Philadelphia'dan Alaşehir'e Kadim Kentin Kadim Tarihi

 
Philadelphia, Alaşehir'in Roma dönemindeki adıdır. Philadelphia, Pergamon kralı II. Eumenes M.Ö tarafından M.Ö. 189’da kurulmuştur. II. Eumenes, kurduğu şehir kendisinden sonra iktidara geçecek kardeşine duyduğu sevgi nedeniyle “kardeşini sevenlerin şehri” olarak adlandırmıştır. Kardeşi II. Attalos gerçekten daha sonra Philadelphos Attalos (Kardeşini seven Attalos) olarak nam salacaktır. Bergama Krallığının son hükümdarı III.Attalos Alaşehir de dahil bütün krallığını Romalılara karşı müdafaa etmiştir. Ancak M.Ö 133’te III.Attalos’un ölümüyle krallık dağılmış ve Romalılar M.Ö 129’da İyonya ve Bergama Krallığını birleştirerek Roma’ya bağlamışlardır. M.S. 17’de büyük bir deprem geçiren şehir, Romalı hükümdar Tiberius tarafından vergiden muaf kılınmıştır. Bunun karşılığında Philadelphia halkı Tiberius’a onurlarını sunmuşlardır. Yapılan kazılarda ortaya çıkan sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla Roma İmparatoru Caligula’da şehre yardım etmiştir.

İmparator Vespasian zamanında ise şehir, hükümdarın lakabı Flavia’yı kabul etmiştir. İmparator Carakalla zamanında basılan sikkelere ise neokoron (Tapınak Süpürücü/Bakıcısı) yazılmıştır. Kurulduğu günden bu yana önemli bir kent olan kentin önemi Hıristiyanlığın Anadolu’da yayılmaya başlamasıyla daha da artmıştır. Yeni Ahit’de yer alan dört kitaptan bir tanesinin yazarı olan Yuhanna İncil’de yer alan olan bu metinde önemli olayların yaşandığı şehirlerin yöneticilerine hitaben mektup kaleme almıştır. O zamanlar Philadelphia olarak adlandırılan Romalı idaresindeki Alaşehir’deki Yahudi Tapınağını kastederek “Şeytan” tapınaklarındakileri Hıristiyanlara yaptıkları gerekçesiyle uyarmaktadır. Depremlerle başı dertte olan Alaşehirlileri anlayacakları dilden korkutmak istemektedir. Eğer devam ederlerse onları Tanrı’nın kilisesinde sütun yapmakla tehdit etmektedir. Vahiy Kitabında sayılan yedi kiliseden bir tanesi Alaşehir’de kurulmuştur. Bu özelliği nedeniyle günümüzde de Hıristiyanlık için önemli bir hac merkezi olmayı sürdürmektedir.

Bizans döneminde de önemi koruyan kent Yeni Ahit’ten aldığı kutsal özellik sayesinde uzun yüz yıllar süresince ticaretin ve seyahatin kalbi olmuştur. Ev sahipliği yaptığı festivaller ve tapınaklar nedeniyle M.S. 6. yüzyıldan itibaren “küçük Atina” olarak anılmaya başlamıştır. Aslında bu yakıştırmanın asıl sebebinin Atina gibi tamamen tek tanrı inancına dönememesi olduğu söylenebilir.  Bu dönemde birçok defa depremler nedeniyle yıkılmış olunan kent her defasından yeniden inşa edilmiş, kentin tarihten silinip gitmesine izin verilmemiştir. Anadolu’nun Türkleşmeye başladığı yıllarla birlikte Alaşehir’e de ilk Türkmen göçebeleri gelmeye başlamıştır. Selçuklu akınlarıyla yoklana şehir, ilk haçlı seferleriyle tekrar Bizans kılınmak istenmiştir. I. Haçlı seferi ardından tekrar Bizans idaresine giren kent Yıldırım Beyazıd tarafından alınana değin Rodos Şövalyeleri etkisinde Bizans’tan yarı bağımsız bir idarece yönetilmiştir. 


Philadelphia’nın nasıl Alaşehir’leştiğine gelince; Bizans egemenliği sırasında Philadelphia’nın dericiliği ve kırmızı-ipeği ile meşhur olması nedeniyle şehri yoklayan Türkmen göçerlerin Philadelphia’yı Al-Şehir olarak isimlendirmiş olabileceği düşünülmektedir.Bir başka teoriye göre ise Türkmenlerin kentin surlarla çevrili yapısına dışarıdan bakınca gri yoğun bir renkte alacalı olarak gözlemlemesi nedeniyle kenti “ala-şar” diye tanımlamış olabileceğidir. Kent Efes’teki Hıristiyanların dağılmasından sonra Batı Anadolu’daki yegâne Bizans kalesi olarak kalması nedeniyle oldukça sahiplenilmiştir. 

Alaşehir birçok defa Bizans ve Selçuklu arasında el değiştirmiştir. Alaşehir’in surları ile çevrili korunaklı yapısı nedeniyle ele geçirilmesi oldukça zor olmuştur. Yıldırım Beyazıd’ın tarihte Anadolu’daki Türk birliğini sağlayan padişah olarak geçmiştir ancak Alaşehir’deki kilise Bizans’ı tanımaya ve oraya vergi ödemeye devam ederek bir anlamda özerk olarak yaşamaya devam etmiştir. Rodos Şövalyeliklerinin de  desteklediği Philadelphia yönetimi Bizans’ın Anadolu’daki son kalesidir. Beyazıd Bizans hükümdarı II. Manuel’i Philadelphia kuşatmasında yardım etmeye zorlamıştır. Kent, Bizans’ın aksi yöndeki isteğine rağmen büyük bir direniş gösterse de şehrin yeni sahipleri sonunda şehri ele geçirmiştir. 

Yıldırım Beyazıd’ın 1391’de gerçekleştirdiği fetih harekâtının ise önemi daha başkadır. Yıldırım’ın Alaşehir’e yüksek bir tepeden bakarak “ne âlâ bir şehir” dediği ve şehrin bundan sonra Alaşehir olarak anıldığı aktarılmaktadır. Ancak daha önce belirttiğimiz gibi Türkmenler ilk göçebelerden bu yana kente alaşar - Al-şehir demektedir. Tarihçi İbn-i bibi’nin 12.yy’da kaleme aldığı Selçukname’sinde Philadelphia yerine “alaşar” demesi, Alaşehir isminin kaynağının Yıldırım olmadığına delil olarak sunulabilir. Ancak şurası bir gerçek ki; ister ilk göçmenlerin şehrin alacalığını vurgulamasından ister Yıldırım’ın “ala şehir” tanımlamasından, isterse kentin meşhur kırmızı ipeğinden doğsun kent Müslümanlaştıkça Philadelphia olarak anılmayı bırakıp Alaşehir olacaktır. 


Anadolu’nun Malazgirt Savaşı sonrasında hızla Türkleşmesi sırasında Bizans’ın Anadolu’nun kıyı kentlerine ve İstanbul’a doğru Güneydoğudan Kuzeydoğu doğrultusunda geri çekildiği gözlenmektedir. Bu geri çekilme sırasında ise bazı kentler tarihi, dini ve kültürel özellikleri nedeniyle öne çıkmış ve savunmaları ve Türklere kaptırılmamaları ağırlık kazanmıştır. Bu kentlerden bir tanesi de Alaşehir yani eski Philadelphia'dır. Bunun yanı sıra Bizans’ta yaşanan siyasi çalkantılar da Anadolu’daki Türk ilerleyişini hızlandırmıştır. Bizans’taki egemenliği devralmak isteyen Nicephorus Melissenus Kutalmış oğlu Süleyman Şah ile ittifaka gitmiştir. 

Bu ittifak karşısında ise Süleyman Şah’a Anadolu’da işgal edeceği bütün yerleşimlerde egemenliğini tanıma sözü verir. Süleyman Şah bu ittifak sayesinde 1081 tarihinde Bizans’ın uç bölgeleri olan Alaşehir, İzmir, Ayasuluk, Edincik ve İznik’i idaresi altına almıştır. Ancak bu idare kısa sürmüş ve bu bölgeler tekrardan Alexios I Komnenos tarafından tekrar Bizans İmparatorluğuna katılmıştır. Bu yenilgi üzerine Güneydoğu’ya ilerleyen Süleyman Şah 1085 yılında Antakya’yı ele geçirdikten sonra ölmüş ve bugün hala Türkiye toprağı olarak geçen Suriye’deki Cabar Kalesinde ebedi uykusuna çekilmiştir.

Süleyman Şah’ın ardından oğlu Kılıç Arslan, Anadolu’da tekrardan seferle düzenlemeye başlayıp, Selçuk ülkesini yeniden ayağa kaldırmaya çalışmıştır. Kayınbabası Çaka Bey ile ittifak kuran Kılıç Arslan tekrardan Alaşehir’i Türk egemenliğine katsa da Haçlı Seferlerinin başlamasıyla iktidarı sarsılmış ve egemenlik alanını kaybetmiştir. Alaşehir ise 1176 yılında ise tekrardan Bizans yönetimine girmiştir. Egemenliğinin son yıllarında III. Haçlı Seferlerine karşı çarpışan II. Kılıç Arslan Kutsal-Roman İmparatoru Friedrich Barbarossa’yu yenilgiye uğratır. Uzun zaman sonra savaş meydanında ölmeyen ilk Türk hakanı olan II. Kılıç Arslan eski Türk töresine uygun olarak ölmeden ülkesini on bir oğlu arasında paylaştırmıştır. 

Ancak evlatlar arasında yaşanan miras kavgası Selçuklu ülkesinde iç karışıklıklara neden olmuştur. Ülkeyi derleyip toplayan, babasına ve kardeşlerine karşı taht mücadelesine girişine Gıyaseddin Keyhüsrev Alaşehir’in de içinde bulunduğu Lidya zonunda Bizans’a karşı egemenlik iddiasında bulunan Theodore I. Laskaris’e karşı Bizans İmparatoru Alexios III Angelos ile ittifak kurmuştur. Laskaris ile Alaşehir’de savaşa tutuşan Keyhüsrev mağlup olmuştur. Alaşehir’de kazanılan bu zafer ile Laskaris altmış yıla yaklaşan Haçlı destekli Bizans İmparatorluğundan otonom bir egemenliğin temellerini atmıştır. Alaşehir’deki Gıyaseddin Keyhüsrev mezarı ise Laskaris ile İzzetin Keyhüsrev arasındaki dostane ilişkilerin bir göstergesi olarak Konya’ya Selçuklu başkentine taşınmıştır. 


Bundan sonra 1305 yılında Germiyan Oğlu Yakup beyin Alaşehir’i kuşatması üzerin Bizans İmparatoru Andronikus II Palaiologos Batının yardımını talep eder. Kutsal Roma-Germen İmparatoruluğunun gönderdiği Katalan Askerler İstanbul üzerinde Anadolu’ya geçmişler, zaten kuşatma nedeniyle zayıf düşmüş Germiyan birliklerini mağlup ettikten sonra Kula’yı da ele geçirip Manisa üzerine ilerlemiştir. Böyece Yakup beyin Alaşehir planları gerçekleşemeden kalmış gibi görünmekteydi ancak daha sonra kendisini toparlayan Yakup bey bir kez daha Alaşehir üzerine yürümüş bu sefer ise şehir kendisine vergi bağlamaya mecbur kılmıştır. Daha sonra ise Aydın Oğlullarından Umur Bey şehir kuşatmıştır. Kuşatma her ne kadar Düstürname-i Enveri’de yer alacak kadar çetin geçmişse de sonucu tartışmalıdır.

Böylece Alaşehir’in bu döneme kadar Bizans ile Türk beyleri arasında gidip gelen bir egemenlik sahası olduğunu anlamış bulunuyoruz. Türkler için Alaşehir bir yerleşim bölgesi olmaktan çok Hristiyanlık açısında taşıdığı önem üzerine ticaret ve seyahat odağı olması nedeniyle bir vergi kaynağı olarak gözlenmiştir. 1071 ile Anadolu’da giderek artan Türk yerleşimcileri şüphesiz ki Alaşehir’de de bulunmaktaydı. Genel olarak sur dışında yerleşen bu yerleşimciler Alaşehir’in artan seyahat ve ticaret olanaklarından yararlanmışlardır. Bu toprak üzerinde bir Selçuk idaresi olduğu söylense ve hatta her ne kadar Selçuk hükümdarına bağlı topraklar olarak yüzlerce yıl bir Türk şehri olarak anılsa da Alaşehir’deki kutsal kilisenin varlığı nedeniyle Hristiyan kimliği uzun süre kendisini korumuştur. 

Çeşitli beyler ve hükümdarlar aracılığı ile Türk idaresine katılmış olsa da şehir Rum ve Hristiyan kimliğini Osmanlı Hükümdarı Beyazid dönemine kadar sürdürmüştür. Yıldırım Beyazid ise Bizans’ın iç egemenlik meselelerinden yararlanmış ve Anadolu birliğini kurmayı amaçlamıştır. Bizans İmparatoru John VII Palaiologos’un İstanbul’dan uzaklaştırmak için Beyazid’in sarayına gönderdiği Manuel II Palaiologos’u yanına alarak Batı Anadolu’da sefere çıkmış ve Alaşehir’i de ele geçirmiştir.  Bu ele geçiriliş ise sadece on iki yıl sonra Timur’un Ankara’da Beyazid’i ele geçirilmesi üzerine Anadolu’da başlayan istila ile sona erecektir. Timur Beyazid’in Anadolu Birliğini kurma çalışmaları sırasında kendisine sığınan beyleri kendisinin ardından ele geçirdiği bölgelere varis olarak atamıştır. Alaşehir de Timur’un Aydın iline atadığı Cüneyd’in egemenliğine girmiştir. Yirmi iki yıl süren Cüneyd’in idaresi ise Osmanlı’nın kendisini tekrar toparlaması ve eski hakimiyet alanlarını yeniden ele geçirmesiyle sona ermiştir.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Alaşehir:


"Büyük İskender zamanında Madyan oğlu Yanko sülalesinden Kortiz adlı bir kral elinden Aydın Beyoğlu Sultan Yakup Ulubaş bey eliyle fethetmiş, sonra Yıldırım Han zamanında Al-i Osman eline geçmiştir. Yıldırım Han vakfıdır. 300 akçe kazadır. Nahiyesel yetmiş sekiz köydür. Kalesi, Bozdağa bitişik bahçe deresi adı ile meşhur bir dağın eteğinde yuvarlak bir kaledir. Etrafı 8800 adımdır. Haraptır. Beş kapısı vardır. Bu kale içinde şehir 24 mahalle, 2070 toprak örtülü evlerdir. 24 mihraptır. Yıldırım Beyazid Han camii sanatlı bir camiidir. Avlusunda bir abdest havuzu ve medresesi vardır. Yine çarşı içinde Sülün Muslu Paşa cami, Şeyh Sinan Camii vardır."
"Bu cami altı kârgir kurşun örtülüdür. Bizzat Şeyh Sinan ve evlatları avlusunda gömülüdür.ler. Puşlulu camii, Kadı Şeyh camii de vardır. Bir tekke,…16 mektep vardır. Yıldırım Hanı kale gibidir. Kervansaraylar vardır. 800 dükkan olup, dört haftada bir büyük Pazar olur. Yetmiş boyahaneleri olup nefti boyaları ve tabakhaneleri meşhurdur. Şehirdeye tabakhanede akan sular hep Yıldırım Han hayratıdır. Su ve havası çok güzeldir ama hakim zulmünden harap olmuştur. Renkleri kırmızıya çalar. Halkı zevk ehli ve garip dostudurlar. Has beyaz balı, emrudu, inciri çoktur. Ensesinde Bozdağ’da altı ay kiraz bulunur." 
"Güneyindeki ilçeler ile şehir arasında bir mesire vardır ki yeryüzünde misli yoktur. Rum, Arap ve Acemde, Alaşehir’in Hüseyin pınarı mesiresi meşhurdur. Çeşitli sofalar, havuzlar, şadırvanlar vardır. İçinde buz gibi sular akar. Halk burada zevk ve safa eder. Burada bir çınar var ki her dalını üç adam kucaklayamaz. Dalları kırkar ellişer arşındır. Gölgesinde beş altı bin adam gölgelenir ve iyş ve işret ederler! Burada Hüseyin Baykara fasılları ederler. Alaşehir ılıcası Anadolu’da meşhurdur. Şehre yakındır. Buradan da ahbaplara veda edip yine Bozdoğan eteğinde mamur köyler geçip Sart pazarına giden yaran ile görüştük."


Milli Mücadele Yıllarında Alaşehir


Kuva-yi Milliye'nin temellerinin atıldığı Alaşehir Kongresi 16-25 Ağustos 1919 tarihleri arasında Alaşehir’de düzenlenmiştir. Kongre sonunda hazırlanan 26 maddelik kararlar Padişah’a, İstanbul Hükümeti’ne ve İtilaf Devletleri Yüksek Komiserliği’ne gönderilmiştir. İşgal ret edildiği ve silahlı bir direniş örgütünün kurulduğu kongre, Ege bölgesindeki direnişleri örgütlemek adına yapılmış en önemli girişimdir. Alaşehir, Akhisar, Afyonkarahisar, Ayvalık, Balıkesir, Buldan, Demirci, Denizli, Edremit, Eşme, Gördes, Sarıgöl, Turgutlu, Soma, Saruhan, Nazilli, Ödemiş, Salihli, Sarayköy, Sındırgı, Kula ve Uşaktan toplam 45 kişi katılmıştır. Kongrenin başkanlığını Hacim Muhittin Bey yapmıştır. Kongre ilk olarak Mustafa Şahyar’ın evinde toplanmışsa da daha sonra Fevziye Mektebi daha uygun görülmüş ve toplantılar oraya çekilmiştir.

15 Mayıs’ta İzmir’in 25 Mayıs’ta da Manisa’nın Yuna birlikleri tarafından ele geçirilmesinin ardından Alaşehir’de yaşanan şaşkınlık ve telaş gözle görünür bir hal almıştır. Bir yandan İzmir ve Manisa’dan gelenler bir yandan da Alaşehir’deki işgal karşıtlarının direniş örgütleme çabaları Alaşehir’i hareketlendirmiştir. Bekir Sami Günsav 21 Mayıs günü İstanbul’dan hareketinden on gün sonra 31 Mayıs günü Alaşehir’e ulaşır. Alaşehir’deki resmi makam sahipleri ve eşrafın ileri gelenleri ile bir toplantı yaparak Milli Mücadele’ye halkın katılımını talep eder. Bekir Sami Alaşehir’de kısa bir süre kaldıktan sonra, Batı Anadolu’da kuvvacı organizasyonu kurmak için yolcuğuna devam eder ve Kula’ya ilerler. Hacim Muhiddin bey Balıkesir’de toplanılan iki kongrenin ardından Alaşehir’de de bir kongre tertip etmek maksadıyla 11 Ağustos günü Alaşehir’e doğru ilerler. Alaşehir’de görüşülecek konuları belirlemiştir. 

Alaşehir yolunda ise Hacim Muhittin’e refakat eden Yüzbaşı Selahattin ise tren garlarında çalışan Rumların yörelerin Rum isimleri kullanmak gayesine düşüğünü not eder. Alaşehir’de Mustafa Şahyar bir kuvva örgütü kurmakta iken Çerkez Ethem ve ekibi Salihli de çeteciliğe başlarlar ve merkezden kopuk siyaset güdülmesini savunurlar. Mustafa Şahyar yönetimindeki Alaşehir Kuvayı Milliyesi, Çerkes Ethem’in Batı Anadolu’da egemenliğini kuranda değin çalışmalarına devam etmiştir. Öte yandan Dahiliye Nazırı Adil beyin Alaşehir’de toplanacak olan kongrenin yasaklanması için Denizli Mutasarrıfına telgraf çektiği belirlenmiştir. Hacim Muhittin bir yandan Alaşehir’e doğru ilerlerken bir yandan da çevre il ve ilçelere kongreye katılımları için çağrılarda bulunmaktadır. 16 Ağustos 1919 günü Hacim Muhittin ve bütün katılımcılar Alaşehir’e varmış veya varmak üzereydiler. Önce Mustafa Şahyar’ın evinde daha sonrada Fevziye Mektebinde toplanan kongre 10 gün sürmüştür. 

Kongrede Hacim Muhittin’in Akhisar’da belirlediği 15 madde ile Salihli’de eklediği iki madde toplam 17 maddeden oluşan konu görüşülmüştür. Kongre sonunda ise işgal ret edilmiş, hilafet ve saltanata bağlılık bildirilmiştir. Kongre sonucunda Hareket-i Milliye Reddi İlhak Heyeti kurulmuştur. Kongre çeteciliği ret etmiştir. Bu noktada Çerkez Ethem’e karşı bu kararın alındığı söylenebilir. Kongre çalışmaları sonunda aldığı kararları General Milne’ye, Sultan’a sunmayı ve yayımlamayı kabul etmiştir. Kararların uygulanması için bir Merkezi Heyetin kurulması da kararlaştırılmıştır. Cephelerden kaçan asker kaçakların bir başka cephede görevlendirilmesinin ancak kendi cephe kumandanın iznine bağlandığı ve Şehit ailelerine yardımda bulunulması gibi kararlar da alınmıştır.  

Kongre sonrası Mustafa Şahyar ile Çerkes Ethem ilişkisi iyice kopmuş ve Çerkes Ethem’in Alaşehir’i kuşatıp, Mustafa Şahyar’ı talep etmiştir. Mustafa Şahyar, Çerkes Ethem’e direnmiş ve bir silahlı çatışma meydana gelmiştir. Çatışma sonunda Ethem öne geçmiş ve Alaşehir Askere Alma Dairesinde bir görüşme tertip edilerek olay yatıştırılmak istenmiştir. Ancak Mustafa Şahyar ilçeyi terk etmek zorunda kalmış ve Alaşehir’e ancak Yunan işgalinin kalkmasından sonra dönebilmiştir. Eşraftan Mustafa Şahyar, dönemin belediye reisi Bezmi Nusret Kaygusuz ve Hacim Muhittin Çarıklı’nın ön ayak olduğu Alaşehir Kongresi Milli Mücadele dönemindeki yerel kongrelerden bir tanesi olup, Kurtuluş Savaşı tarihinde önemli bir yere sahiptir. 

Kent Hafızasında Acı Bir Gün:


28 Mart1969’ta merkez üssü Alaşehir olan Kandilli Rasathanesi kayıtlarına göre 6.5 büyüklüğünde ve 8 şiddetinde bir deprem gerçekleşir. Deprem Alaşehir ve Salihli başta olmak üzere bütün çevre ilçe, kasaba ve köylerde hissedilir. Birçok yerde evler yıkılır, aileler kayıplar verir. Bölgede toplam 49/50 kişi ölür, ölenlerin 29’u Alaşehir 21’i de Sarıgöl nüfusuna kayıtlıdır. Deprem sonucunda toplam 4.651 ev yıkılır. Ölümlerin büyük çoğunluğu Alaşehir ve Alaşehir’e bağlı Tepeköy’de meydana gelir.


Deprem sonucunda Alaşehir – İzmir kara yolu üzerinde derin yarıklar meydana gelir. Özellikle depremin etkili olduğu ovalık kesimlerde yeraltı sularının yer üstüne fışkırdığı gözlenmiştir. Alaşehir Otogarı yıkılır, garajda bulunan 18 otobüs hurdaya çıkar. Yeniköy, Subaşı ve Delemenler’de okul ve camiler büyük hasar görmüştür. Tepeköy köyü bütünüyle yerle bir olur. Köy daha güneydoğuda yeniden inşa edilmek zorunda kalınır. Yerel halkın depremden sonra artezyen kuyularından gaz kokusu aldığı haberi o günkü gazetelerde yazılır. Depremle birlikte tarihi kent surlarının bir bölümü de yıkılmıştır. Alaşehir Depreminin yaraları sarılmadan en az o kadar etkili bir başka depremde Uşak – Demirci arasında meydana gelir. O günkü gazetelerin yazdığı göre bölgedeki hareketlilik en az 10 gün kadar sürmüştür.


Cumhuriyet gazetesinin haberine göre 28 Mart1969 tarihinde Alaşehir'de meydana galen deprem bir haftadır süren irili ufaklı sallantıların sonucunda ortaya çıkmıştır. Elli üç kişinin ölümüyle sonuçlanan depremin ardından kentteki evlerin üçte biri oturulamaz hale gelmiştir. Öte yandan kentin diğer kentlerle iletişimini sağlayan otobüs istasyonu da bu depremde çökmüş ve kullanılamaz hale gelmiştir. Kentteki üç cami tümüyle, ikisi ise kısmen yıkılmıştır. 


Ertesi gün Cumhuriyet gazetesinin deneyimli muhabirlerinden Hikmet Çetinkaya kente gelmiş ve durumu ilk elden gözlemlemiştir. Ona göre kentteki sarsıntılar hala devam etmekte ve halkı tedirgin etmektedir. Çetinkaya'nın aktardığına göre kentteki yıkılan hane sayısı beşbine yaklaşmıştır. Öte yandan köylerdeki erzak depolarının yıkılmış olması ve kentle olan bağlantının sağlanamıyor olması halk arasında açlık tehlikesinin de başladığını gözlemlemiştir. 





Yararlanılan Kaynaklar:

1.  Recep Akıncı, Eski Philadelphia Bugünkü Alaşehir, Ticaret Basımevi, İzmir, 1949.
2. Prof. Dr. Enver Konukçu, Alaşehir Kongresi (16-25 Ağustos 1919), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2000.
3. Cezmi Nusret Kaygusuz, Bir Roman Gibi, İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitapları, İkinci Basım, İzmir, 2002.
4. Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 9. Kitap, 1. Cilt, Haz: Seyit Ali Kahraman, YKY, İstanbul, 2011.
5. Cumhuriyet ve Milliyet gazetesi arşivleri.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder