Aşkenaz Yahudileri ve Rav İshak Sarfati’nin Türkiye'si


Aşkenazlar Yahudileri çok uluslu yapısıyla yüzyıllar boyunca ayakta kalan Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan inançlardan sadece birisidir. On altıncı yüzyıldan başlayarak Osmanlı egemenliğinde görülmeye başlayan bu Yahudi topluluğu kendine has kültürel birikimiyle çok uluslu imparatorluk toplumunun parçalarından birisi haline gelmiştir. Aşkenazlar soykırımlar ve sürgünlerle dolu Yahudi tarihinin küçük ama önemli bir bölümünü oluştururlar. Babil’den Mısır’a Doğu Avrupa’dan Kırım’a uzanan hikayeleri nihayetinde Osmanlı vatandaşlığına kadar gelmişti. On üçüncü yüzyıl gibi erken dönemden başlayarak Anadolu’da görülmeyen başlayan Aşkenazların öyküsü Osmanlı egemenliğinin çok uluslu yapısıyla giderek bağdaşmıştır. Burada okuyacaklarınız bu azimli halkın tarihine dair küçük bir kesiti oluşturacaktır.

Aşkenazlar günümüzde Almanya, Fransa ve Doğu Avrupa'da yaşayan veya onların soyundan gelen Yahudilerden oluşmaktadır. Zaten isimlerini de bu şekilde almıştır. Yahudi geleneğinde Doğu Avrupa’ya kadar uzanan Alman toprakları "Aşkenaz" terimiyle karşılanmaktadır. Aynı şekilde İber yarım adası da İbranicede "Sefarad" olarak anılmakta ve on beşinci yüzyılda “İspanya"dan kaçıp Osmanlı topraklarına sığınan Yahudiler de bu kelimeyle kendilerini tanımlamışlardı. Zaman içinde anlaşılıyor ki Yahudiler kendilerini geldikleri coğrafyanın ismiyle özdeşleştirip, diğer topluluklardan ayırmışlar ve bir kimlik inşa etmişlerdir. Osmanlı coğrafyasındaki hem Aşkenaz hem de Sefarad Yahudilerinin hikayesi benzer şekilde yaşadıkları iki farklı coğrafyadan sürgün edilmeleriyle başlamaktadır. Seferadların İspanya’dan kaçmasından önce, yaşadıkları yerlerden sürgün edilen Aşkenazlar Osmanlı İmparatorluğuna sığınmışlardı.

Önce Macar Kralı I. Louis daha sonra da Fransız kralı VI. Charles Aşkenazları yerinden etmiş, onlar da Osmanlı’nın eski başkenti olan Edirne’ye yerleşmişlerdi. Bir yüz yıl sonra bu kez İspanyol Kralı II. Ferdinand Sefaradları yine Osmanlı’ya sürecek, ama onlar yeni başkent İstanbul’a yerleştirilecekti. Sefaradlar ve Aşkenazlar arasıdaki ayırım ne geldikleri ne de yerleştirildikleri coğrafya ile sınırlı değildi. Farklılaşan coğrafyalarda gelişen kimler gibi kültürüleri de inançları da yerelde küçük farklılıklar edinmiştir. Söz konusu küçük dini farklılıklarına hamursuz bayramı boyunca Sefaradlar pirinç, mısır ve bakliyat yiyebilirlerken, Aşkenazların bu yiyeceklerden sakınması örnek gösterilebilir. Bu ve benzeri farklılıklar Yahudiliğin temel teolojisine ilişkin olmayıp gelenekselleşmiş uygulamalar ile sınırlı kalmıştır. Kültürel olarak ise Sefaradlar İber yarımadasındaki dile ve tarihe dahi bağdaşık bir yaşam sürmüşken, Aşkenazlar belki yaşadıkları coğrafyanın dayanılmaz soğuklarında hayatta kalmak ya da aynı coğrafyayı paylaştıkları insanların ayrımcılığından korunmak için olabildiğince içe kapanmışlardır. 

Aşkenaz Coğrafyası Haritası
Kaynak: Şalom Gazetesi

Aşkenazlardan Anadolu’ya içlerine, Nevşehir gibi kimi kentlere yerleşenler de oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sancıları tüm paydaşlar kadar onları da zorladı. Bitip tükenmek bilmeyen savaşlar, kaybolan nesiller ve bir de üstüne ulus devlet inşaasının dışlayıcı unsurları gelince var olma sancısı yaşadılar. Yine sürgünler ve yok oluş kaygılarıyla dolu bir döngüye sürüklenmişlerdi. Öte yanda ilk geldikleri dönemde başkent olan Edirne’de refah içinde yaşadılar. Köklerini salıp Osmanlı toplumunun temel parçalarından birisi oldular. Öyle ki zaman içinde Aşkenazlardan başkalarını da Edirne’ye ve Osmanlı egemenliği altında yaşamaya dahi davet ettiler. On beşinci yüzyılın ikinci yarısından başlayarak Edirne dışında Sofya, Selanik, Filibe gibi Osmanlı egemenliğindeki diğer kentlere Aşkenazların çokça geldiğini söyleyebiliriz. İstanbul’un fetihini takip eden yıllarda ama özellikle II. Beyazid’in Sefaradları kabul etmesinden sonra bu kentler arasına İstanbul da eklenmiştir. 

Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Aşkenazların imparatorluk içindeki durumlar daha da gelişmiştir. Macar toprakların Osmanlı’ya geçmesiyle Yahudilerin özellikle bürokraside ve ticarette görünürlükleri artmıştır. Buda’yı Süleyman’a teslim eden ve kendisi de bir Aşkenazi olan Yosef ben Şelomo ve ailesi hükümdar tarafından ödüllendirilmiş ve kuşaklar boyu sürece bir vergi muafiyetiyle ödüllendirilmiştir. Bu soydan gelen kişiler Osmanlı kentlerinde yaşamayı ve dini yapılarıyla yaşadıkları coğrafyaya izlerini bırakmayı asılar boyunca sürdürmüşlerdir. Osmanlı Sarayı dil bilen ve iyi bir eğitim gören Yahudileri devlet görevlerinde tercih etti, bürokrasi de görevlendirdi. Osmanlıların Avrupa siyasetinde kurucu roller üstlendiği asırlar boyunca Aşkenazlar çeşitli görevler üstlenerek İmparatorluk yararına hizmetlerde bulundular. Aşkenazlar imparatorluk toprakları içinde yaşarken sadece ibadethaneler inşa etmediler. Okullar ve hastaneler en önemli izleri oldu. Kimisi bugün hala hayatta olan bu yapılar halka hizmet ettiği gibi mimari estetikleriyle de Osmanlı kentlerini süslemekteydi. 

Görsel Kaynak: Şalom Gazetesi

Yahudilerin İmparatorluk içinde ahenkli yaşamı Sebatay Sevi’nin ortaya çıkmasına kadar devam etmişti. Kendisi de Aşkenaz kökenli olan Sebatay Sevi mesihliğini ilan etmesi Yahudiler arası tartışmaları körüklediği gibi sarayın bu topluluklara bakışını da değiştirdi. Mesihi karşılamak isteyen Yahudilerin taşkınlıkları Müslümanların bakışını sarsmıştı. Benzer bir mesih inancına sahip Müslüman çoğunluk bu ilanı inançlarına yapılmış bir hakaret kabul etti, öfkeleri taşkınlıkla Sevi’yi bekleyen Aşkenazlara yöneldi. Yahudilere bir kez daha sürgün ve ölüm arasında bir seçim yapmak zorunluluğu doğmuştur. Sevi’nın mesihliğini ilan etmesi özellikle Selanik ve İzmir’deki Aşkenaz Yahudilerinin sürgünüyle sonuçlanmıştı. Bu dönemde yaşanan göçlerden bazılarının Kudüs’e kadar da uzandığı görülmektedir. İmparatorluk tarihi içinde inişli çıkışlı yaşamları devam ediyor, sürgünler ve ölümlerle nüfusları azalsa da Doğu Avrupa’daki soydaşlarından da Osmanlı topraklarına hala gelmeyi sürdürüyorlardı.

On dokuzuncu yüzyıldan başlayarak Avrupa’da ve dünya siyasetinde çok uluslu imparatorluklar da gerilmekteydi. Osmanlı imparatorluğun can çekişmekte olduğu yüzyıllarda Yahudiler de büyük badireler atlattılar ve ulus-devlet olamamanın ağır bedellerini ödediler. Osmanlı çekilirken bu sadık tebaayı da Anadolu’ya getirdi, kimisi ise İmparatorluk mirası olarak oralarda kalmayı yeğledi. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında ancak yüzde üçleri bulan nüfus oranlarıyla önemlerini yitirdiler. Cemaatları küçüldü, sinagogları boşaldı ve başka acıların kurbanlarıyla tanışıldı. Cumhuriyetin ulus devlet inşa etme süreci tüm azınlıklar gibi onları da yıprattı. Birinci ve İkinci dünya savaşları yaşadıkları ayrı bir yazının konusu elbette ama kendi ulus devletlerin sahip olmaları yurt edindikleri topraklardaki konumlarını ayrıca sarsıyordu. Bugün binde bir ya da iki gibi oransal bir nüfusa düşen varlıklarıyla Aşkenaz ve Sefarad Yahudileri hala bu topraklarda yaşamayı sürdürüyorlar.

Doç. Dr. Selahattin Özkan



Kaynaklar:

Dünden Bugüne Aşkenazlar, 20.05.2019, Schneidertempel Sanat Merkezi. 

Vesile Tanınmış, 16. Yüzyıl İstanbul’unda Aşkenazlar, Uluslararası Doğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, 5: 1, 2023, s. 71-95

https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/85247/askenaz-yahudileri-

https://www.turkyahudileri.com/content-page.php?lang=tr&page=askenaz-ve-sefarad-yahudileri-kimlerdir

https://www.salom.com.tr/haber/135737/nevsehir-askenaz-yahudileri

Görsel Kaynakları:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Costume l’Empire Turc, 1821

https://www.salom.com.tr/haber/138425/askenaz-turk-soyadlari

https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/84916/askenaz-yahudileri-tarihi-2-askenazlar-ortadogu-kokenli-mi


EK: 
Rav İshak Sarfati’nin Süavya, Ren, Styria, 
Moravya ve Macaristan Yahudilerine[1] hitaben çağrısı:[2]

"Ey İsrail, neden uyuyorsun? Kalk ve bu lanetli topraklardan sonsuza dek ayrıl!"

Almanya'daki kardeşlerimizin başına gelen, ölümden daha acı olan ıstırapları duydum; zalim yasaları, zorunlu vaftizleri ve sürgünleri, ki bunlar her gün oluyor. Bir yerden kaçtıklarında, başka bir yerde daha da ağır bir kaderle karşılaştıklarını duydum. Aralarında yaşayan sadık bir kalıntıya karşı öfkeyle sesini yükselten küstah bir halkı duyuyorum; kardeşlerimi vurmak için elini kaldırdığını görüyorum. Her taraftan ruh ıstırabı ve beden azabı; acımasız zalimlerin her gün uyguladığı vergileri öğreniyorum. Sahte rahipler olan din adamları ve keşişler, Tanrı'nın mutsuz halkına karşı ayaklanıp şöyle diyorlar: 'Onları yıkıma kadar kovalayalım; İsrail'in adı artık insanlar arasında bilinmesin.' Onlar, Kudüs'teki Yahudilerin belki de Kabir Kilisesi’ni [3] satın alabilecekleri için inançlarının tehlikede olduğunu düşünüyorlar. Bu nedenle, Doğu'ya giden bir Hıristiyan gemisinde bulunan her Yahudinin denize atılmasını emreden bir yasa çıkardılar. [4] Yazık! Almanya'daki Tanrı halkına ne kadar kötü davranılıyor; güçleri ne kadar da tükenmiş! Oradan oraya sürülüyorlar ve hatta ölüme kadar kovalanıyorlar. Zalimin kılıcı her zaman başlarının üzerinde sallanıyor; yakıcı alevlere, hızlı akan nehirlere ve pis bataklıklara atılıyorlar.

Kardeşlerim ve öğretmenlerim, dostlarım ve tanıdıklarım! 

Ben, İshak Zarfati, Fransız kökenli olsam da Almanya'da doğdum ve orada saygıdeğer öğretmenlerimin ayakları dibinde oturdum. Size ilan ediyorum ki, Türkiye hiçbir şeyin eksik olmadığı, dilediğiniz takdirde her şeyin yolunda gideceği bir ülkedir.[5] Kutsal Topraklara giden yol Türkiye üzerinden size açıktır. Müslümanların yönetimi altında yaşamak, Hıristiyanların yönetimi altında yaşamaktan daha iyi değil midir? Burada herkes kendi asması ve incir ağacının altında huzur içinde yaşayabilir. [6] Burada en değerli giysileri giymenize izin verilir. Hıristiyan dünyasında ise, tam tersine, çocuklarınızı zevkinize göre kırmızı veya mavi giydirmeye bile cesaret edemezsiniz; onları morarmış ve çürümüş bir halde dövülmeye veya kırmızı ve yeşil tekmelenmeye maruz bırakırsınız ve bu nedenle, üzücü renkli giysiler içinde aşağılık bir şekilde dolaşmaya mahkumsunuz. Günleriniz, hatta Şabat günleri ve bayram zamanları bile kederle doludur. Yabancılar mallarınızdan faydalanıyor, bu yüzden zenginlerinizin servetinin ne faydası var? Onu kendi üzüntülerine saklıyorlar ve bir gün sonsuza dek kaybediyorlar. Zenginliğinizi kendinize ait sanıyorsunuz - ne yazık ki, onlara ait! Size karşı yalan suçlamalarda bulunuyorlar. Ne yaşa ne de bilgeliğe saygı duyuyorlar; size altmış kat mühürlü bir söz vermiş olsalar bile, onu bozarlar. Sürekli olarak size iki kat ceza veriyorlar: azap içinde ölüm ve mallara el koyma gibi. Okullarınızda eğitim vermeyi yasaklıyorlar; dua saatlerinizde evinize giriyorlar; ve Hıristiyan bayram günlerinde çalışmanızı veya işlerinizi yürütmenizi yasaklıyorlar...

Ve şimdi, bütün bunları görerek, ey İsrailoğulları neden uyuyorsun? Kalk! Ve bu lanetli diyarı sonsuza dek terk et. [7]


Mektubun Alındığı Kaynak:

Franz Kobler, editor, Letters of Jews Through the Ages; Volume One: From Biblical Times to the Renaissance. A Self-Portrait of the Jewish People, 1952: New York: Hebrew Publishing Company, 1978, s. 283-285.

NOTLAR:

[1] Almanya’nın güney batısındaki eski yerleşim bölgesi Schwaben ya da Suevia olmalıdır. Aşağı Alman kentlerini bölgenin can damarı olan Ren nehriyle, Doğu Alman topraklarını Avusturya’nın en müreffeh bölgesi olan Styria ile Çek ülkesinde yaşayanları ise buraların en gelişimi bölgesi olan Moravya ile isimlendirmiştir.

[2] Mektubun tarihi konusunda kesinlik yoktur. Türkiye’de yaşayan Aşkenazlar mektubun 1454 tarihinde yazıldığını söylese de bazı bilim insanları tarihi on altıncı yüzyıla kadar çekebilmektedir. 

[3 ]İsa’nın mezarının bulunduğu Kudüs’teki Kutsal Kabir Kilisesi günümüzde Katolikler, Ortodokslar, Ermeniler, Süryaniler, Kıptiler ve Etiyopyalılar arasında paylaşılmıştır. 

[4] Tam olarak kastı anlaşılmamamıştır. Ortaçağ’da Avrupa’daki Yahudi karşıtlığı oldukça yaygındır. Katolik kilisesi ise Avrupa’daki bu tutuma çoğunlukla mesafeli kalmıştır.  V. Martinus ve IV. Eugenius gibi papalar her ne kadar Yahudileri korumakla ünlenmiş olsa da kimi fermanlarının Yahudilerinin temel talebi olan ticaret serbestisi ya da Yahudiye’ye dönmeyi engellediği de ileri sürülmüştür. 

[5] Ne yazık ki çağrı mektubunun kendisine ulaşamadım, yararlandığım kaynak doğrudan “Türkiye” ifadesini kullanmış. Bu kadar erken bir dönemde bu ifadenin kullanılmış olması dikkat çekicidir. Yeni bilgiler edindiğim taktirde bu notu güncelleceğim. 

[6] Buradaki ifade Kutsal Kitap’ta birçok yerde tekrarlan bir özdeyişe atıf olmalıdır. 1.Krallar IV: 25’te “Yahudilerin Süleyman zamanında kendi asması ve incir ağacı altında yaşadığı” ; İşaya XXXVI: 16 “kendi ülkenizde kendi asmanız ve inci ağacınız altında yiyecek, kendi sarnıcından içecek”; Mika IV: 4’te “herkes kendi asması ve incir ağacı altında oturacak”; Zekeriya III: 10’da ise “komşunuzu kendi asmanız ve inciz ağacını altında oturmaya cağıracaksınız” demektedir. 

[7] Mezmurlar 44:23’te Yahudiler tarafından Tanrı’ya yapılan “Kalk, sonsuza dek terk etme bizi!” çağrısı burada, Yahudilere hitaben kullanılıyor. 


Kaynaklar:

Dünden Bugüne Aşkenazlar, 20.05.2019, Schneidertempel Sanat Merkezi. 

https://www.salom.com.tr/arsiv/haber/85247/askenaz-yahudileri-

https://www.turkyahudileri.com/content-page.php?lang=tr&page=askenaz-ve-sefarad-yahudileri-kimlerdir

https://www.salom.com.tr/haber/135737/nevsehir-askenaz-yahudileri


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder