan arınmayı meslek edinmiştir. Kitabi dinlerdeki ve eski Hind inançlarındaki mucizeleri de gösteren Buda böylece göksel niteliklerini kanıtlamak istemiştir. Su üzerinde yürümek, yoktan su var etmek, havada süzülmek, ölmüş olanları diriltmek, tanrılar katına yükselmek gibi alametleri destanlarda anlatılıp aktarılmıştır. Yolculuğunun sonuna geldiğini yine Buda kendisi bilmiştir. Anlatıya göre Buda öleceği yer olarak, Kusinagara kentine yakın iki sal ağacının arasındaki yeri seçmiştir. Öğrencilerine ölüm yerini hazırlatmış ve son vaazını burada vermiştir. Buda’nın kendi inancına davet edip din değiştirdiği son kişi bu vaazını dinleyen eski bir Brahman keşişi olduğu rivayet edilmiştir. Hazırlattığı yerde meditasyona başlayan Buda bu esnada yaşama gözlerini yummuştur. Sakince ve kendi istediği yerde hayatı sonlanan Buda’nın bu ölüm şeklide Hind-Avrupa destanlarında rastlanmayan bir özelliktir. Buda vasiyeti üzerine ölümünden sonra yakılmış ve külleri sekiz noktaya gönderilmiştir.


Tayland'daki Sukotai bölgesindeki Buda heykeli


Buda’nın zengin bir prens iken baba ocağını terk edip de yaşamın acılarına çare aramaya çıkmasıyla yeni bir inanç ortaya çıkmıştır. Buda’nın öğretisini dinler tarihi açısından Hind inanç sistemleri içinde ortodoks olmayan bir öğreti olarak niteleyebiliriz. Onunkisi doğmayı, yaşlılığı, hastalığı, ölümü, sevilmeyenle birleşmeyi veya sevilenden ayrı kalmayı acı bulan ve bu tüm bunlara nasıl katlanmak gerektiğini arayan bir inanç sistemidir. Arayan ve acıları dindiren bir öğreti kurmakla yola çıkmış, öğretisini bu amaçla inşa etmiştir. Buda adını aldıktan sonra kırk beş yıl boyunca da Magadha ve Kosala kentlerinde öğretisini halka yaymaya çalışmıştır. Buda takipçilerini ayırmıyordu. Hind kültüründeki kasta rağmen her sınıftan insanın acılarına çare arıyordu. Yine de Buda’nın öğretisine bağlı olanların büyük çoğunluğu soylular arasından geliyordu.  Buda’yı rehber kabul eden soylular Buda’nın ardından kurullar toplayarak inancı sürdürmeye gayret gösterecektir. 

Ancak Aşoka’nın Buda’nın öğretisine yaptığı katkıyı hiçbir kurul gerçekleştirememiştir. Aşoka anlatıya göre inancını bugünkü Kalküta - Madras arasındaki Kalinga kentine yaptığı sefer sırasında değiştirmiştir. Budizm’i kabul eden ve yeni inancını bir dünya dini haline getiren Aşoka’dır. Buda’nın inancının yoksullara, acı çekenlere ve dışlanmışlara ulaşmasında en büyük katkı hiç kuşkusuz Aşoka’nın çabaları vardı. Buda Hind kutsal metinleri olan Vedaların otoritesini reddediyordu; kurban törenlerine, kastların yapısına karşı çıkarken amacı Hindistan'ın toplumsal yapısında bir değişiklik yapmak değildi. Görüşleri devrimciydi ama devrimciliği dışa dönük değil içe dönüktü. Kişinin kendisini değiştirmesini toplumun niteliklerini değiştirmesinden daha önemli görüyordu. Budizm Hindistan'da asırlar içinde önemini kaybetti, alt kıtadaki Buda’nın takipçileri azınlık durumuna düştü, ancak Aşoka tarafından taşınan Buda’nın öğretileri Hind alt kıtasının periferisinde yayılıyordu. Budistler siyasi olarak baskı altında olduğu Hindistan’dan kaçtılar. Alt kıtayı Asya’dan ayıran Himalayaları aşan, İpek Yolu’nu takip eden ve acıyı dindirme arayışıyla yanıp tutuşan Budist rahip ve keşişler Asya’nın içlerinden dünyanın uzak köşelerine kadar yayıldılar. 


Doç. Dr. Selahattin ÖZKAN


Yararlanılan Kaynaklar:

Ana Kapak Görseli: Ravangla (Tathagat Tsal) Buda Heykeli, Sikkim, Hindistan.

1. Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi, İstanbul: Say Yayınları, 2018.

2. Bülent İplikçioğlu, Eskiçağ Tarihinin Anahatları, İstanbul: Marmara Üniversitesi Yayınları, 1990.

3. Halil İbrahim Şenavcu, Dünden Bugüne Japon Budizmi: İnanç ve Uygulamaları, Dokuz Eylül Ünivresitesi: Yaynlanmamış Doktora Tezi, 2015.

4. Mircea Eliade, Dinsel İnançlar Tarihi, 3 Cilt, Çev: Ali Berktay, Ankara: Kabalcı Yayınevi, 2003.

5. Walter Ruben, Eski Metinlere Göre Budizm, Haz: L. Bozkurt, İstanbul: Okyanus Yayıncılık, 1995.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder