Günümüzden binlerce yıl önce Anadolu'ya yerleşerek Hattuşaş merkez alınarak devasa bir imparatorluk kuran Hititler dil özelliklerine bakılarak Hint-Avrupa kökenli bir uygarlık olarak ele alınmaktadır. Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma olan Kadeş Antlaşması Hititler ile Mısırlılar arasında imzalamıştır. Kadeş’te karşı karşıya gelen iki büyük uygarlık tarihimizin en önemli metnini yaratmışlardı. Bu metin hala siyaset bilimi çalışmalarının ve Yakındoğu tarihinin temel taşlarından birisidir. Hititlerin başkenti Hattuşa günümüzde Çorum ilimizdeki Boğazkale’de bulunmaktadır. Bugün bu kalıntılar UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır. Bu kadim imparatorluk çivi yazısını kullanmaktadır. Kendilerine özgü bir hiyeroglif yazı sistemin geliştirmişlerdir. Kadeş’te imzalanan anlaşma hem Hitit hem de Mısır dilinde kaleme alınmıştır. Bu siyasi metin tarihi bir belge olmanın yanısıra siyaset bilimi ve diplomasinin de başlangıcını belirlemektedir. Hititler devlet yönetiminde kralın yetkilerini sınırlayan ve tarihte ilk kez soyluların haklarını güvence altına alan verilen bir meclis de kurmuşlardır. Bu çalışma içinde bir yandan Hititleri ve kadim başkentleri olan Hattuşa’yı değil aynı zamanda Kadeş anlaşmasını da tartışmaya çalışacağım.
"Kenti fırtınalı bir gecede aldım, ancak burada elime geçen sadece yaban otları oldu. Benden sonra kral olacaklardan her kim, Hattusas 'ı yeniden canlandırırsa, onu göklerin fırtına tanrısına havale ettim." Hitit dilinde en eski yazılara sahip Kuşşara kenti kralı Anitta
Eski dünyanın bilinen en eski başkentlerinden birisi de Hattuşa’dır. Hattusa'nın taşlık, kayalık, tepelik, bayırlık ve sarp sokaklarında dolanırken eğlence peşini bırakmaz. Kent sokaklarında Babil lirinden, Huni flütünden tutun da Hatti dümbelekleri, Sümer davullarına, Kanes Şarkıları, "fahişeler şarkısı” gibi ilahilere, komşu halkların coşkulu müzik şölenlerine, Mitanni at ve araba koşularına, muhtemelen Miken kökenli boğa sırtında salto yapma gösterileri ve Akad ok atma yarışlarına kadar her türlü müzik ve eğlence türleri doludur. Çok tanrılı, çok kültürlü ve çok renkli bir başkenttir burası. Hititler komşularından, düşmanlarından ve muhtemelen dostlarından tanrılar edinir, kültürlerini benimser ve dillerini öğrenirlerdi. Babil’den önce Hattuşa vardı. Anadolu’nun bereketli toprakları üzerinde yaşayan, komşularıyla mücadele eden ve kentlerini yücelten Hititliler vardı. Başkalarının tanrıları için yaptıkları tapınaklarda ve kentlerinin meydanlarını süsledikleri başka toplumların heykelleriyle Hattuşa’ya kutsal bir kent görünümü kazandırmışlardı. Hititler kadim tarihin en eski fatihlerinden birisiydi ve fethettiklerine karşı her zaman iyi davranmaya çalışmışlardır. Öyle ki yağmadıkları ganimetlerden dahi tanrıların hediyeleri olarak bahsetmişlerdir. Bu özellikleri onların çok kültürlü egemenliğinin ve bin tanrılı dinlerinin temel ve kurucu niteliğidir.
![]() |
| İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde Bulunan Kadeş Antlaşması Tableti |
Bu özelliklerinden dolayı Hititler kendilerinin bin tanrıları olduğunu metinlerde vurgulamaktadırlar. Hepimiz de Hattuşa’yı bin tanrıya adanmış bin farklı tapınağıyla hayal ederiz. Hattuşa ve sakinleri hep tanrılarıyla birlikte anılmıştır. Öyle ki bu dini reformlara da neden olmuştur. Tanrıların sayısı öyle artmıştır ki III. Hattuşili döneminde kraliçe Puduhep tanrılarının sayısını azaltmak için düzenlemelere gitmiştir. İnandığı tanrıların sayısını azaltmaya çalışan bir inanan bize her ne kadar garip gelse de Hattuşa’nın tanrılarıyla ilişkileri bu kadar samimiydi. Kentteki sayısız tapınaklardan en büyüğü Hatti kraliyet çifti Fırtına Tanrısı ile onun eşi Arinna'nın Güneş Tanrıçasına ait olduğu düşünülmektedir. Son yıllarda bu tapınağın Kuşaklı'daki büyük tapınak kadar eski olabileceği öne sürülmüştür. Hattuşa sadece inancın ve siyasetin merkezi değildi, günlük yaşamın da merkeziydi. Dinin günlük yaşamdaki en yaygın uygulaması olan büyü de Hattuşa gelişmiş ve büyümüştür. Hatta komşu halklar büyü öğrenmek ve büyü sanatında ustalaşması için Hattuşa’ya gelmektedir. Hattuşa’da büyülerle ilgili bu kadar zengin bir arşivin olması onların büyülere olan merakını bir nebze olsun açıklayabilmektedir. Çok kültürlü ve çok dinli bu kentte konuşulan dillerin sayısı kadar kütüphanesinde bu dillerde kitaplar bulunması kaçınılmazdır. Hattuşa bu ilk çok kültürlü kütüphanesiyle modern üniversitelerimizi andırmaktadır.
Hattusa’nın törenleri, bayramları ve kutlamaları en az tanrıları kadar çoktur. Sahip olduğu binlerce tanrının binlerce ritüeli bu kentte tekrarlanmaktadır. Hattuşa kentinin idarecisi çeşitli formlarda ekmek verir. Her inanca uygun ekmek ritüele uygun olarak tanrıya sunulmaktadır. Kraliyet çiftinin önünde bu ekmekler kutsanır ve katılımcılara dağıtılırdı. Yine de Hattuşa’daki törenlerde hâkim olan unsur yağmur ve berekettir, ritüellerde amaçlana hep kral ve kraliçenin sağlık ve selametidir. Hattusa'daki kesimde hitap edilen tanrıların sayısı ve kültlerinin yayılma alanı çok geniş tutulmuşsa da her zaman Hitit kralına minnet törenin ana temasını oluşturur. Renkli törenleri, kültürel mekanları ve dinsel ortamıyla Hattuşa sayısız krala ve kraliçeye ev sahipliği yaptıktan sonra sadece yağmalarla ve yıkımlarla değil aynı zamanda kendi çağıyla orantılı bir yangınla da yüzleşmek zorunda kalmıştır. Hattuşa yıkılıp gitse de bin tanrılı hüviyeti akıllardaki yerini korumaktadır. Hattuşa’da yapılan kazılarda arkeolojik buluntular kadar kentin yıkımı da anlaşılmaya çalışılmıştır. Kazılarda yapılan gözlemlerde kale, tapınak ve ev duvarlarının günlerce, belki de haftalarca yangın içinde kaldığı kanısını uyandırıyordu. Bu yangınla birlikte yalnızca bir başkent sönmedi aynı zamanda yalnız Kültepe ve Alacahöyük'teki diğer büyük şehirler yıkılmadı, bütün "Hitit İmparatorluğu' tarihten silindi.
Kadeş Antlaşması
Bak Güneş ve Fırtına tanrılarının Mısır memleketi ile Hatti memleketi için getirmiş oldukları ilahi nizam, onlar arasındaki sulh ve kardeşliktir, düşmanlık değildir.
Yakın Doğu’nun kaderi savaşlar, katliamlar ve intikam saldırılarıyla yazılmıştır. Barış dönemleri kısa, savaş dönemleri ise uzundur. Krallar yaptıkları barışlardan çok imza attıkları katliamlardan, öldürdükleri düşmanlardan ya da sürdükleri halklardan bahsetmektedir. Böyle olunca yapılan nadir antlaşmalar daha da önem kazanmakta, uzun yıllar boyunca tarihi araştırmaların konusu olmaktadır. İnsanlık tarihinin kısa ya da unutulan barışlarından belki ilki, tabi içlerinde en unutulmaz olanı da Kadeş’te imza altına alınandır. Anadolu ve Mısır’da kurulan büyük imparatorluklar uzun süreden bu yana Levant’ın ve Kenan’ın paylaşılması için birbirleriyle rekabet halindedir. Mısır’ın eşsiz hiyerogliflerinde Kadeş uzunca anlatılmış, Hititler ile olan savaş canlı kanlı sahneler ile betimlenmiştir. Bu rekabeti sonlandıran antlaşmanın “Gümüş” ya da “Sonsuz” olarak nitelenmesi de bu yüzdendir. Öyle bir barışa imza atmışlardır ki asırlardır süren kan durmuş, üzerinden geçen binlerce yıla rağmen hakkında yazılan kitaplar, atılan başlıklar hiç de eskimemiştir.
Mısır Firavunu II. Ramses ile Hitit Kralı III. Hattuşili arasında imzalanan metne bakmadan önce Mısır ve Hitit ilişkilerine bakmak gerekir. Öteden beri rekabet halinde bu iki büyük imparatorluk küçük savaşlar ve gidip gelen toprak parçalarıyla Suriye’yi bölüşememektedir. II. Ramses ve II. Muvatalli ise Mısır ile Hitit arasında öteden beridir süren rekabeti Asi nehri kıyılarındaki Kadeş kentine taşıyan iki isimdir. Hititlerin ilerleyen egemenlikleri Suriye sınırlarına dayanmış, Mısır’dan ayrılan bir parça olarak görülen geniş topraklarda I. Şuppiluliuma döneminden başlayarak yeni Hitit arazileri kazanılmıştır. Hiç kuşkusuz Mısır’ın kendi ülkesi gördüğü Suriye’deki Hitit ilerleyişine sessiz kalması beklenemezdir. Huzursuzluk Kadeş’te ete kemiğe bürünecekti. Tarihin kaydettiği ilk ve en büyük savaşlardan birisi bu iki emperyalist gücün küçük bir kentte birbirini ezmek istemesiyle meydana gelecekti. II. Muvatalli döneminin en önemli olaylarından birisi ise hiç kuşkusuz Mısır ile Hitit İmparatorlukları arasındaki ilişkinin iyice gerginleşmesi ve sonunda çatışma noktasına varmasıdır. Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunan Kadeş anlaşmasının yazılı olduğu tablette ne yazık ki II. Muvatalli’nin savaştaki rakibinin adı yazmamaktadır. Ancak söz konusu rakibin II. Ramses ya da I. Seti olduğu düşünülmektedir. I. Seti’nin ölümü ile tahta geçen II. Ramses, krallığının ilk yıllarında iç çekişmemelerle uğraşmış, krallığının dördüncü yılından sonra ise babasının politikasını takip etmiş ve Suriye bölgesiyle ilgilenmeye başlamıştır.
![]() |
| Berlin Neues Müzesi'nde Bulunan Akadça Tablet: Amurru ve Hitit Arasında Yenilenen Versiyonu. |
Kadeş’te çarpışan taraflara ait bilgiler anlaşma metninin olduğu tabletten anlaşılamasa da Mısır’da konuyla ilgili çok sayıda hiyeroglif olması, savaşın Mısır ve Mısır ülkesinin idarecileri için daha önemli olduğu sonucunu doğurmuştur. Daha önce imzalandığı Kadeş’teki metinden de anlaşılan bir barışa göre Mısırlılar Suriye’ye yirmi bin kadar adamıyla gelmiş ve bölgede yeniden söz sahibi olmuştur. Yine de bir önceki barış uzun süreli olmamış ve rekabet iyiden iyiye kızışmıştır. Hitit metinlerinde savaşın hazırlıkları ile savaş sonrası bölgedeki durumun farkı ifade eden bilgiler bulunmaktadır, Hititler ne savaştan ne de sonucundan bahsetmezler. Buna karşın Mısır kaynaklarında tasvirler, betimlemeler ve coşkun ifadeler ile Kadeş Savaşı’nın sonucundan bahsedilir. Kalabalık bir orduyla savaşa gittiğini bildiğimiz Hititler bölgedeki diğer başka müttefiklerini de savaşa sürüklemiştir. Mısır ise kendi idaresi altındaki ülkeler ile kendi birlikleri dışında başka bir gücü savaş meydanına sürmemiştir.
Mısır takviminin ikinci yaz ayının dokuzuncu gününde Ramses, başkent Piramesse’den yola çıkmıştır. Ordu yaklaşık bir ay sonra, muhtemelen Kadeş’in biraz güneyinde, Lübnan ile Anti Lübnan arasında yer alan Şabtuna’ya ulaşmıştır. Firavunun bazı komutanları II. Muvatalli ile barış yapmasını ileri sürdüğü kaydedilmişse de Firavun bu teklifi kabul etmez. Firavuna Hitit ordusunun yaklaşmakta olduğu söylenmiştir ancak Hititler savaşa hazır olarak Kadeş’in hemen yakınında bulunmaktadır. Hitit ordusu nehri geçer ve saldırıya başlar. Mısır kaynaklarına göre Hitit ordusu, 37.000 yaya ve 3.500 arabalı askerden oluşmaktadır. Savaştan sonra II. Muvatalli, yenilgiyi “hayat soluğu” isteyerek ilan etmiştir. Ancak savaş sırasında Ramses zor duruma düşünce babası Amun’a dua eder. Bu dua gerçekten de kurtuluşunu sağlar ve müttefiki Amurru Ülkesi’nin yardımcı kuvvetleri yardıma gelirler. “Kazanan taraf” olarak Firavun böylece ordusunu kurtarmıştır. Savaşı kazanının kim olduğu tartışmalıdır. II. Ramses birliklerini kurtarıp ülkesine dönünce yenilmedim demiştir, Hititler ise ne ülkelerini kaybetmiş ne de hazinelerden olmuştur.
Bu savaşın ardından hemen bir barış imza edilip edilmediği de bilinmemektedir. Yine de elimizdeki metinde Hitit tarafından imzacı olarak III. Hattuşili’nin adı yazmaktadır. Bu tablet hiç kuşkusuz iki tarafın anlaşmaya vardığının en büyük göstergesidir. Akad dilinde yazılan söz konusu tablet 1906 yılında Hattuşa (Boğazköy) antik kenti içinde bulunmuştur. Birleşmiş Milletler tarafından dünyanın ilk diplomatik belgelerinden birisi olarak kabul edilen, yazıya alınmış ilk antlaşma olduğu bilinen Kadeş tableti Karnak’taki Amon Tapınağındaki otuz dizeli bir Mısır metniyle örtüşmektedir. Buradan da metnin iki taraf tarafından kabul edildiği anlaşılmaktadır. Karnak’taki dizeleri yazıya geçirip tercüme eden Jean-François Champollion tarafından 1844’te yayınlanmıştır. Ardından aynı metni içeren bir tablet 1909 yılında Hattuşa (Boğazköy) antik kentinde bulununca işler daha da netleşmiştir. Diplomasi, siyaset ve uzlaşı modern insanın icatları değildir. Bizlerden çok önce, tarihin kendisinden dahi eski dönemlerde atalarımız devletler kurmuşlar, savaşlar yapmışlar, düşmanlarıyla anlaşmışlar ve bunu bir de yazıya dökerek gelecek kuşaklara aktarmışlardır.
Boğazköy kazılarını sürdüren Alman vatandaşı Hugo Winckler ve Osmanlı tebaası Theodore Makridi’nin birlikte yürüttüğü çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılan tablet yine de biraz iddialı da olsa ele geçen en eski ‘uluslararası’ belge olarak ünlenmiştir. Biraz iddialı olsa da bu metnin yakın doğunun tarihinden çok önemli bir yeri olduğu aşikardır. Metinde iki büyük gücün birbirlerine saldırmazlık sözü verdiği ve birbirleriyle müttefik olduklarını ilan ettiklerini görüyoruz. III. Hattuşili’nin de II. Ramses’in de birbirlerinin topraklarına saldırmamaya ant içtiği anlaşılmaktadır. İki imza atan egemenin de birbirlerinin kültürlerinden haberdar olduğu tanrılarını anarak alt ya da üst olmak gibi iddia içinde olmadıkları görülmektedir. Zira yeminlerine sadık kaldıkları müddetçe onlara sağlık ve yaşam tanıyan tanrılar tarafından ödüllendirileceklerini söylemişlerdir. Bu metnin sadece bir iyi niyet beyanı olmadığı, iki tarafın da çatışmaları sonlandırmak için bu imzaları attığı yorumuna varılmışsa da barışın niteliği ve savaşın sonucu metinde oldukça muğlak ifadeler ile geçiştirilmiştir. Öte yandan iki kral için kullanılan ifadeleri karşılaştıran kimi araştırmacılar küçük farklılıkların, barışı isteyen tarafın Hititler olabileceği yönünde yorumlanabileceğini ileri sürmesine neden olmuştur.
Bu barış ile Mısır-Hitit ittifakı göreli bir barış ortamı sağlamış ve Asurluların Suriye’ye girmesinin önünü tıkamıştır. Öte yandan II. Ramses, Hititleri yendiğinden bir şekilde emin olmak, ülkesine galip dönmek ve halkına bir galibiyet yaşatmak arzusundaydı. Bu arzuyu ne pahasına olursa olsun hayata geçirmek için küçük ödünler vermiş olması onu çok da rahatsız etmeyecekti. Evine döndüğünde hiyerogliflere ne yazacağı artık onun işiydi. Mısır galip geldiyse Kadeş’te ne yaşandığının pek de bir önemi kalmayacaktı. İki tarafın elindeki dil farklılıklarını açıklamak ise ancak siyasetin kurnaz araçlarıyla mümkün olabiliyordu. Yaşlanan ve çevresi düşmanlar ile çevrilen bir Firavun olan II. Ramses kendi inancı ekseninde son yolculuğuna hazırlanmak ve halkına müjdeli bir galibiyet armağan etmek istiyordu. Bu hedefine böylece ulaşmıştı. Hititler cephesinde ise III. Hattuşili’nin yeni bir düşmana daha tahammülü yoktu, Kadeş’teki diplomatik yenilgiye ya da siyasi manevralara göz yumamazdı. III. Hattuşili’nin yeniden nüksedecek bir iç karışıklığa yol açmamak için II. Ramses ile barışı imzaladığı yorumu yapılabilir. Zira III. Hattuşili’nin yeğeni Urhi-Teşup amcasına karşı güç yoklamakta ve Mısır ile ittifak kurma ihtimali Hititleri diplomatik açıdan zayıflatmaktaydı. Öte yandan Asur tehdidi Hititler için de bir tehlikeydi ve Mısır’ın kendilerinin yanında olduğunu bilmek III. Hattuşili’yi rahatlatmıştı.
Kadeş sadece küçük, bölgesel bir barış anlaşması değildir. Bilinen dünyanın iki büyük askeri gücü arasında imzalanan ilk uluslararası barışıydı. Bu niteliğiyle hiç unutulmadı, günümüze kadar ulaştı. İmzalanan barış anlaşmasının nitelikleri öyle kapsayıcıydı ki modern barış antlaşmaları dahi onun yolunu takip etti. Kaçakların iadesi şartı ilk kez burada imzalanmıştı. Kaçakların iadesine rağmen tutsaklara iyi muamele edilmesi şartı da getirilmesi unutulmamıştı. Barışın ekonomik refaha olan etkisi de kaçınılmazdı. Antlaşmayı yapanlar bunun farkındaydı. Savaşlardan yılmış durumdaki Kenan ve Levant’ta ekonomi barış sayesinde yeniden canlanmıştı. Mısır’ın efsanevi piramitleri de Kadeş Barış Antlaşması’nın sağladığı huzur ve güvenlik ortamında inşa edilebildi. Barış ileri de iki hanedan arasında kurulan siyasi ve diplomatik bağın ailevi bir bağa dönüşmesine de yol açtı. Evlilik bağıyla pekişen Hitit ve Mısır arasındaki dostluk ve barış ilişkisi Hititlerin tarih sahnesinden çekilmesine kadar devam etti.
Kaynaklar:
Mircea Eliade, Dinsel İnançlar Tarihi, 3 Cilt, Çev: Ali Berktay, Ankara: Kabalcı Yayınevi, 2003.
Muazzez İlmiye Çığ, İştar’ın Kaleminden Hititler ve Hattuşa, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2000.
Sevgül Çilingir Cesur, Hititlerde Ritüel ve Büyü, İstanbul: Vakıfbank Kültür Yayınları, 2020.
Teoman Duralı, Çev., Gılgamış Destanı, İstanbul: Çantay Kitabevi, 1992.
Kurtuluş Kıymet, Hitit Metinlerinde Akad Çağı ile İlgili Kayıtlar, Tarih Araştırmaları Dergisi, 38:66, 2019, s. 1-66.
Jean Bottéro, Der., Eski Yanıdoğu: Sümer’den Kutsal Kitap’a, Ankara: Dost Kitabevi, 2005.
İlker Koç, Ed., Hititler, Ankara: ODTÜ Yayıncılık, 2003.
Meltem Alparslan, II. Muvatalli ve Dönemi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, 2007.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder