Antik Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antik Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Hititler ve Kadeş Antlaşması


Günümüzden binlerce yıl önce Anadolu'ya yerleşerek Hattuşaş merkez alınarak devasa bir imparatorluk kuran Hititler dil özelliklerine bakılarak Hint-Avrupa kökenli bir uygarlık olarak ele alınmaktadır. Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması Hititler ile Mısırlılar arasında imzalamıştır. Kadeş’te karşı karşıya gelen iki büyük uygarlık tarihimizin en önemli metnini yaratmışlardı. Bu metin hala siyaset bilimi çalışmalarının ve Yakındoğu tarihinin temel taşlarından birisidir. Hititlerin başkenti Hattuşa günümüzde Çorum ilimizdeki Boğazkale’de bulunmaktadır. Bugün bu kalıntılar UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır. Bu kadim imparatorluk çivi yazısını kullanmaktadır. Kendilerine özgü bir hiyeroglif yazı sistemin geliştirmişlerdir. Kadeş’te imzalanan anlaşma hem Hitit hem de Mısır dilinde kaleme alınmıştır. Bu siyasi metin tarihi bir belge olmanın yanısıra siyaset bilimi ve diplomasinin de başlangıcını belirlemektedir. Hititler  devlet yönetiminde kralın yetkilerini sınırlayan ve tarihte ilk kez soyluların haklarını güvence altına alan verilen bir meclis de kurmuşlardır. Bu çalışma içinde bir yandan Hititleri ve kadim başkentleri olan Hattuşa’yı değil aynı zamanda Kadeş anlaşmasını da tartışmaya çalışacağım. 

Efsanevi Kent El Dorado'nun Öyküsü

 


Yeni dünyayı keşfeden Kolomb’un Hind diyarlarına yeni yollar aramaktan çok kayıp şehirlerin rüyasını gördüğünü düşünebilirsiniz. Ancak bu yolculuk çok daha derin bir etki bırakmıştı. Katolik İspanya’nın bilinenin ötesindeki topraklarından getirdiği zehirli bitkiler, yarı çıplak yerliler ve tükenecek gibi görünmeyen değerli taşlar Avrupalıların gözlerini kamaştırıyordu. Kolomb yeni dünyada korkunç ama bir o kadar da zengin kentlerle tanışmıştı. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz kaybolmuş bir kentti. Meksika'nın yüksek yaylalarının tam ortasındaki kadim Aztek ülkesinin keşfi ve onlardan artı kalanların ele geçirilmesi tarihsel açıdan Kolomb’tan ziyade "konkistador" olarak anılabilecek en büyük İspanyol kumandanlardan olan Hernando Kortez adıyla birlikte anılmaktadır. 

Tarihi Bağlamında Bir Demokrasi Denemesi

Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi diyor sözlükler Demokrasi için, tarihi ise en az kendisi kadar muğlak bu kavramın. Antik Yunan'dan başlayıp Fransız Devrimi'ne, Sovyetlerden tutup Amerikalara kadar türlü öyküsü elbette yazılmıştır. Günümüzde artan baskılara rağmen dünyanın hala her köşesinde insanların dilinden düşürmediği ortak bir kavram var ise muhakkak Demokrasi olmalıdır. Üzerinde çokça uzlaşıya da varılamadığı aşikardır. Az biraz tarihine bakmak ve yeniden tartışmaya açılan bu kavramı anlamak adına kadim zamanlardan başlayarak, yurt bellediğimiz yaşadığımız topraklar üzerinde başlayan en eski öyküsüne odaklanmak gerekiyor belki de. 

Büyük İskender: Dünya'nın Fatihi


Bilinen tüm dünyayı kendi egemenliği altında toplayan kaç kişiyi sayabilirsiniz. Doğduğu ülkenin sınırlarını bildiği dünyanın sınırlarına kadar taşıyan, zamanın en büyük düşünürlerinden eğitim alan ve adının önüne büyük sıfatının konulmasını en çok hak eden egemenlerden olan İskender bir kralın oğluydu, bir kral olarak yaşadı ve bir kral olarak bilinen bütün dünyayı kendi egemenliği altında birleştirdi. Yakışıklılığıyla, güçlülüğüyle ve cesaretiyle tasvir edildi. Hırslıydı, hınçlıydı ve gözünü kırpmadan tehlikelere atlardı. Felsefeden, politikadan ve sanattan anladığı tanıkların ifadesiyle kaydedildi. Yunanların üstün sanat formlarını sevdi, destekledi ve katkıda bulundu. İnatçılığı, acımasızlığı ve öfkeli yapısıyla engel tanımayan bir yapısı vardı. Muzaffer bir komutan, incelikli bir idareci ve acımasız bir fatihti. Cinselliğe, içkiye ve eğlenmeye düşkündü. Kentleri yaktırdı, yoldaşlarını öldürdü ve askerlerini katliamlara sürükledi. Genç yaşında kral oldu, yaşlanmadan istediklerine ulaştı, eğlendi, yaktı yıktı ve geçti. Egemenliği boyunca imparatorluğu içinde bir tek Atina’ya dokunmadı, her Yunan gibi o da Atina’ya hayrandı, tüm dünyayı Atina gibi yapmak için çalışmıştı. Atina’nın en büyük düşmanı olan Persleri yenerek Atina’ya olan minnetini tamamlamıştı. 

Kadim Yakındoğu'nun Başkenti Babil ve Zorunlu Misafirleri


Bir kentten bir imparatorluğa dönen coğrafyasının sınırlarını çizemesek de adını da izini de tarihten silemiyoruz. Yeryüzüne tanrının oğlu olduğunu iddia eden bir Yahudi’nin gelmesinden tam yirmi dört asır öncesinde Akadların imparatoru Sargon başkentinin tam karşısına bir çukur kazdırmış ve adına da ganimetlerini ele geçirip getirdiği kadim kent Babil’in adını vermiştir. Tarihte Babil’den bahsedilen en eski kayıt bu intikam öyküsüdür. Demek ki Babil Sargon’dan da onun fethetme gayretinden de önce oluşturulmuş eski bir yerleşim birimidir.  Akad imparatoru Sargon’un hırsını artıracak kadar yükselen ve nihayetinde fethedilip ganimetleri bir çukura gömülen Babil tarih boyunca imrenilmeye, özenilmeye ve kıskanılmaya bu ilk hikâyeden sonra çok uzun süreler boyunca devam edecektir. Babil ilk günden son güne kadar birçokları tarafından yağmalandı, Babillilerin yağmaladıkları onca başka uygarlık da cabası. Babil kaydedilen en eski imparatorluk başkentlerinden birisiydi, ancak onun farkı diğer tüm imparatorluk başkentlerinin hep onu örnek alması ve taklit etmesidir. Babil herkesi imrendirecek bir kentti. Yaratılış Şiiri’ne göre Marduk eski güçlere yenilince dünyayı yaratmış ve üzerine de kendisi için Babil kentini kurmuştur. Babil tanrı tarafından kurulan mitolojik bir kenttir. 

Yaşayan Son Romalı Belisarius ve Roma'nın Sonu

Yapay Zeka'nın çizimiyle Belisarius.

İmparator I. Justinianus zamanında yaşayan Belisarius döneminin en büyük askeri dehalarından birisi olarak kabul edilmiştir. Görev başında olduğu süre boyunca büyük askeri seferlere katılmış, imparatorluk başkenti Konstantinopolis'e yapılan saldırıları engellemiş ve tarihi zaferler ile ülkesini yüceltmiştir. Ancak onu tarihte unutulmaz bir konuma koyan başarısı Romaları zaferlerle birleştirmekteki başarısı olmuştur. Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrılan imparatorluk siyasi, dini ve kültürel olarak birleştirilmek istendiğinde çokça engellerle karşılaşmıştı. Askeri olarak imparatorluğun iki parçasının birleşeceği hiç akıllara gelmemişti. Belisarius işte bunu başaracaktı. Doğu'nun üstünlüğünü Batı'ya kabul ettirecek askeri becerilere sahipti ve sahada başarıyı sağlamıştı. Çağdaşları arasında "Son Romalı" olarak anılması boşuna değildi. İmparatorluğun Afrika'daki ve İtalya'daki topraklarını kazandı. Geriye sadece Roma'ya girmek kalmıştı. Eski Roma'yı Yeni Roma'ya bağlamıştı. Ancak tüm becerilerine ve askeri dehasına rağmen tarihin akışını değiştiremedi, Roma artık Romalıların olamazdı. 

İlk Öğretmen Aristoteles ve Düşün Dünyamıza Etkileri

Yunan dünyasının ünlü felsefecisi ve çok yönlü düşünürü Aristoteles yaşadığı dönemde üne kavuşmuştur. Antik çağlarda ünü kulaktan kulağa yayılmış, sadece yöresinde değil, okuyan yazan her kesimden insanın tanıdığı, en azından adını duyduğu, felsefi sorularından ya da onlara getirdiği açıklamalardan haberdar olduğu bu kişinin adı günümüze kadar ulaşmıştır. Henüz bilimlerin birbirinden ayrılmadığı bir çağda, neredeyse bilimin her alanıyla ilgili soruları gündemine almış, yanıtlar aramış ve araştırmalar yapmıştır. Batı kültürünü oluşturan kadim öğretilerin yaratıcılarından biri olmasının yanında, geliştirdiği düşünme biçimi ve yöntemleriyle de adını altın harflerle tarihe kazımıştır. Platon’un öğrencisi, Büyük İskender’in öğretmeni ve Skolastik düşüncenin babasıdır. Yaşamına dair bildiklerimiz oldukça kısıtlı olsa da Müslümanlar için “ilk öğretmen”dir. Ortaçağ teologlarının en ünlüsü Thomas Aquinas için, onu sadece “feylesof” olarak anmak yeterlidir. Düşünce tarihindeki yeri tek ve doldurulamazdır. Peltek, leylek bacaklı, küçük gözlü, düzgün giyimli ve yüzükleriyle dikkat çeken bu adamın yaşamına baktığımızda etkisinin, görüntüsünden büyük olduğunu görürüz.

Tek Tanrılı İnancın Fikir Babası: "Akhenaton"


Çoğunlukla tektanrıcılığın tarihi Yahudilerle başlatılır. Yahudilerden önce tek bir tanrıya inanan ve tebaasına tek-tanrıyı baskılayan Akenaton ise gelenekte bir muarız, bir istisna olarak algılanır. İstisnalara şerh düşmesiyle ünlenen Freud ise, Musa ile Akenaton arasında bariz bağlantı kurmaktadır. Akenaton, öteden beri çoktanrıcılık ile anılan Mısır geleneğini tek başına yıkmaya çalışan, zamanından önce öten bir horoz gibidir. Zaten yaptıkları da kendisinden sonra, kendi halkı ve taraftarları tarafından unutulmuş, hatta tarihten silinmesi için özel bir gayret sarf edilmiştir. IV. Amenhotep olarak bilinen Akenaton, kadim Mısır’ın on sekizinci hanedanının onuncu kralıdır. Ölümünden sonra heykelleri yıkılmış, abideleri eritilmiş ve adı resmî krallar listesinden silinmiştir. Böyle olunca Akenaton’un tarihten silinmek istenen ilk idareci olmuştur. Yine de yirminci yüzyılda Mısırbilimcilerin keşfiyle tümüyle unutturulamadığı da anlaşılmıştır.  IV. Amenhotep tahta geçtikten sonra beşinci senesinde adını Akenaton olarak değiştirmiştir. Adından Amon’u çıkarmış ve Aten (Aton)’u yerleştirmiştir. Artık devletin dini Atenizm’dir ve kendisine verdiği isim Akenaton da Aten’in Hizmetkârı anlamına gelmektedir. Hizmetinde olduğu bu tek tanrı için, Mısır’ın tüm tanrılarını unutturmak istemiştir; tüm Mısır ve ardılı olan krallar -tabii bu krallar da tanrıydı- onu unutmak ve unutturmak içinse her şeyi denemiştirler.