Snorri Sturluson ve Vikinglerin Kadim Kutsal Kitabı “Nesir Edda”

İzlanda tarihinin ve tarihçiliğinin en önemli isimlerinden olan Snorri Sturluson politikacı, şair ve tarihçi olarak çok yönlü bir bilgedir. Yazdıkları ve yaşadıklarıyla Viking inançlarının günümüze kadar saklanmasında en büyük pay sahibidir. Soylu bir sınıfa mensup olan Snorri Sturluson adanın batısında bulunan Reykholt kasabasının kabile şefidir. Siyasi ve dini kimliğe sahip olmanın yanı sıra kendisini okumaya adamış bir din adamı ve düşünürdür. Hvammur’de 1179 yılında dünyaya geldiği düşünülen Snorri Sturluson hem baba hem de anne tarafından soylu bir ailenin çocuğu, güçlü bir şair ve geniş kitlelerce kabul edilen bir tarihçidir.[1] Küçüklüğünden beri Viking mitolojisinin söylence ve efsaneleriyle büyümüş, atalarından duyduklarını kaleme alarak nesiller sonrasına aktarmıştır. Soylu ve zengin bir aileden gelmiş olmanın ayrıcalığı ile Oddi’de İzlandalı rahip Sæmundur Sigfússon tarafından kurulan okulda eğitim almıştır. Hıristiyanlığı kabul eden bir keşiş olan Sæmundur Sigfússon Paris’te aldığı teolojik eğitimi İzlanda’ya taşımış ve kurduğu okul ile ada tarihini ve politikasını etkilemiştir.

John F. Kennedy'den Atatürk Mesajı

Sadece on iki gün sonra Dallas, Texas'ta hala bütün ayrıntıları anlaşılamamış bir cinayetle hayata veda edecek olan John Fitzgerald Kennedy, Atatürk'ün ölümünün yirmi beşinci yıl dönümü için 9 Kasım 1963 günü özel bir mesaj yayınlamıştır. Kendi sesiyle kaydedilen mesajı Ankara Radyosu'nda yayınlanmak üzere Türkiye'ye gönderilmiştir. Mesaj, Atatürk'ün ölümünün yirmi beşinci yılı olması nedeniyle daha bir özenle hazırlanmış program çerçevesinde Cemal Gürsel'in de katılacağı bir törende ilk defa dinlenmiştir. ABD Başkanının on iki gün sonra ölümü ile bu tarihi kayıt daha fazla önem kazanmıştır. Bütün dünya gibi Türkiye de bu yakışıklı liderden etkilenmiş, konuşmalarında sıklıkla bahsettiği ideallerin ne olduğunu anlamak için çaba sarf etmiştir. 

Vikinglerin Gözünden İstanbul ve Bizans

Asırlar önce bir İmparatorluk Başkenti olarak kurulan İstanbul, kurulduğu andan bu yana dünyanın dört bir tarafından ilgi odağı olmuştur. Boğazın boynuzundaki küçük Byzántion yerleşimini temel alarak dünyanın merkezi olacak bir imparatorluk başkenti inşa eden I. Konstantin, Hıristiyanlığı kabul eden ilk Roma imparatoru olması sebebiyle adıyla anılan bu kenti, yeni inancını Roma kenti mimarisinin kadim süsleriyle harmanlayarak Hıristiyanlığın en güzel abideleriyle donatmıştır. Bu güzel kenti ziyaret eden, çevreleyen, işgal etmek isteyen ya da ele geçiren her yeni topluluk ona yeni bir isim vermiştir. Bu haliyle belki de dünya tarihinde kendisine en çok isim verilen kentlerden birisi olmuştur. Konstantinopolis, Konstantiniyye, Roma Constantinopolitana, Rūmiyyat al-Kubra ve Çarigrad gibi birçok isim bu kente yakıştırılmış ve verilmiştir. Bu yazıda ise bu güzel kente çok uzak yerlerden, Avrupa’nın kuzey kıyılarından gelen Vikinglerin verdiği ismi ve bu kentteki izlenimlerini ele alacağız.

Lucrezia Borgia’nın On Beşinci Yüzyıldaki Düğünü ve Türk Konuğu


Evlilik törenleri konukları, şaşaları ve dedikodularıyla günümüzde de kamuoyunun her zaman ilgisini çekmiştir. İster sıradan bir mahalle düğünü olsun isterse kraliyet mensuplarının saraylarda gerçekleştirdiği ihtişamlı bir tören olsun evlilik törenleri kayda alınmak ve tarihe not düşünmek için önemli olaylar olarak görülmektedir. Burada yayınlayacağımız metin ise on beşinci yüzyılda gerçekleştirilmiş bir kraliyet düğününü ele almaktadır. Hırsları, entrikaları ve komploları ile Avrupa tarihini şekillendiren en ünlü ailelerden birisi olan Borgiaların evlilikleri dahi siyasetlerinin bir parçası haline gelmiştir. Lucrezia Borgia ile Giovanni Sforza d'Aragona arasında kurulan evlilik bağı gelinin babası Papa VI. Alexander’in gölgesinde Avrupa siyasetinin açık bir gösterisine dönüşmüştür. İşin ilginç yanı ise tanıdık bir konuğun unutulmuş bir anısını ve artık kim olduğunu bilmediğimiz önemli bir Türk konuğun öyküsünü bu ihtişamlı töreni kaydeden Johann Burchard’in kaleminden okuyoruz. 

Viking Mitolojisi Kapsamında Tarkan "Viking Kanı" Filmi İncelemesi

Vikingleri, tarihlerini ve inançlarını kendisine konu edinmiş birisi olarak yıllardır önüme çıkan bir soruyu yanıtlamak isterim. Çalışma alanımı öğrenen herkesin aklına ilk ve tek gelen şey Tarkan: Viking Kanı isimli filmdir. Bazen bu filmin yanı sıra bir de ülkemizde Vikingler adıyla gösterilen “Wickie und die starken Männer” isimli çizgi film de eklenir ama onu daha sonraya bırakarak Türkiye’de yapılmış ilk ve tek Viking filmi olan 1971 yapımı Ertem Eğilmez filmine ciddiyetle bakarak yıllardır peşimi bırakmayan bu sorunsalı noktalamak isterim. Burada filmin internette sahip olduğu üne ve kimilerince hafife alınan teknik yetersizliğine takılmadan ciddiyetle ele almaya çalışacağım.

Evde Olamamanın Uzun ve fakat Kısa Tarihi Üzerine


Bir zorunluluk olarak salgın hastalıklardan korunmak için evlerine dönen yüz milyonlarca insanın yaşadığı derin sarsıntı, kaçınılmaz tarihi gelişmelerin bir sonucu olabilir. Burada öncelikle insanlığın nasıl bu noktaya vardığını anlamaya çalışacak sonrasında ise evin bir yuva ve barınak olarak insanlık için yükselen ve farklılaşan anlamından bahsetmeye çalışacağım. Ev yeniden insan hayatının merkezine otururken, insanlığın evin dışına çıkmasının gelişimine bakmak bir şekilde kendi tarihimize bakmak anlamına da gelmektedir. Evin insanlık tarihindeki ontolojik kuruluşunun ardından yirmi birinci yüzyılda yeniden, ama bu kez zorunluluktan bir daha keşfedilmesi çağımızın belki de en önemli adımlarından birisi olacaktır.