İlk Öğretmen Aristoteles ve Düşün Dünyamıza Etkileri

Yunan dünyasının ünlü felsefecisi ve çok yönlü düşünürü Aristoteles yaşadığı dönemde üne kavuşmuştur. Antik çağlarda ünü kulaktan kulağa yayılmış, sadece yöresinde değil, okuyan yazan her kesimden insanın tanıdığı, en azından adını duyduğu, felsefi sorularından ya da onlara getirdiği açıklamalardan haberdar olduğu bu kişinin adı günümüze kadar ulaşmıştır. Henüz bilimlerin birbirinden ayrılmadığı bir çağda, neredeyse bilimin her alanıyla ilgili soruları gündemine almış, yanıtlar aramış ve araştırmalar yapmıştır. Batı kültürünü oluşturan kadim öğretilerin yaratıcılarından biri olmasının yanında, geliştirdiği düşünme biçimi ve yöntemleriyle de adını altın harflerle tarihe kazımıştır. Platon’un öğrencisi, Büyük İskender’in öğretmeni ve Skolastik düşüncenin babasıdır. Yaşamına dair bildiklerimiz oldukça kısıtlı olsa da Müslümanlar için “ilk öğretmen”dir. Ortaçağ teologlarının en ünlüsü Thomas Aquinas için, onu sadece “feylesof” olarak anmak yeterlidir. Düşünce tarihindeki yeri tek ve doldurulamazdır. Peltek, leylek bacaklı, küçük gözlü, düzgün giyimli ve yüzükleriyle dikkat çeken bu adamın yaşamına baktığımızda etkisinin, görüntüsünden büyük olduğunu görürüz.

Selanik yakınlarındaki Stageira kasabasında doğan Aristoteles’in babası Nikomakhos, Makedon Kralı III. Amyntas’ın hekimi olarak çalışmaktadır. Erken yaşta ebeveynlerini kaybeden babasının çalıştığı Makedon hanedanının yanında büyütülmüş, ilk bilimsel merakını Makedon krallarını yetiştiren âlimler ile beslemiştir. Yetişkin olduğunda ise Atina’ya, ünü Makedonya’ya kadar gelen Platon’un akademisine katılmak için yola çıkmıştır. Akademiye girdiğinde Atina’da yirmi yıl kalacağını tahmin ediyor muydu bilmiyoruz. Ancak Platon’un akademisini, en iyi öğrencisi olan Aristoteles yerine yeğeni Ksenokrates’e bırakacağını öğrenince okulu da kenti de terk etmiştir. Diogenes Laertios’un da dediği gibi, Aristoteles “yeni doğan bir tayın anasını tekmelemesi gibi” Platon’u terk etmiş ve kendi yolunu aramıştır. Önce Küçük Asya’da bir süre dolanmış, sonra da aşkı bulup evlendiği Midilli’de iken Makedon Kralı II. Filip tarafından saraya davet edilmiştir. Kral, ünlü düşünürden oğlu İskender’in öğretmeni olmasını istemiştir. Saray’daki öğretmenliği boyunca, sadece ileride “Büyük” sıfatıyla nitelenecek İskender değil, aynı zamanda Ptolemaios ve Cassander gibi hükümdarlar da onun tedrisatından geçmiştir. 

Aristoteles’in en verimli çağı, öğretmenliği bırakıp Atina’ya dönmesiyle başlar. Bu kez Atina’da eski okuluna dönmez, yeni bir okul açar, adı da Lyceum’dur ve en az Platon’un Akademisi kadar etkili olur. Öyle ki, dilimizdeki lisenin etimolojik kökeni de bu okuldur. Aristoteles, okulun yanı sıra yazma işine de en çok bu dönemde ağırlık vermiştir. Yüzyıllar içinde yazmaları binlerce kez çoğaltılmış, şerh edilmiş ve milyonlarca insana ulaşmıştır. Mantık, Metafizik, Müzik, Matematik, Fizik, Biyoloji, Botanik, Etik, Siyaset, Tarım, Tıp ve Tiyatro gibi onlarca konu başlığında binlerce sayfa yazı kaleme almıştır. Bu yazdıklarının büyük bir bölümü ise öğrencileri için oluşturulan metinlerdir, yine de, günümüzde dahi felsefecilerin ve düşün insanlarının ilgisini çekmektedir. Ancak uzun yıllar Aristoteles’in yakın ilişkide bulunduğu Makedon hanedanlığında işler değişince, Atina’daki işler de karışmıştır. İskender’in ölümünden sonra, Atina’daki Aristoteles’in öğrencilerine dinsizliği aşıladığı söylentileri ayyuka çıkmıştır. Aristoteles, Atinalıların bir kez daha felsefeyi mahkûm etmesini istemediğinden, kendisi hakkındaki söylentiler nedeniyle kenti bir kez daha terk eder ve ölene kadar yaşayacağı Khalkis’e çekilir. Aynı yıl çok geçmeden burada ölümle yüzleşir, karısının yanına gömülmek üzere vasiyetini bırakıp bu dünyayı terk eder.

“Evrenin durumu, özgür insanların kesinlikle en ufak bir şekilde 

keyiflerine göre hareket etmedikleri, tersine onların bütün 

eylemlerinin veya hiç olmazsa onların en büyük bölümünün 

düzenli olduğu bir evin durumuna benzer.”

(Aristoteles, Metafizik, XII:25)

Aristoteles gelmiş geçmiş en verimli düşünürlerden birisidir, görüşlerini bir çırpıda açıklamak, düşüncelerini bir başlıkta özetlemek neredeyse imkânsızdır. Tüm bunlara rağmen Diogenes Laertios’a göre sekiz Aristoteles’ten bahsedilebilir; birincisi filozof, ikincisi devlet adamı, üçüncüsü İlyada yorumcusu, dördüncüsü karşıt yazılar kaleme alan bir hatip, beşincisi Mythos takma adını kullanan bir öğrenci, altıncısı şiirler yorumlayan bir Kyreneli, yedincisi beden eğitimi öğretmeni, sekizincisi ve sonuncusu ise teknik eserler veren adı duyulmamış bir gramerci olandır. Dediğimiz gibi Aristoteles, İslam dünyasında en iyi bilinen ve hakkında en çok konuşulan ve yazılan filozofların başında gelmektedir. Etkisi öyle büyüktür ki, en büyük İslam düşünür ve filozofu İbni Rüşd’ün en büyük başarısı Aristoteles yorumudur. Hakeza, İslam dünyasında felsefenin en büyük düşmanı olan Gazzali’nin de aklına filozof denilince Aristoteles’ten başkası gelmez. Bu büyük öneme rağmen Aristoteles’in eserleri Ortaçağ’ın ortalarına kadar unutulmuş gibidir; dokuzuncu yüzyılda Süryanice ve Yunanca’dan Arapça’ya, iki yüzyıl içinde de Arapça’dan Latin dillerine aktarılmış ve Batılılar tarafından bir kez daha, hiç duyulmamışçasına yeniden keşfedilmiştir. 

Aristoteles’in düşünce dünyasını anlamak, Platon ile ilişkisini anlamak ile başlar. Ancak bu, belki de, düşünce tarihinin en karmaşık ve anlaşılması en zor ilişkilerinden birisidir. Aristoteles, Platon’un okulundan ayrılmış olsa da izini takip etmeyi sürdürür, onun söylemlerinden yola çıkar ve düşüncelerini geliştirir, eleştirir ve yenileriyle değiştirir. Aristoteles’e göre, doğada hiçbir şey gelişigüzel bulunmaz, her şeyin bir amacı bulunur ve doğadaki tüm süreçler bir amaca hizmet ederler. Doğa Tanrısal bir biçim ile düzenlenmiş olduğundan, her şey bir amaca yönelmiş bulunmaktadır. Aristoteles için nedensellik her şeyden önce gelmektedir. Aristoteles determinizme karşıdır. Eserlerinde gösterdiği gibi sanat ve doğa, her ikisinin de düzen ve yetkinliğe doğru bir ilerleme olmaları anlamında birbirlerine de benzemektedir. Aristoteles’e göre sanatın amacı doğayı ve doğal süreçleri taklit etmektir. O, sanatın doğanın işleyişini ve eserlerini daha ileriye taşıyacağına inanmıştır. Aristoteles doğada, düşünde ve sanatta ilerleme ve gelişmenin ancak bir amaca yönelmeyle mümkün olabileceğine inanmaktadır. Platon gibi Sokratik kökenleri, Aristoteles’in de aynı tavrı sergilemesine yol açmaktadır. Erdem, etik ve yetkinlik arayışları bu isimlerin görüşlerini birleştirmektedir. Ancak Aristoteles bu noktadan sonra hocalarından ayrılır, bambaşka bir yöne doğru yolunu çevirir.

Aristoteles’in gerçekçiliği, onun idealara ya da mükemmel formlara eşitleme istencine kesinlikle karşı çıkmaktadır. Gerçekten var olan her ne ise önümüzdeki dünyadır. Aristoteles’e göre, ideaların değişimi ve ilerlemeyi açıklaması mümkün değildir. Aristoteles yaşamı boyunca Platon’un İdealarının temel gerçeklikler olmadığı yönündeki kanaatini hiç değiştirmedi. Karşı çıktığı hocası Platon mükemmeliyetçi, öte dünyacı ve idealist bir yerde duruyorken, Aristoteles daha gerçekçi ve dolayısıyla pratik ve ampirik yaklaşımı benimseyen bir kişiydi. Platon ideal cisimlerin bilimi olan Matematik ile uğraşırken, Aristoteles bu dünyanın varlıklarını incelemek için daha gerçekçi bir yol seçmiş ve Biyoloji üzerinde durmuştur. Buradan yola çıkan Aristoteles, ideal devletin nasıl olması gerektiği problemiyle hiçbir zaman uğraşmadan, var olan yüz fiili devleti dikkatle analiz eder ve mevcut koşullar altında hangi devletin daha iyi olacağını anlamaya çalışır. Aristoteles ampirik, tedbiri elden bırakmayan bir şüpheci ve yazdıklarında eleştirel yanı göz ardı etmeyen, bir konuda karar vermeden önce tüm olguları ve görüşleri hesaba katan özenli bir filozoftur. 


İskender ve Aristoteles, Kaynak: J. L. G. Ferris 1895

Aristoteles biyolojiden gelmektedir, dış dünyayı gözlemlemekle işe başlamıştır. Her şeyi sınıflandırır; iyiden kötüye, yukarıdan aşağıya doğru düşüncelerini sıralamaktadır. Böyle olunca, idealardan olmasa da, üstte olanlar ile altta olanlar arasında bir fark görmektedir. Onun için uygarlık, insanlar politik olduğunda başlar. İyi bir insan, bir kente yurttaş olduğunda mümkündür. Aristoteles’in etik kuramı ise, işte özgür yurttaşlar topluluğu için yazılmıştır. O, imtiyazlı bir sınıfın erdemini ve onların ayrıcalıklı mutluluğuna giden bir kuramı geliştirmek ile ilgilenmiştir. Aristoteles böylece, bir erdemin ve erdemli görülen bir eylemin ya da etkinlik tarzını tanımlayan şeyin akıl olduğunu söylemektedir. Ona göre erdemli bir insan, eylemleri üzerinde enine boyuna düşünerek vakit kaybetmemelidir. Cesur bir insan kendiliğinden cesur davranır; cömert bir kişi de nasıl cömertlik edeceği üzerinde kafa yormadan zaten cömerttir. Bir kişinin durup da bu tür eylemler üzerinde düşünmesi, nasıl cesur ya da cömert olunur diye sorması ya da böyle olup olmamak gerektiğini sorması, onun cesur ya da cömert veya en azından yeterince erdemli olmadığı anlamına gelir. Aristoteles düşünmenin değil eylemin öğretmenidir, düşünmeyi değil harekete geçmeyi salık vermektedir. 

Aristoteles, daha sonra farklı siyasî yönetim biçimlerini ele almıştır. Bu yönetim biçimleri temelde üçe ayrılır: Bir devlet tek bir kişi, birkaç kişi ya da çoğunluk tarafından yönetilebilir. Bu yönetim biçimlerinin her birisinin bir iyi, bir de kötü biçimleri vardır. Bir kişi tek başına bir devleti yönetirken iyi bir yönetim tarzı geliştirirse Monarşi, kötü bir yönetim tarzı geliştirirse Tiranlık kurar. Yönetenlerin birkaç kişiden oluştuğu yönetim biçiminde işler yolunda ise Aristokrasi vardır, ama işler bozulmuşsa bunun adı Oligarşi olur. Çoğunluk idaresi genelin yararına ise Politeia’dır, çoğunluğun yararına ise Demokrasi’dir. Sosyal bilimlerde siyasî yönetim biçimlerini sınıflandırma geleneği Aristoteles’ten gelmektedir. Onun ardından gelen neredeyse tüm düşünürler, siyasî yönetim biçimlerini iyi ya da kötü olarak anlamlı kılacak bir sınıflandırmaya gayret göstermişlerdir. Hem Aristoteles hem de Platon için, bütün insanların eşit olması düşüncesi, kabul edilemez bir durumdur. Onun gözünde, güç dengesini elinde tutanın orta sınıf olduğu bir devlettir. İncelediği devletlerin büyük bir kısmı içinde en iyi politik yapının cumhuriyet olduğunu gören Aristoteles’e göre, onu gerçek anlamda uygulayabilen çok az devlet vardır. Aristoteles bunun nedenini ise genellikle yönetim biçimlerinde bozulma eğiliminin olmasına bağlamaktadır. O ise çoğunluğun egemenliği ile azınlığın hükümranlığı arasında bir dengeyi arzulamaktadır; zenginler ile yoksulların arasında bir tür adaletli dengenin hayata geçirildiği bir politik yapı, Cumhuriyet ile kurulabilecektir. 


Doç. Dr. Selahattin ÖZKAN

Güncel Tarih’e destek olmak için lütfen tıklayınız



Kapak Görsel Kaynağı: Jusepe de Ribera, 1637.

Kaynaklar:

Aristoteles, Metafizik, Çev: Ahmet Arslan, İstanbul: Sosyal Yayınları, 1996.

Egon Friedell, Antik Yunan’ın Kültür Tarihi, Ankara: Dosta Kitabevi, 1999.

Nigel Rodgers, Antik Yunan, Çev: Ü. E. Uysal, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2015.

Oğuz Tekin, Eski Yunan ve Roma Tarihine Giriş, İstanbul: İletişim Yayınları, 2008.

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder