İnsanlığın Hafızasındaki En Romantik Beş Olay


Aşkın tarihimiz üzerindeki itici motivasyonu yadsınamaz boyuttadır. Bu delice duygu insanlığın tarihinde kimi kez savaş sebebi olmuş kimi kez ise barışların temelini oluşturmuştur. Bazı aşklar tarihi şahsiyetlerin toplum nazarında kıymet kaybetmesine neden olmuş kimi aşklar sıradan insanları tarihin parlak sayfalarına taşımıştır. Aşk için insanlığın ortaya koyduğu edebi eserler bir yana insanların aşkları için yaptıkları dillere destandır. İşte insanlığın ortak hazinesindeki aşk için girişilen inanılmaz mücadeleler...

Bu araştırmaya başlarken cinsiyet penceresinden konuyu ele almak gibi bir amacım olmamasına rağmen listeyi tamamlarken fark ettim ki genel olarak aşk uğruna büyük jestlere imza atanlar erkekler. Bu noktada belirtmek isterim ki insanların diğer hayvanların aksine erkeğin seçici bir cinsel yapı geliştirdiği ve tarihin başlangıcındaki ana-erkil toplum dışında kadının genel olarak cinsel ve toplumsal boyutta hep edilgen konumda yer aldığı yazılmıştır. Son tahlilde doğru olan bu değerlendirmede eksik kalan taraf ise kadının seçiciliğinin insan neslinde olmadığı yanılgısıdır. Her ne kadar ataerkil ve erkek egemen toplum erkeğin tatminini yüceltmiş olsa da bu tatmin için gerekli olan (edilgen de olsa) kadının seçici olarak var olduğu durumlar da görülmüştür. Hem de büyük bir oranda. Ancak ne yazık ki bu oran tahmin edilende çok olsa da erkeğin seçici olduğu vak'aları yakalamaktan çok uzak olduğundan bir genelleme yapılarak söz insana geldiğinde hayvanların aksine erkeğin zorlayıcı bir despotizmle seçiciliği ele geçirdiği söylenmektedir.

Hiç şüphesiz aşk için yapılan unutulmaz en büyük jestleri sıralamak istediğimizde Taj Mahal ile başlamaktan başka çare yoktur. Türk-Moğol mimarisinin en doruk noktası olarak gösterilen bu şaheser yerleşik tarih bilgisine göre yaklaşık otuz yıllık bir yapım sürecinin ardından 1653 yılında tamamlanmıştır. On dördüncü çocuklarının doğumunun ardından vefat eden Mümtaz Mahal'ın mezarı ve vakfiyesi olması amacıyla Şah Cihan tarafından yaptırılmıştır. Dört minareli yapı Şah Cihan'ın sevgili eşinin ebedi ikametgahı olarak yapılmasına karşın bütün doğu ve dünya halkları nazarından aşkın en unutulmaz tasvirlerinden bir tanesi olarak tarihe geçmiştir. İnşaatı sırasında çalışan bütün işçilerin kolları bir kez daha benzer bir eser vermemeleri için kesildiği rivayet edilen bu muhteşem eserin orijini konusunda da muhtelif hikayeler olmasına karşın bugün yılda iki milyondan aşkın kişinin ziyaret ettiği yapının aşk uğruna inşa edildiği miti yaygınlık kazanmıştır. 

Bir çok araştırmacının daha sonra iddia ettiği gibi eserin aslından Şah Cihan tarafından eşine mezar olarak yeniden dekore edilen eski bir shih tapınağı olması da muhtemeldir. Hindistan'daki bir çok Türk-Moğol hakanı kendi mezarlarını Hindu tapınaklarına koydurma gibi bir geleneğe sahiptiler. Her nasıl olduysa olsun, ister eski bir tapınağın dekorasyonu isterse sıfırdan inşa edilmiş bir başyapıt, Taj Mahal tarihte bir erkeğin karısı için yaptırdığı en büyük aşk hediyesi olarak anılmaya devam edecektir.

İngiliz Kraliyetinin bir mensubu olarak 1936 yılında koltuk sırası kendisine geldiğinde 42 yaşında idi. 22 Ocak 1936'da Kral V. George'un vefat etmesiyle tahta geçen VIII. Edward uçağa binen ilk kraliyet mensubu olmak gibi bir özelliğe de sahipti. Ancak kraliyeti ile birlikte aşk yaşadığı Wallis Simpson ile gelecek planları hakkında dedikodular yayılmaya başlamıştı. Daha önce iki kere evlenen ve her iki eski eşi de hayatta olan Wallis Simpson ile evliliğine hem İngiliz Kamuoyu hem Dominyon temsilcileri hem de Anglikan Klisesi karşı çıkmıştı. 

İngiltere'nin yazılı olmayan anayasal geleneklerine göre Kraliyet mensuplarının bakire ve Anglikan kilisesine bağlı kimselerle evlenmesi gerekiyordu. Böylece yasal olmayan bir evliliğe imza atacak bir kişinin imparatorluğa ve kiliseye hakim olması düşünülemezdi. Buna rağmen 16 Kasım 1936'da genç kral başbakan Stanley Baldwin'e Wallis Simpson ile evlenmeyi düşündüğünü açıklar. İşin ilginç yanı Bayan Simpson kralın evlilik teklifinde bulunduğu günlerde henüz ikinci eşinden boşanmış değildir. Kral Anglikan kilisesinin karşı çıkması üzerine Tezat Evlilik çözümünü getirir. Buna göre Edward kral olacak ama Simpson kraliçe olmayacaktır. Ancak bu çözüm de İngiliz hükümetini ve Koloni temsilcilerini memnun etmez. Sonuçta krala iki seçenek kalmıştır. Ya kraliyeti seçecek ya da Simpson ile evlenecektir. 10 Aralık 1936'da Edward tahtan vazgeçme kararı alır.

İngiliz tarihinin gördüğü en kısa süreli iktidarını tahtan vazgeçme kararıyla noktalayan Edward ertesi gün yaptığı açıklamada "Sevdiğim kadının desteği ve yardımı olmadan kraliyetin getireceği sorumlulukları üstlenmesinin imkansız olduğunu" söylemiştir. Hiç şüphesiz bu söz tarihteki en romantik sözlerden birisi olarak yerini alacaktır. 3 Haziran 1937'de evlenecek olan çift uzun süreler boyunca İngiltere'ye dönememiş, Fransa'da dünya jet sosyetesinin bir üyesi olarak yaşamlarını sürdürmüştür. Edward ancak ölümünden sonra İngiltere'ye dönebilmiştir. Bayan Simpson ise eşinden yaklaşık bir on sene sonra, eşinin dük olduğu Windsor kasabasında hayata gözlerini yummuştur.

Kendi zamanlarının en popüler iki ismin (bugün de devam eden bir kompiziyon olarak spor ve sanat camiasından olmaları ne kadar şaşırtıcıdır!) bir araya gelmesi doğal bulunabilir. Ancak fiziken ikiliyi ayıran ölüm meleği DiMaggio'nun  Marilyn'e olan aşkını bitirememiş üstüne unutulmaz bir geleneğin başlamasına neden olmuştur. Bugün dahi kırılmayan bir çok rekora imza atacak kadar iyi bir baseball oyuncu iken yaşarken bir pop-ikonuna dönüşen Marilyn Monroe ile tanışmış ve tutkulu bir aşka imza atmıştır. Bir çok kereler insanlığın şahit olduğu üzere aşka karışan tutkunun kimi zaman şiddeye meyil etmesiyle karışan hissiyatların bir sonucu olarak bu tartışmalı evlilik sadece 274 gün sürebilmiştir.

Ancak aralarındaki ebedi aşk bir imza ile noktalanacak gibi değildir. Marilyn'in çalkantılı hayatında DiMaggio neredeyse sığınılacak bir liman gibidir. Marilyn'in tartışmalı ve ani ölümünden sadece beş günce tekrar evlilik kararı alan çift medyanın toplumun ve içinde bulunduğu sanat camiasını ortasında kendilerin ait kurtarılmış bir bölge kurmaya çalışırlar. Ancak her şey 5 Ağustos günü Marilyn'in ölümü ile noktalanır. DiMaggio için neredeyse "yaşayan bir ölü" tanımı yapılır. Marilyn'den sonra hayatında kimseyi istemeyen DiMaggio sevgilisine hafta üç kez gül göndermeyi eksik etmedi. Bu geleneği 1999'da ölene kadar devam ettiren ünlü baseball oyuncusu medyaya Marilyn ile ilgili hiç konuşmadı, halka açık hiç bir toplantıda aşkından ve ilişkilerinden hiç bahsetmedi. Aşkını kendince ve sessizce yirmi yılı aşkın bir sürece devam ettirdi.

Aşkın çeşitli tezahürleri olduğu şüphesizdir, fiziksel, ruhani yada siyasi aşkın yanında edebi ve ebedi aşk da ancak 20. yy'ın en büyük büyük edebiyatçısı, filozofu, siyaset bilimcisi ve düşünürü olan Jean Paul Sartre ve Simone de Beauvoir'a yakışırdı. Varoluşçu Fransız edebiyatının ve bilimsel sosyalizm en büyük öncülerinden ve geçtiğimiz çağda insanlık hafızasını nakış gibi işleyen büyük düşünür Sartre ile kadının ideolojik, sosyolojik ve edebi olarak yeniden yaratanlarından olan Simone de Beauvoir'in aşkı 1929 yılında başlamıştır. Görür görmez aşk olarak ifade edilmese de ikilinin birlikteliği edebi, düşünsel ve siyasal olarak başlamış, zamanla tinsel boyuta taşınmıştır. Açık evlilik olarak adlandırılan bir bağla birbirlerine bağlanan iki düşünür, zaman zaman başka insanlarla tanışıp ilişki kursa da birbirlerinden hiç ayrılmamışlardır.

İkili sosyal ve politik birçok konuda ortak hareket etmiş ve kamuoyunda büyük ses getirmişlerdir. Birçok konuda kendi aralarında yüksek ölçekli düşünsel tartışmalara imza atan ikili gerek toplum önünde beraber fotoğraf vermeleri ama evlilik kurumunu hiçe sayarcasına başka insanlarla ilişki içinde olmaları hep tartışılmıştır. Birçok tanığın da şahitliğinde ilişkileri çoğu zaman "üçlü" konuma yükseliyor, ancak ikilinin yanındaki kimse değişse de ikili olarak Sartre-Beauvoir ilişkisi kesintiye uğramıyordu. Sartre Beauvoir'dan altı sene önce bu dünyadan ayrılmıştır. İkilinin birbirleriyle tanışmaları ardından ilk ayrılıkları böylece gerçekleşmiştir. Sartre'ın ölümüyle ilk kez ayrılan ikili altı sene sonra Beauvoir'ın ölümüyle tekrar bir araya gelmiştir. Hem de gerçek anlamıyla. Çünkü Beauvoir'ın mezarı vasiyeti üzerine Sartre'ın üzerine yapılmıştır. Şimdi dünyada herkesin gıpta ettiği bir ilişki yaşayan Beauvoir ve Sartre bu dünyadaki son ikametgahlarında da birbirlerinden ayrılmamıştır. 

Sansasyonel yaşamı ve muhteşem oyunculuğu ile Dünya sinemasının gelmiş geçmiş en parlak isimlerinden bir tanesi olan Elizabeth Taylor bir çok kereler Oscar'a aday olmuş, BAFTA, Golden Globe ve Tony ödüllü usta oyuncu Ricrhard Burton ile iki kez evlenip iki kez boşanmıştır. İkili sinema tarihinin unutulmaz filmlerinden bir tanesi olan Cleopatra filminin setinde tanışmışlar ve tutkulu bir aşka başlamışlardır.İkili arasındaki en büyük kıskançlık ise Burton'un dile olan tutkusudur.Öyle ki Burton Shakespeare'in bütün dizelerini ezbere bilir, birisinin yarım bırakacağı bir dizeyi hemen tamamlayabilirdi. Aşklarının meyvesi olarak iki çocuk meydana getiren ikilinin tutkulu aşkları ölümlerine kadar devam etmiştir. 


Yapıldığı sırada dünyanın en pahalı mücevheri olarak bilinen "Taylor-Burton Elması" 69.42 karatlık ölçülere sahiptir. Yapılan açık artırmada Aristotle Onasis'e satılan yüzüğe Burton açık artırma sonrası ikinci bir teklifte bulunarak 1.150 milyon dolara satın almıştır. Yüzük olarak alınmasına rağmen ağırlığı nedeniyle daha sonra gerdanlığa çevrilen mücevher sadece Taylor'ın boyun ölçülerine uygun olarak yapılmıştır. Yüzükten gerdanlığa dönüşüm işlemi dahi 40.000 £'e mal olmuştur. 1979'da ise yeni sahibine tam 3 Milyon dolara satılan "Taylor-Burton Elması" tarihte bir sevgilinin diğerine aldığı en pahalı hediye olarak anılacaktır.

Aşk kadar aşkın tezahürleri ve o tezahürlerin yaşanış biçimleri de insanlığın ilgisini çekmiştir. İnsanlık var oldukça, insanlığın var oluşundaki amaç sorunsalına getirilen bu en ilahi yanıtın doğruluk payı şiirleştirilmeye ve büyük insanların elinde şekillendirilmeye devam edecektir. Aşk üzerine söylenecek söz, yazılacak kitap ve sevgilinin kulağına fısıldanacak şiirin sonu gelmez. Ancak tarihteki bu en büyük bu beş jestin önüne geçmek için de insanlığın yaratıcılığını daha da zorlaması gerekecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder